Marsilya ve Toulon

Pegasus Havayolları’nın Barcelona’ya hat açmasını dört gözle bekliyordum. İspanya’ya direkt uçan tek havayolu THY olduğu için biletler pahalıydı bu yüzden Pegasus çok iyi bir fırsat oldu. Ancak İspanya’ya çift olarak gitmek istiyorduk, bu nedenle eşim Emre’nin, çok yakın bir arkadaşı olan Saygın’a planımızı aktardık, izin alma süreçleri falan derken gidiş biletleri biraz pahalılandı. Biz de planda ufak değişiklik yapıp daha uygun fiyata uçabileceğimiz Marsilya’yı tercih ettik. Aslında ilk plan Marsilya, Cannes ve Nice’i gezdikten sonra arabayla sahilden Barcelona‘ya geçmekti, ancak hem kiralık araba ile ülke değiştirme maliyetleri hem vakit kaybı, hem de yorucu olacağı için Barcelona’ya uçakla geçmeyi düşündük. Araştırmamız sonucunda easyjet‘te çok uygun fiyata (kişi başı 45 euro civarı) Nice-Barcelona uçuşu bulunca üzerine atladık.

IMG_4203
Les Miserables

İlk durağımız Marsilya oldu. 26 Haziran 2013 gece 23.30 uçağıyla havalanıp, saat 1 gibi oraya vardık. İlk gece için otel ayarlamadık, bunun sebebi hem otele geç varacağımız için yarım kaldığımız bir geceye 80-90 euro para vermemek, hem sabah araba kiralayacağımız için havalimanına geri dönmek zorunda kalmamak hem de Marsilya hakkında okuduğum “çok tehlikeli, güvensiz, sabah 10’da adam öldürüyorlar” yorumları oldu. Açıkçası gece Marsilya’ya inip otel aramak istemedim. Bu nedenle havalimanında bir gece yatmayı tercih ettik.

Eşim ve kankası Saygın, üniversiteye başlamadan önce Akdeniz sahillerinde gezerken parklarda yattığından bu fikri ortaya atan kişiler oldular. Yukarıda saydığım sebeplerle de duruma itiraz etmedim. Uçağımız indikten sonra çok kısa bir pasaport kontrolünden geçtik. Easyjet ve Ryanair gibi low-cost havayollarının hizmet verdiği terminalden çıkış yaptık. Ben öncesinde lonelyplanet forumunda havalimanında kalabilir miyiz kalırsak ne olur gibi sorular sormuştum, onlara dayanarak mevcut terminalden çıkıp sağa doğru ilerledik ve ana terminale vardık. Üst katta yerler halıfleksle kaplıydı, plaj havlularımızı serdik, yanımızda getirdiğimiz çarşaflarımızı da üstümüze örttük. Eşimin içi rahat etmedi sanırım bu nedenle gece biz uyurken o oturup kitap okudu. Sabah hoparlörlerden yayılan müzik sesi ve valiz çekme sesleri ile uyandık. Kahvaltımızı başka yer bulamadığımız için starbucks’ta ettik.

IMG_4217
Marsilya

 

IMG_4213
Marsilya Yat Limanı

Sonrasında Europcar’a giderek kiraladığımız arabayı teslim aldık. Kiralık arabaları önceden ayarlamak çok önemli çünkü hem uygun fiyat alıyorsunuz hem de arabasız kalma gibi bir ihtimaliniz olmuyor. İtalya seyahatinde bunun sıkıntısını çekmiştik hatırlarsanız. 4 kişi, 2 büyük valiz, birer de el bagajımız olduğundan sığabilmek için büyük araba kiraladık. Şansımıza Toyota Coralla Verso denk geldi. Ama ona bile bagaj üstü kapağında tümsek yaratmadan sığmamız çok zor oldu. Araba kiralarken valizlerinizin büyüklüğüne dikkat edin derim. İyi ki Golf vb. kiralamamışız dedik. Arabayı aldıktan sonra ilk durağımız Marsilya’nın içi oldu.

IMG_4247
Nefis ama pahalı…

 

Bu seyahatimizde de İtalya’daki gibi Navfree isimli yazılımı kullandık ancak bu sefer iki harita yüklü olduğundan mıdır nedir, güzergahları bulmakta sıkıntı çekti alet. Birçok kez Saygın’ın elindeki SonyEricsson telefonun GPS’inden faydalandık ki , o da internete ihtiyaç duyuyor. Marsilya’nın içinde yat limanı bulunuyor, gezerken gördüğüm kartpostallarda gece görünüşü çok muhteşem ancak gündüz pek bir numarası yok gibi. Sahil boyunca yürüdük, tepede meşhur bir kilise varmış, gece tam dinlenemediğimiz için tepeye kadar çıkmak istemedik. Fransa’da ve İtalya’da birçok yerde şehir içi oyuncak tren tadından gezdiren trenler var biz fiyatlarını gereksiz pahalı bulduk ancak belki siz seversiniz. Yat limanının önündeki bir kafede bir şeyler içtikten sonra şehrin ara sokaklarında biraz turladık. İyi bir süpermarkete rastlayınca da ekmek, hindi salamı, peynir, içme suyu ve portakal suyu alarak kalacağımız otele arabayla hareket ettik.

