Category Archives: Fransa

Marsilya ve Toulon

Pegasus Havayolları’nın Barcelona’ya hat açmasını dört gözle bekliyordum. İspanya’ya direkt uçan tek havayolu THY olduğu için biletler pahalıydı bu yüzden Pegasus çok iyi bir fırsat oldu. Ancak İspanya’ya çift olarak gitmek istiyorduk, bu nedenle eşim Emre’nin, çok yakın bir arkadaşı olan Saygın’a planımızı aktardık, izin alma süreçleri falan derken gidiş biletleri biraz pahalılandı. Biz de planda ufak değişiklik yapıp daha uygun fiyata uçabileceğimiz Marsilya’yı tercih ettik. Aslında ilk plan Marsilya, Cannes ve Nice’i gezdikten sonra arabayla sahilden Barcelona‘ya geçmekti, ancak hem kiralık araba ile ülke değiştirme maliyetleri hem vakit kaybı, hem de yorucu olacağı için Barcelona’ya uçakla geçmeyi düşündük. Araştırmamız sonucunda easyjet‘te çok uygun fiyata (kişi başı 45 euro civarı) Nice-Barcelona uçuşu bulunca üzerine atladık.

IMG_4203
Les Miserables

İlk durağımız Marsilya oldu. 26 Haziran 2013 gece 23.30 uçağıyla havalanıp, saat 1 gibi oraya vardık. İlk gece için otel ayarlamadık, bunun sebebi hem otele geç varacağımız için yarım kaldığımız bir geceye 80-90 euro para vermemek, hem sabah araba kiralayacağımız için havalimanına geri dönmek zorunda kalmamak hem de Marsilya hakkında okuduğum “çok tehlikeli, güvensiz, sabah 10’da adam öldürüyorlar” yorumları oldu. Açıkçası gece Marsilya’ya inip otel aramak istemedim. Bu nedenle havalimanında bir gece yatmayı tercih ettik.

Eşim ve kankası Saygın, üniversiteye başlamadan önce Akdeniz sahillerinde gezerken parklarda yattığından bu fikri ortaya atan kişiler oldular. Yukarıda saydığım sebeplerle de duruma itiraz etmedim. Uçağımız indikten sonra çok kısa bir pasaport kontrolünden geçtik. Easyjet ve Ryanair gibi low-cost havayollarının hizmet verdiği terminalden çıkış yaptık. Ben öncesinde lonelyplanet forumunda havalimanında kalabilir miyiz kalırsak ne olur gibi sorular sormuştum, onlara dayanarak mevcut terminalden çıkıp sağa doğru ilerledik ve ana terminale vardık. Üst katta yerler halıfleksle kaplıydı, plaj havlularımızı serdik, yanımızda getirdiğimiz çarşaflarımızı da üstümüze örttük. Eşimin içi rahat etmedi sanırım bu nedenle gece biz uyurken o oturup kitap okudu. Sabah hoparlörlerden yayılan müzik sesi ve valiz çekme sesleri ile uyandık. Kahvaltımızı başka yer bulamadığımız için starbucks’ta ettik.

IMG_4217
Marsilya

 

IMG_4213
Marsilya Yat Limanı

Sonrasında Europcar’a giderek kiraladığımız arabayı teslim aldık. Kiralık arabaları önceden ayarlamak çok önemli çünkü hem uygun fiyat alıyorsunuz hem de arabasız kalma gibi bir ihtimaliniz olmuyor. İtalya seyahatinde bunun sıkıntısını çekmiştik hatırlarsanız. 4 kişi, 2 büyük valiz, birer de el bagajımız olduğundan sığabilmek için büyük araba kiraladık. Şansımıza Toyota Coralla Verso denk geldi. Ama ona bile bagaj üstü kapağında tümsek yaratmadan sığmamız çok zor oldu. Araba kiralarken valizlerinizin büyüklüğüne dikkat edin derim. İyi ki Golf vb. kiralamamışız dedik. Arabayı aldıktan sonra ilk durağımız Marsilya’nın içi oldu.