 

IMG_4244
Marsilya

 

Aklımdan geçen planda ilk gün Marsilya ve Toulon arasındaki köylerde denize girmek vardı, ancak yorgunluk hepimizi vurunca otele gitmeye karar verdik. 3-4 civarı otele vardık, aldıklarımızla kendimize sandviç aldıktan sonra herkes dinlenmeye çekildi. Akşam 6 gibi hazırlanıp dışarı çıktık. Resepsiyondaki amcaya yemek yiyebileceğimiz yer sorduk, sahildeki bir pizzacıyı tarif etti ve kartını verdi.

IMG_4267
Ateş, su, hava, tahta

 

Biz de şehrin içinde dolana dolana yat limanının oraya indik. Pizzacıyı bulduk ancak çok hoşumuza gitmedi. Limanın sonuna doğru bir barda oturup birer bira parlatalım dedik. Eşim ve Saygın Edelweiss buğday birası isterken biz de birer Amstel aldık. Biralarımız geldikten birkaç dakika sonra elinde minik bir karatahtaya Fransızca yemekler yazılı bir adam çıkıp geldi tahtayı masamıza bıraktı ve gitti. Ne yapacağımızı bilemedik, güldük, tahtanın fotoğrafını çektik. 5 dakika sonra adam geri dönüp ne sipariş edeceğimizi sordu, biz de ona yemek yemeyeceğimizi söyleyince şoka girdi tahtayı alıp gitti. 1 dakika sonra ise siparişimizi almış olan kız yanımıza gelip, üstünde servis olan masalara oturmanın “ben yemek yiyeceğim” demek olduğunu bize söyledi. Biz de bunun üzerine böyle bir şeyden haberdar olmadığımızı söyledik. Kız da bizden başka bir masaya geçmemizi istedi, paşa paşa geçtik. Ancak olay burada bitmedi. 6 Euro olan biraları bize 10 euro yazdılar, hesaba itiraz ettiğimizde de zaten öyleydi dediler. Menüyü göster desek adama, yalan söylediği ortaya çıkacak ama bilmediğimiz memlekette kavga gürültü etmek istemediğimiz için 3-5 euronun peşine düşmedik, bahşiş de bırakmadık ama. Mekanın ismi La Lampa. Haram olsun verdiğimiz para. Size tavsiyem Toulon’a giderseniz bu mekanın yanından bile geçmeyin.

Pizzacıyı gözümüz tutmayınca interneti açtık ve iş tripadvisor’a düştü, 2 tane çok güzel lokantaya yönlendirdi bizi ilki La Promesse idi kapısına geldiğimizde Michelin yıldızlı olduğunu gördük, fiyatlar da hayli yüksekti tabii. Bu nedenle bir sokak aşağıdaki başka bir restorana yöneldik, orası da fazla kalabalıktı. Bir üçüncü restoranı ararken küçük bir meydanda bir pizzacı gördük, Fransız kaynıyordu. Yerliler yiyorsa çok da kötü olamaz diyerek restoran arayışımızı sonlandırdık.

IMG_4279

IMG_4280

IMG_4281

 

Dördümüz de birer pizza söyledik, benimkinde patlıcan ve enginar kalbi vardı gerçekten çok lezzetliydi. Saygın adında Pakistan geçen bir pizza istedi, tonbalıklı sarımsaklı falandı ancak Pakistan ile ton balığını bağdaştıramadık 🙂 Eşim ise köz biberli, mantarlı bir pizza söyledi, bir de mekanın kendi şarabından içtik o da gayet düzgündü. Buraya yolunuz düşerse kafa rahat bir yemek için tavsiye ederim, fiyatlar da aşırı yüksek değil, bir pizza 14 euro civarıydı. Mekanın ismi Chez Gaetano Pizzeria.

 

IMG_4297
Bir takım eğlenceler…
IMG_4306
Toulon Meydan’da çılgınlıklar

Yemekten sonra dinlenmek için otelimize döndük. Burada Hotel De La Gare’da kaldık. Garın tam karşısında orta hallice fiyatlı bir otel, çarşaflar falan temizdi ama ekstra konfor beklememek gerekiyor. Arabamızı gara 15 metre mesafede yerin altındaki otoparka bıraktık, normalde günlüğü 15 euro ancak otel müşterisi olunca 8 euroya geldi. Bu arada ilerleyen yazılarda da göreceğiniz üzere otoparka verdiğimiz paranın haddi hesabı yok.

 

IMG_4317
Cassis

 

Ertesi sabah kahvaltıyı yine marketten yapılan alışverişle hallettik. Dandik kruvasan, çilek reçeli ve kahve içeren Fransız otel kahvaltısına 8-10 euro vermektense bu taktikle kişi başı 3-4 euroya karnımızı çok güzel doyurduk.

IMG_4319
Cassis

Sonrasında ise önceki gün gidemediğimiz koylara gitmek amacıyla geriye doğru yola koyulduk.

IMG_4314
Cassis

İnternette yaptığım araştırmalara göre, Marsilya ile Toulon arasında Calanques adı verilen koylar varmış, bu koylar milli park statüsünde olduğundan arabayla erişim sadece bir noktaya kadar sağlanıyormuş. Bu muhteşem turkuaz rengi denize girmek amacıyla Cassis isimli küçük bir balıkçı köyüne gittik. Köy küçük ama köye olan ilgi büyük olunca araba park edecek yer bulmak hayli vaktimizi aldı.

 

IMG_4319
Cassis

 

Turizm ofisinden güzel koylara gidebilmemiz için arabayı bıraktıktan sonra 1,5 saat daha yürümemiz gerektiğini söylediklerinden turkuaz rengi koy hayalimiz de suya düştü.

 

IMG_4324
Deniz güzel gibi ama hava kötü.

 

O sırada dünden beri peşimizi bırakmayan serin hava devam ediyordu. Zaten bu havada da denize girilmez diyerek kendimizi teselli edip Cannes’a doğru yola çıktık.

 

IMG_4327
Cannes yollarında…

İkinci bölüm için tıklayınız…

Cannes, Nice ve Monaco

İlk bölüm için tıklayınız…

Cannes’a varmadan önce yolumuzun üzerindeki St. Tropez’ye uğramadan geçmek istemedik. Lüks yatları, romantik küçük sokakları ile St. Tropez sevimli bir yer ama yemek açısından pahalı doğal olarak. Sahildeki restoranlara yaklaşmadık bile. Eşim elinde sandviç gördüğü bir adamı takip ederek sandviçin kaynağına ulaşmayı başardı. Sandviçlerin içinde ne olduğunu anlama mücadelemiz sırasında sahibi keçi peynirli sandviçi beeeeleyerek anlatmayı başardı. 🙂 Kişi başı 6-7 euroya sandviç yiyip St. Tropez sokaklarından aylak aylak gezdik.

 

IMG_4371
Panini manini

 

Ben şahsen ünlülerin burada ne bulduğunu anlayamadım ya da biz çok yanlış gelmişiz dedim kendime.

IMG_4374
St Tropez Sokakları

 

spain020
Birer krep lüplettik

spain021

 

Merkezinde küçük bir plajımsı yer bulduk onda da sanki yan tarafından denize wc akıyormuş gibi geldi açıkçası içim elvermedi girmeye.

 

spain022
St. Tropez

 

spain023
St. Tropez şekercisi

Akşam üzeri Cannes’deki İbis Budget isimli otelimize vardık. Geceliği iki kişilik 50 euroydu. (aslında bizim odalarda altta 2 kişilik üstte de ranza stili bir kişilik yatak vardı, yani 3 kişi 50 euroya da kalınabilir) Odalar mikro seviyede düzenlenmiş. Lavabo küçücük ve odanın köşesinde, duşakabin ise odadan direkt kendi cam kapısı ile ayrılıyor, duvara gömmüşler yani anlayacağınız.

spain048
Saygın’ın ranza üstü qeyfi 😛

İnternet bedava, kahvaltı ise 6 euro. Otelimize yerleştikten sonra merkeze doğru sallandık. Yolda nereli olduğumuzu soran bir amca cevabımızı duyunca Gezi olayları üzerine bizimle sohbet etti ve eğer birliğe katılmak istiyorsanız ondan kurtulmalısınız dedi.