IMG_4247
Nefis ama pahalı…

 

Bu seyahatimizde de İtalya’daki gibi Navfree isimli yazılımı kullandık ancak bu sefer iki harita yüklü olduğundan mıdır nedir, güzergahları bulmakta sıkıntı çekti alet. Birçok kez Saygın’ın elindeki SonyEricsson telefonun GPS’inden faydalandık ki , o da internete ihtiyaç duyuyor. Marsilya’nın içinde yat limanı bulunuyor, gezerken gördüğüm kartpostallarda gece görünüşü çok muhteşem ancak gündüz pek bir numarası yok gibi. Sahil boyunca yürüdük, tepede meşhur bir kilise varmış, gece tam dinlenemediğimiz için tepeye kadar çıkmak istemedik. Fransa’da ve İtalya’da birçok yerde şehir içi oyuncak tren tadından gezdiren trenler var biz fiyatlarını gereksiz pahalı bulduk ancak belki siz seversiniz. Yat limanının önündeki bir kafede bir şeyler içtikten sonra şehrin ara sokaklarında biraz turladık. İyi bir süpermarkete rastlayınca da ekmek, hindi salamı, peynir, içme suyu ve portakal suyu alarak kalacağımız otele arabayla hareket ettik.

 

IMG_4244
Marsilya

 

Aklımdan geçen planda ilk gün Marsilya ve Toulon arasındaki köylerde denize girmek vardı, ancak yorgunluk hepimizi vurunca otele gitmeye karar verdik. 3-4 civarı otele vardık, aldıklarımızla kendimize sandviç aldıktan sonra herkes dinlenmeye çekildi. Akşam 6 gibi hazırlanıp dışarı çıktık. Resepsiyondaki amcaya yemek yiyebileceğimiz yer sorduk, sahildeki bir pizzacıyı tarif etti ve kartını verdi.

IMG_4267
Ateş, su, hava, tahta

 

Biz de şehrin içinde dolana dolana yat limanının oraya indik. Pizzacıyı bulduk ancak çok hoşumuza gitmedi. Limanın sonuna doğru bir barda oturup birer bira parlatalım dedik. Eşim ve Saygın Edelweiss buğday birası isterken biz de birer Amstel aldık. Biralarımız geldikten birkaç dakika sonra elinde minik bir karatahtaya Fransızca yemekler yazılı bir adam çıkıp geldi tahtayı masamıza bıraktı ve gitti. Ne yapacağımızı bilemedik, güldük, tahtanın fotoğrafını çektik. 5 dakika sonra adam geri dönüp ne sipariş edeceğimizi sordu, biz de ona yemek yemeyeceğimizi söyleyince şoka girdi tahtayı alıp gitti. 1 dakika sonra ise siparişimizi almış olan kız yanımıza gelip, üstünde servis olan masalara oturmanın “ben yemek yiyeceğim” demek olduğunu bize söyledi. Biz de bunun üzerine böyle bir şeyden haberdar olmadığımızı söyledik. Kız da bizden başka bir masaya geçmemizi istedi, paşa paşa geçtik. Ancak olay burada bitmedi. 6 Euro olan biraları bize 10 euro yazdılar, hesaba itiraz ettiğimizde de zaten öyleydi dediler. Menüyü göster desek adama, yalan söylediği ortaya çıkacak ama bilmediğimiz memlekette kavga gürültü etmek istemediğimiz için 3-5 euronun peşine düşmedik, bahşiş de bırakmadık ama. Mekanın ismi La Lampa. Haram olsun verdiğimiz para. Size tavsiyem Toulon’a giderseniz bu mekanın yanından bile geçmeyin.

Pizzacıyı gözümüz tutmayınca interneti açtık ve iş tripadvisor’a düştü, 2 tane çok güzel lokantaya yönlendirdi bizi ilki La Promesse idi kapısına geldiğimizde Michelin yıldızlı olduğunu gördük, fiyatlar da hayli yüksekti tabii. Bu nedenle bir sokak aşağıdaki başka bir restorana yöneldik, orası da fazla kalabalıktı. Bir üçüncü restoranı ararken küçük bir meydanda bir pizzacı gördük, Fransız kaynıyordu. Yerliler yiyorsa çok da kötü olamaz diyerek restoran arayışımızı sonlandırdık.

IMG_4279

IMG_4280

IMG_4281

 

Dördümüz de birer pizza söyledik, benimkinde patlıcan ve enginar kalbi vardı gerçekten çok lezzetliydi. Saygın adında Pakistan geçen bir pizza istedi, tonbalıklı sarımsaklı falandı ancak Pakistan ile ton balığını bağdaştıramadık 🙂 Eşim ise köz biberli, mantarlı bir pizza söyledi, bir de mekanın kendi şarabından içtik o da gayet düzgündü. Buraya yolunuz düşerse kafa rahat bir yemek için tavsiye ederim, fiyatlar da aşırı yüksek değil, bir pizza 14 euro civarıydı. Mekanın ismi Chez Gaetano Pizzeria.