spain024
Tokuştur Guinness’leri…

Ben daha uzun kalacağımız için daha çok İspanya’daki yeme-içme olaylarına konsantre olmuştum. Bu nedenle Cannes’da bir restoran bilmiyordum. Açlık da başa vurunca sıra sıra dizilmiş restoranların önündeki menülerine bakarak geçtik. Bir yerin önünde durup 3 kişilik deniz ürünleri tabağının 93 euro olduğunu görünce koşarak kaçalım buradan demişliğim oldu. Sonradan öğrendiğim kadarıyla Cannes’ın en meşhur balıkçısı orasıymış. 🙂

spain027

 

spain026
Byron Burger

Sonrasında Guinness içme arzusuyla Byron isimli mekana oturduk, biramızın sonlarında mekandan kalkmak zor geldiğinden yemeğimizi de orada yedik. Üçümüz Byron burger aldık, Saygın ise deniz ürünlü noodle tercih etti. Yemekler güzeldi ama çılgıncasına tavsiye edilecek kadar da başarılı değildi.

spain033
Grasse

Ertesi sabah yine marketten aldıklarımızla kahvaltı ettikten sonra parfümleri ile ünlü Grasse şehrini görmeye karar verdik. Asıl planımız Grasse’e uğradıktan sonra denize girmekti ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Grasse; Patrick Süskind’in Das Parfüm kitabında baş kahramanın yaşadığı yer. Daracık sokakları ile bir tepenin üzerine konuşlanmış.

spain032
Grasse

Evlerin çoğu sanki çoooook eskilerden kalmış gibi. Bazılarının dış duvarlarından rutubet sızıyor, bazılarının ise boyaları akmış…

 

spain031
Grasse

 

spain030
Grasse

Şehrin merkezinde Fragonard’ın mini parfüm müzesini bedavaya gezdik ve dükkandan biraz alışveriş yaptık.

spain028
Müge Çiçeği

 

spain029
Fragonard Dükkan

2013’ü Müge çiçeği yılı ilan etmişler o yüzden müge çiçeğinin parfümleri, sabunları ve oda kokuları vardı. Ben deliye döndüm tabii. Hepsinden aldım :). Burada başka bir sürü parfüm dükkanı daha var. Saygın’ın eşi Sümeyra da başka bir dükkandan çok güzel bir parfüm aldı. Seçim yapmakta çok zorlandık diyebilirim.

Fotoğraflarda da göreceğiniz üzere haziranın sonunda uzun kollularla gezdiğimiz için o gün de denize girmeyi erteledik ve Monaco’ya gitmeye karar verdik.

spain034
Monaco

Fransa’da araba kiralayıp gezecekseniz aklınızda tutmanız gereken bir şey var. Otoyollar çok pahalı! 15-20 km’de bir gişelere girip her birinde 3-5 euro ödemekten iflahımız söküldü! Monaco’ya da bu yollardan geçerek vardık.

spain042
Monaco ve biz
spain040
Monaco

 

spain041
Monaco

Seyahatimizin Fransa kısmında bizi en çok etkileyen yer Monaco oldu. Küçücük bir alanda sıkışmış gökdelenler, şehrin ortasında kaydıraklı bir havuz, en pahalı arabalar (Lamborgini, Bentley… ) marinada muhteşem yatlar…

spain035
Monaco polisi
spain037
Monaco’da yatlar
spain038
Monaco’da gökdelenler

Şansımıza Longines’in sponsor olduğu atla atlama şampiyonası vardı. Monte-Carlo’ya doğru yürürken önünden geçtik ve aklımdan şimdi burayı kapatırlar istesek de izleyemeyiz diye geçti fakat dönüşte durumun öyle olmadığını gördük.

spain036

 

spain039

 

Biz seyrederken Türkiye’yi temsilen Ömer Karaevli yarıştı. Şaşırdık tabii. Yarışmanın sonunu görmeden Monaco’dan ayrıldık o nedenle kaçıncı oldu bilemiyorum.

spain043
Cassio Rivetti yarışıyor

 

spain044
Ömer Karaevli
spain045
Ömer Karaevli yarışıyor
spain046
Geir Gulliksen yarışıyor

O gece Fransa’da son gecemiz olduğundan güzel bir restoranda yemek yiyelim dedik. Saygıncım internetten Ciro Restoran‘ı buldu. Cannes’da sahile inmeden bir ara sokakta yer alıyor. Yemek seçerken garsonumuz çok yardımcı oldu. Veal nedir diye sorduğumuzda bize şirin bir şekilde baby cow dedi 🙂

spain049

 

Başlangıç olarak  bu soğukların olduğu tabağı aldık. bizim için domuz eti yerine fume dana eti koydular. Minicik ama inanılmaz lezzetli midyeler (sanırım şarap sosunda pişmişti), mozarella, çiğ midye ve karides, kurutulmuş domates ve patlıcandan oluşan bu tabak çok hoşumuza gitti.

spain050
cotaletta milanese

Saygıncım cotaletta milanese istedi yani et şinitzel diyebiliriz. Lezzeti gayet yerindeydi.

spain052

Ben deniz ürünlü tagliatelle istedim gerçekten mükemmeldi bitiremediğim için o kadar üzüldüm ki anlatamam. Emre ve Sümeyra’da başka makarnalardan istediler onlar da çok memnun kaldı.