 

IMG_4297
Bir takım eğlenceler…
IMG_4306
Toulon Meydan’da çılgınlıklar

Yemekten sonra dinlenmek için otelimize döndük. Burada Hotel De La Gare’da kaldık. Garın tam karşısında orta hallice fiyatlı bir otel, çarşaflar falan temizdi ama ekstra konfor beklememek gerekiyor. Arabamızı gara 15 metre mesafede yerin altındaki otoparka bıraktık, normalde günlüğü 15 euro ancak otel müşterisi olunca 8 euroya geldi. Bu arada ilerleyen yazılarda da göreceğiniz üzere otoparka verdiğimiz paranın haddi hesabı yok.

 

IMG_4317
Cassis

 

Ertesi sabah kahvaltıyı yine marketten yapılan alışverişle hallettik. Dandik kruvasan, çilek reçeli ve kahve içeren Fransız otel kahvaltısına 8-10 euro vermektense bu taktikle kişi başı 3-4 euroya karnımızı çok güzel doyurduk.

IMG_4319
Cassis

Sonrasında ise önceki gün gidemediğimiz koylara gitmek amacıyla geriye doğru yola koyulduk.

IMG_4314
Cassis

İnternette yaptığım araştırmalara göre, Marsilya ile Toulon arasında Calanques adı verilen koylar varmış, bu koylar milli park statüsünde olduğundan arabayla erişim sadece bir noktaya kadar sağlanıyormuş. Bu muhteşem turkuaz rengi denize girmek amacıyla Cassis isimli küçük bir balıkçı köyüne gittik. Köy küçük ama köye olan ilgi büyük olunca araba park edecek yer bulmak hayli vaktimizi aldı.

 

IMG_4319
Cassis

 

Turizm ofisinden güzel koylara gidebilmemiz için arabayı bıraktıktan sonra 1,5 saat daha yürümemiz gerektiğini söylediklerinden turkuaz rengi koy hayalimiz de suya düştü.

 

IMG_4324
Deniz güzel gibi ama hava kötü.

 

O sırada dünden beri peşimizi bırakmayan serin hava devam ediyordu. Zaten bu havada da denize girilmez diyerek kendimizi teselli edip Cannes’a doğru yola çıktık.

 

IMG_4327
Cannes yollarında…

İkinci bölüm için tıklayınız…

Cannes, Nice ve Monaco

İlk bölüm için tıklayınız…

Cannes’a varmadan önce yolumuzun üzerindeki St. Tropez’ye uğramadan geçmek istemedik. Lüks yatları, romantik küçük sokakları ile St. Tropez sevimli bir yer ama yemek açısından pahalı doğal olarak. Sahildeki restoranlara yaklaşmadık bile. Eşim elinde sandviç gördüğü bir adamı takip ederek sandviçin kaynağına ulaşmayı başardı. Sandviçlerin içinde ne olduğunu anlama mücadelemiz sırasında sahibi keçi peynirli sandviçi beeeeleyerek anlatmayı başardı. 🙂 Kişi başı 6-7 euroya sandviç yiyip St. Tropez sokaklarından aylak aylak gezdik.

 

IMG_4371
Panini manini

 

Ben şahsen ünlülerin burada ne bulduğunu anlayamadım ya da biz çok yanlış gelmişiz dedim kendime.

IMG_4374
St Tropez Sokakları

 

spain020
Birer krep lüplettik

spain021

 

Merkezinde küçük bir plajımsı yer bulduk onda da sanki yan tarafından denize wc akıyormuş gibi geldi açıkçası içim elvermedi girmeye.