 

spain051

 

spain053

Şarap olarak Ciro’nun house wine’ını tercih ettik, italyan restoranı olduğu için şarap da İtalya’dan gelmişti ve başarılıydı. Tam rakamı hatırlamasam da 100 euro civarı hesap verdiğimizi söyleyebilirim.

Cannes’da son günümüzde hava sıcacık olunca denize girme fırsatını yakaldık. Fransa’nın İtalya sınırındaki Menton isimli kasabasına gittik. Deniz uzaktan turkuaz rengi gözükse de yakınına gittiğinizde bizim denizimiz gibi berrak değil. Öğleden sonraya kadar güneşin tadını çıkardık sonrasında ise akşam 8’deki uçağımıza binmek için Nice’e doğru yola çıktık.

Nice-Barcelona uçuşumuzu easyjet’le gerçekleştirdik. Biletimizi önceden aldığımız için kişi başı 45 euro civarında bir para ödedik. Easyjet low-cost denen havayolu tipinde, ikramlar paralı ve en önemlisi kabin bagajı dışında aşağıya verdiğiniz bagaj için ek ödeme yapıyorsunuz. Dikkat edilmesi gereken diğer nokta ise ek bagaj kilosu bileti aldığınızda daha ucuz, sonrasından internetten alayım deseniz bile kilo başına 10 euro civarı fiyat çakıyorlar. Hele ki havaalanında bagaj öderseniz işte o zaman çok yüksek ücretler 🙂 Kabin bagajında ise ağırlık sınırı yok ama ebat sınırı var.

Bir saatlik uçuşun ardından akşam 9 civarı Barcelona’ya iniş yaptık. Burada küçük bir not düşmek isterim ki; öleyazıyorduk!! Tam uçak Barcelona üstünde, denizden karaya doğru alçalmaya başlıyor, Saygıncım ile Sümeyra birbirine sarılmış uyuyor işte o saniyede uçak birden 15-20 derece sağa yattı, bildiğin teknenin sağa yatması gibi sağa doğru gittik sonra hemen düzeldik. Saygın ve Sümeyra yerlerinden fırladılar resmen, ben çığlık attığımı hatırlıyorum

spain054
Barcelona

Ertesi sabah önceden kiraladığımız aracı havalimanından alacağımızdan Frontair Congress Aeropuerto isimli oteli tercih ettik. Gecelik sadece 53 euro ödedik üstelik havaalanında gidiş – geliş shuttle bedava. Otelin oda kalitesi iyiydi üstelik devasa bir alışveriş merkezinin yanında. Şehre çok uzak olduğunu belirtmek isterim. Akşam yemeğinde ise otelin restoranında yeme gafletinde bulunduk, ama rezaletti, o anları hatırlamak dahi istemiyorum 🙂 Siz kalırsanız gidin McDonalds yiyin,o fersah fersah daha iyi.

Sabah erkenden arabamızı almak için havaalanına döndük.

3. bölüm için tıklayınız.

Zaragoza, Madrid ve Valencia

İkinci bölüm için tıklayınız.

İspanya’daki kiralık arabamız Bmw X1 oldu. Fransa’daki Toyota Corolla Verso’dan sonra bize çok küçük geldi. İki büyük valiz iki de sırt çantasını bagaja zor sıkıştırdık. Diğer iki sırt çantasını da arkaya yanımıza alınca arka koltukta biraz sıkıştık. Planımız Barselona’dan başlayıp öğlen Zaragoza’da mola verip akşamına ise Madrid’e varmaktı. Kahvaltımızı benzin istasyonunun marketinden aldıklarımızla istasyonun bahçesinde yaptık.

spain055

Fransa’da yaşadığımız fahiş ücretli otoyollarla burada da karşılaştık. 150 km için 25 euro yol parası verdik!!!!

spain056
Dağın başında bir boğa!

11.30 civarı Zaragoza’ya vardık. Etkileyici bir meydanda turist infoyu bulup restoran sorduk. Kız bize tapas yemek istiyorsak Tubo’ya gitmemiz gerektiğini söyledi. Tubo’yu bulmak için çokça dolandık, sorduğumuz insanların çoğu dil bilmediğinden biraz sıkıntı çektik.

spain058
Bodegas Almau

En sonunda tabelasında tubo yazan bir mekanın bulunduğu bir sokağın başına geldik. Biraz ilerledik ve yine bir mekanda tubo yazdığını gördük. Kendi aramızda muhabbet edip duruma anlam vermeye çalışırken arkadan, “Pardon, Türk müsünüz?” diyen bir ses geldi. Türk çiftle sohbetimiz sonunda Tubo’nun bir restoran olmadığını bir sokak adı olduğunu (Asmalımescit gibi) öğrendik.

spain057
Tapaslarımız

Tahminim gece bu sokak çok keyifli oluyordur. Bir tapasçıdan diğerine yiye yiye gezmek harika olurdu. Tanıştığımız çift önceden hazırlanmış ve nerelerde hangi tapası yiyeceklerini bile belirlemişlerdi. Ben daha çok Madrid ve Barselona’ya hazırlıklıydım diyebilirim. Onların yönlendirmesi ile Bodegas Almau isimli tapasçıya girdik.

spain059
Hamsili? zeytin

İspanya’da işaret dili ile konuşmaya hazır olun, birçok mekanda ingilizce konuşan birileri olmuyor. Göstererek istemekten utanmayın, sayıları da bir süre sonra çözünce hesapta da sorun olmuyor. Çift bu mekanın kaz ciğeri konusunda iyi olduğunu  söyleyince Saygıncım vak vak sesleri çıkarıp karnını göstererek kaz ciğerini tarif etti ama sanırım o gün kalmamıştı. 🙂 Fotoğrafta göreceğiniz üzere Ambar isimli fıçı birayı tercih ettik. Kırmızılı ekmek acılı ton balığı ezmesi gibi bir şey bayağı başarılıydı. Beyaz olanlar peynir üzeri domates reçeli gibi bir şey, tuzlanmış balık üzeri çikolata ve ekmek üstü peynir aldık. Genel olarak hoşumuza gitti ama en beğenilen ton balığı oldu. Biraz daha etrafta takıldıktan sonra Madrid’e doğru yola koyulduk.

spain060
Zaragoza

 

spain061
Zaragoza
spain062
Zaragoza ve Goya

Bence Zaragoza’da daha gezilecek çok yer var bir gün rahatlıkla ayrılabilir. Dediğim gibi El Tubo’yu gece gezmeyi isterdim doğrusu. Ana meydanda müthiş etkileyici bir katedral var. Vatikan’dakinden sonra hepsi biraz küçük gelse de bu katedrali de beğendik.

Akşam saat 6.30 civarı navigasyonun yardımı ile Madrid’te kalacağımız evi bulduk. Bu tatilimizde ilk defa airbnb’yi kullandık. Her iki yerden de memnun kaldık büyük ihtimalle airbnb’yi sonraki dönemlerde de kullanacağız.

spain063
Plaza Mayor

Evin önünden ev sahibini aradık, bize içeri girip 1. kata çıkmamızı bizi birinin karşılayacağını söyledi. Sahiden de Paquita isimli bir hanım bizi karşıladı ancak kendisi ingilizce bilmiyordu 🙂 Fakat ne tuhaftır ki işaret dili ile birçok şeyi anlatmayı başarıyordu.

spain065

Sonunda Madrid’e geldiğimize göre hazırladığım yapılacaklar listemizi ortaya çıkardım. O akşamki ilk yemek durağımız  kalamarlı sandviç yapılan La Ideal’di. İlk önce evimize 15 dk olan Plaza Mayor’a yürüdük orada takıldıktan sonra Ideal’i aramaya başladık, bayağı bir dolandık polise bile sorduk polis bize kendi favori tapas restoranını tarif etti. Hadi adama ayıp olmasın gösterdiği yönde yürüyelim derken Sümeyra işte burası diye gösterdi. Plaza Mayor’un burnunun dibindeymiş meğerse. Ancak mekan kapalıydı. İtalya’daki kapalı restoran laneti burada da peşimi bırakmıyor mu acaba diye düşündüm.

spain066
La Campana

Açlık düzeyi gittikçe arttığı için Ideal’in hemen yanındaki La Campana’ya girdik. Sanırım Kızılkayalar yerine Bambi’ye girmek gibi bir şey bu 🙂 (Adres: Calle de Botoneras, 6)

spain067
Kalamar ve Mahau birası

Emre bakkaldan, seyahatin ileriki zamanlarda Maho ağanın birası olarak tanımlayacağımız Mahou isimli biradan kapıp geldi, biz de sandviçleri aldık Plaza Mayor’un ortasında lüplettik. Açıkçası tadı güzeldi ancak ekmek ve kalamar bizi bayağı bir tıkadı. Acaba iyi ki de tıkamış mı diye kendime sormadan edemiyorum yoksa sonrasında uğradığımız San Miguel marketten tüm kredi kartlarının limitini doldurup çıkabilirdik.

Plaza Mayor'da bebek taklidi yapan adam. Korkunç bir ses çıkarıyordu.
Plaza Mayor’da bebek taklidi yapan adam. Korkunç bir ses çıkarıyordu.