 

spain022
St. Tropez

 

spain023
St. Tropez şekercisi

Akşam üzeri Cannes’deki İbis Budget isimli otelimize vardık. Geceliği iki kişilik 50 euroydu. (aslında bizim odalarda altta 2 kişilik üstte de ranza stili bir kişilik yatak vardı, yani 3 kişi 50 euroya da kalınabilir) Odalar mikro seviyede düzenlenmiş. Lavabo küçücük ve odanın köşesinde, duşakabin ise odadan direkt kendi cam kapısı ile ayrılıyor, duvara gömmüşler yani anlayacağınız.

spain048
Saygın’ın ranza üstü qeyfi 😛

İnternet bedava, kahvaltı ise 6 euro. Otelimize yerleştikten sonra merkeze doğru sallandık. Yolda nereli olduğumuzu soran bir amca cevabımızı duyunca Gezi olayları üzerine bizimle sohbet etti ve eğer birliğe katılmak istiyorsanız ondan kurtulmalısınız dedi.

spain024
Tokuştur Guinness’leri…

Ben daha uzun kalacağımız için daha çok İspanya’daki yeme-içme olaylarına konsantre olmuştum. Bu nedenle Cannes’da bir restoran bilmiyordum. Açlık da başa vurunca sıra sıra dizilmiş restoranların önündeki menülerine bakarak geçtik. Bir yerin önünde durup 3 kişilik deniz ürünleri tabağının 93 euro olduğunu görünce koşarak kaçalım buradan demişliğim oldu. Sonradan öğrendiğim kadarıyla Cannes’ın en meşhur balıkçısı orasıymış. 🙂

spain027

 

spain026
Byron Burger

Sonrasında Guinness içme arzusuyla Byron isimli mekana oturduk, biramızın sonlarında mekandan kalkmak zor geldiğinden yemeğimizi de orada yedik. Üçümüz Byron burger aldık, Saygın ise deniz ürünlü noodle tercih etti. Yemekler güzeldi ama çılgıncasına tavsiye edilecek kadar da başarılı değildi.

spain033
Grasse

Ertesi sabah yine marketten aldıklarımızla kahvaltı ettikten sonra parfümleri ile ünlü Grasse şehrini görmeye karar verdik. Asıl planımız Grasse’e uğradıktan sonra denize girmekti ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Grasse; Patrick Süskind’in Das Parfüm kitabında baş kahramanın yaşadığı yer. Daracık sokakları ile bir tepenin üzerine konuşlanmış.

spain032
Grasse

Evlerin çoğu sanki çoooook eskilerden kalmış gibi. Bazılarının dış duvarlarından rutubet sızıyor, bazılarının ise boyaları akmış…

 

spain031
Grasse

 

spain030
Grasse

Şehrin merkezinde Fragonard’ın mini parfüm müzesini bedavaya gezdik ve dükkandan biraz alışveriş yaptık.

spain028
Müge Çiçeği

 

spain029
Fragonard Dükkan

2013’ü Müge çiçeği yılı ilan etmişler o yüzden müge çiçeğinin parfümleri, sabunları ve oda kokuları vardı. Ben deliye döndüm tabii. Hepsinden aldım :). Burada başka bir sürü parfüm dükkanı daha var. Saygın’ın eşi Sümeyra da başka bir dükkandan çok güzel bir parfüm aldı. Seçim yapmakta çok zorlandık diyebilirim.

Fotoğraflarda da göreceğiniz üzere haziranın sonunda uzun kollularla gezdiğimiz için o gün de denize girmeyi erteledik ve Monaco’ya gitmeye karar verdik.

spain034
Monaco

Fransa’da araba kiralayıp gezecekseniz aklınızda tutmanız gereken bir şey var. Otoyollar çok pahalı! 15-20 km’de bir gişelere girip her birinde 3-5 euro ödemekten iflahımız söküldü! Monaco’ya da bu yollardan geçerek vardık.

spain042
Monaco ve biz
spain040
Monaco

 

spain041
Monaco

Seyahatimizin Fransa kısmında bizi en çok etkileyen yer Monaco oldu. Küçücük bir alanda sıkışmış gökdelenler, şehrin ortasında kaydıraklı bir havuz, en pahalı arabalar (Lamborgini, Bentley… ) marinada muhteşem yatlar…

spain035
Monaco polisi
spain037
Monaco’da yatlar
spain038
Monaco’da gökdelenler

Şansımıza Longines’in sponsor olduğu atla atlama şampiyonası vardı. Monte-Carlo’ya doğru yürürken önünden geçtik ve aklımdan şimdi burayı kapatırlar istesek de izleyemeyiz diye geçti fakat dönüşte durumun öyle olmadığını gördük.

spain036

 

spain039

 

Biz seyrederken Türkiye’yi temsilen Ömer Karaevli yarıştı. Şaşırdık tabii. Yarışmanın sonunu görmeden Monaco’dan ayrıldık o nedenle kaçıncı oldu bilemiyorum.

spain043
Cassio Rivetti yarışıyor

 

spain044
Ömer Karaevli
spain045
Ömer Karaevli yarışıyor
spain046
Geir Gulliksen yarışıyor

O gece Fransa’da son gecemiz olduğundan güzel bir restoranda yemek yiyelim dedik. Saygıncım internetten Ciro Restoran‘ı buldu. Cannes’da sahile inmeden bir ara sokakta yer alıyor. Yemek seçerken garsonumuz çok yardımcı oldu. Veal nedir diye sorduğumuzda bize şirin bir şekilde baby cow dedi 🙂

spain049

 

Başlangıç olarak  bu soğukların olduğu tabağı aldık. bizim için domuz eti yerine fume dana eti koydular. Minicik ama inanılmaz lezzetli midyeler (sanırım şarap sosunda pişmişti), mozarella, çiğ midye ve karides, kurutulmuş domates ve patlıcandan oluşan bu tabak çok hoşumuza gitti.

spain050
cotaletta milanese

Saygıncım cotaletta milanese istedi yani et şinitzel diyebiliriz. Lezzeti gayet yerindeydi.

spain052

Ben deniz ürünlü tagliatelle istedim gerçekten mükemmeldi bitiremediğim için o kadar üzüldüm ki anlatamam. Emre ve Sümeyra’da başka makarnalardan istediler onlar da çok memnun kaldı.

 

spain051

 

spain053

Şarap olarak Ciro’nun house wine’ını tercih ettik, italyan restoranı olduğu için şarap da İtalya’dan gelmişti ve başarılıydı. Tam rakamı hatırlamasam da 100 euro civarı hesap verdiğimizi söyleyebilirim.

Cannes’da son günümüzde hava sıcacık olunca denize girme fırsatını yakaldık. Fransa’nın İtalya sınırındaki Menton isimli kasabasına gittik. Deniz uzaktan turkuaz rengi gözükse de yakınına gittiğinizde bizim denizimiz gibi berrak değil. Öğleden sonraya kadar güneşin tadını çıkardık sonrasında ise akşam 8’deki uçağımıza binmek için Nice’e doğru yola çıktık.

Nice-Barcelona uçuşumuzu easyjet’le gerçekleştirdik. Biletimizi önceden aldığımız için kişi başı 45 euro civarında bir para ödedik. Easyjet low-cost denen havayolu tipinde, ikramlar paralı ve en önemlisi kabin bagajı dışında aşağıya verdiğiniz bagaj için ek ödeme yapıyorsunuz. Dikkat edilmesi gereken diğer nokta ise ek bagaj kilosu bileti aldığınızda daha ucuz, sonrasından internetten alayım deseniz bile kilo başına 10 euro civarı fiyat çakıyorlar. Hele ki havaalanında bagaj öderseniz işte o zaman çok yüksek ücretler 🙂 Kabin bagajında ise ağırlık sınırı yok ama ebat sınırı var.

Bir saatlik uçuşun ardından akşam 9 civarı Barcelona’ya iniş yaptık. Burada küçük bir not düşmek isterim ki; öleyazıyorduk!! Tam uçak Barcelona üstünde, denizden karaya doğru alçalmaya başlıyor, Saygıncım ile Sümeyra birbirine sarılmış uyuyor işte o saniyede uçak birden 15-20 derece sağa yattı, bildiğin teknenin sağa yatması gibi sağa doğru gittik sonra hemen düzeldik. Saygın ve Sümeyra yerlerinden fırladılar resmen, ben çığlık attığımı hatırlıyorum

spain054
Barcelona

Ertesi sabah önceden kiraladığımız aracı havalimanından alacağımızdan Frontair Congress Aeropuerto isimli oteli tercih ettik. Gecelik sadece 53 euro ödedik üstelik havaalanında gidiş – geliş shuttle bedava. Otelin oda kalitesi iyiydi üstelik devasa bir alışveriş merkezinin yanında. Şehre çok uzak olduğunu belirtmek isterim. Akşam yemeğinde ise otelin restoranında yeme gafletinde bulunduk, ama rezaletti, o anları hatırlamak dahi istemiyorum 🙂 Siz kalırsanız gidin McDonalds yiyin,o fersah fersah daha iyi.

Sabah erkenden arabamızı almak için havaalanına döndük.

3. bölüm için tıklayınız.