Madrid için ikinci olmazsa olmaz hedefim karides yapan bir mekandı. o mekanı bulsak mı acaba diyerek gezerken yolumuz San Miguel marketin önüne düştü. Gençlere “Barcelona’da bunun Allah’ını görücez ama buna da bir bakalım neler varmış.” dedim.

spain071
San Miguel Market

 

İçeriği girdiğimizde müthiş bir festival havası bizi bekliyordu, üstelik hafta içi akşam olmasına rağmen! Burası devasa bir restoran gibiydi. Renkli renkli tezgahlarda her şey vardı.

spain076
Zeytinci

 

spain075
Deniz ürünleri

Burgercisi, hemen orada istediğinizi pişiren balıkçısı, hazır italyan yemekçisi, paellacısı, wafflecısı, kahvecisi ve aklıma gelmeyen başka bir sürü tezgah…

spain074

 

Fotoğraflarda yüzümüzdeki gevşek gülümsemelerden ne kadar mutlu olduğumuzu anlayabilirsiniz.

 

spain073

 

Burada ilk defa istiridyenin tadına baktık. Daniel Sorlut’tu tezgahın adı. 6 tanesi 9,80 euro. Biz birer taneyi zor yutarken Saygıncım 3 tane birden yedi ve çok beğendi.

 

spain078
İstiridye tabağı
spain079
Deneme bir ki

Ben şahsen çok sevmedim, evet deniz gibi kokuyordu ama ağzımda bıraktığı o yumuşak yıvışık his beni tiksindirdi. Gerçekten kaliteli bir yerde mi yedik bilmiyorum ama sonunda tadına bakmış olmak bile bir şans.

spain081
Soldaki eleman Tarık

Bu arada istiridyecide çalışan elmanın adı Tarık’tı. Ortadoğuluymuş ama hangi memleketten olduğunu hatırlamıyorum. Biraz sohbet ettik Tayyip muhabbeti yaptık.

spain072

İstirdyecinin hemen sağında bar tezgahı tarzında yapılmış yerden birkaç kez cava (köpüklü beyaz şarap) ve beyaz şarap aldık. Sıcak havada ferahlatıcı geliyor bence o yüzden tapasların yanında bol bol cava içiliyor. Marketin bir başka güzelliği de bir tezgahtan aldığınız şeyle etrafta rahat rahat gezebilmeniz. Biz elimizde şarapla tüm marketi gezdik.

spain070
Sucukcu. Kağıt külahta alıp elde yiyorsunuz.

 

Bir ara içeride oturacak yer bulamayınca dışarıdaki merdivenlerde içkimiz elimizde oturup sohbet ettik meğerse burada içkiyi dışarı çıkarmak yasakmış, amcanın biri geldi bizi İspanyolca uyardı. Ne dediğini anlamadık tabii ama ben 5 dakika önce kapıdaki uyarı yazısını fark etmiş olduğum için amcanın bize ne demek istediğini tahmin ettik. 🙂

spain082
Toledo

Ertesi sabah Toledo’ya doğru yolu çıktık. Toledo Unesco Dünya mirası listesinde yer alan bir şehir.

spain091
Toledo

Etrafından kıvrılarak bir nehir geçen bir tepenin üzerine kurulmuş. Sokaklarında gezerken Ortaçağ havasını hissedebiliyorsunuz. Grasse’da da o eskilik vardı ama ara sokakları rutubet ve küf kokuyordu.

spain083
Toledo

Yaklaşık 1 saatlik bir yolculukla ulaşabiliyorsunuz. Biz kahvaltı etmeden yola çıktığımız için Toledo’nun girişindeki Lidl’a (Avrupa’nın BİM’i) uğrayıp aldıklarımızla kendimize sandviç hazırladık.

 

 

spain085
Kılıçlar ve Yüzüklerin Efendisi’ndeki yazı
spain087
Toledo

Burası kılıçları ve badem ezmesi ile meşhur. Geç kahvaltı ettiğimizden orada yemek yemedik ama badem ezmelerinin tadına baktık, başarılı bulduk.

spain088
Badem ezmelerine bakan ciğerci kedileri 🙂

Sokaklarda kaybola kaybola şehri gezdik. Hava çok sıcak olduğu için bol bol mola verdik.

spain094
Toledo

Akşam 6 gibi Madrid’e dönmek için yollara düştük.

 

spain093
Toledo’da bir restoranın içi

 

spain095
Don Kişot ve Sancho Panza

Gece 8 buçuk gibi karidesçiye gitme amacıyla dışarı çıktık. Mekanın adı La Casa del Abuelo ( Calle de la Victoria, 12). Mekanın bulunduğu sokaktan birkaç dükkan önce kapalı bir dükkanın üstünde kocaman el abuelo yazdığını görünce yine yüreğime indi ancak Saygıncım adrese göre daha ileride olması lazım diyip üstüne de mekanı bulunca sevinçten havalar uçtum 🙂

spain101

Burada yediğim karideslerin lezzetini nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum. Şimdiye kadar yediğiniz karidesleri bir kenara bırakın, hele Türkiye’dekileri saymayın bile! Bu mekan ispanyol iç savaşından önce diğer tapasçılar gibi sandviç servis ediyormuş ama savaşla birlikte ekmek için un azalınca karidesi menülerine eklemişler. Çok da iyi etmişler.

spain100
Çatallı tabakta ızgara karides var

İlki ızgara karides; bizim grupta yediklerimiz arasında 3. sıraya konulsa da inanılmaz lezzetliydi. Izgara karides ve sadece deniz tuzu!

spain099
croquetas de gambas

İkincisi; karides kroket gibi olan “croquetas de gambas” Dışı inanılmaz çıtır içi ise yumuşacık, gram yağ çekmemiş mükemmel bir lezzet.

spain098
Karidesler fokurduyor
spain096
Üstad karides güveci hazırlarken

Üçüncüsü ve küçük grubumuzun favorisi ise karides güveç oldu. Saf zeytinyağı içinde acı kırmızı biber ve özel sarımsak sosu karışımı.

spain097
Madrid

4 kişi 2 kroket, 2 güveç, 1 de ızgara karides yedik. Birer bardak da beyaz house wine içtik. O gece çok doymuştuk ama şimdi keşke diğer çeşitlerden de deneseydik diyorum. Hepsi 65 euro tuttu. Türkiye’de bir güveç içinde pul biber ve azcık sarımsakla yakılmış 2 kaşık çimçim karidese 25 tl fiyat çakarlarken bu fiyata böyle lezzetli karides yemek kolay rastlanılan bir şey değil.

spain104

 

Yemek zevkinden sarhoş bir şekilde birçok tapasçının bulunduğu sokağın yolunu tuttuk. (Calle de Cava Baja) Burada da not kağıtlarımı çıkarıp sırayla yazanlara uğradık. Bazıları çok kalabalıktı bazıları hem kalabalık hem de bize göre fazla elitti.

spain103

En başta soldaki tapasçıya girdik. Dişi John Lennon olarak tabir ettiğimiz şirin bir garson ilgilendi bizimle. Portakallı kurutulmuş ördek ve birkaç şey daha yedik ama isimlerini not almayı atlamışım. Genel olarak güzeldi ama karidesleri tabii ki geçemedi.

spain104

spain105

 

Ertesi sabah 10 gibi yola çıkmaya karar verip uyuduk. Ancak sabah kalktığımızda bizi çok kötü bir sürpriz bekliyordu. Arabamız park ettiğimiz yerden çekilmişti! Buraya aşağıdaki videoyu koymak ve şöyle demek istiyorum:

Emrecim araba komple yok!

 

Sümeyra ile ben evde oturduk eşlerimiz ise arabanın peşine düştü. Saat 11 gibi Paquita geldi ve ona google translate’e yazdığım şeyleri okuyarak durumumuzu anlattım. Sağolsun eşlerimiz gelene kadar evde beklememizde bir sıkıntı olmadığını söyledi. Emreler saat 12.30 gibi arabayı alarak dönebildiler. Arabayı bulabilmek için Madrid’i bir baştan bir başa dolanmışlar, bulduklarında da 150 euro vermek durumunda kalmışlar. Siz siz olun park konusunda çok dikkatli olun adamların acıması yok valla. 🙂

spain106
Valencia’nın marketi, azıcık yamuk çekmişiz

Valensiya’ya varmamız 3 saatten fazla sürdü. Kaldığımız yer şehir merkezindeydi ama ara sokaklar dar olduğu ve bazı yerlere araba girişi olmadığı için mekanı bulmakta zorlandık. Blue Moon pansiyon (Portal del Valldigna, 8, valencia) bizdeki apart oteller gibi. 4 kişi 2 odalı bir evde gecelik 72 euroya kaldık. Evde her imkan vardı ama ne yazık ki biraz kapalı kalınca tuvaletten koku geliyordu. Bir gece kaldığımızdan çok sorun etmedik.

spain107
Valencia

Vardıktan sonra karnımızı açık markette doyururuz diye düşündük ama vardığımızda kapalı olduğunu gördük.  Polise sorduğumuzda sadece öğlen 12’ye kadar açık olduğunu söyledi. Biz de marketin karşısındaki bir pastanede sandviç yiyip portakal suyu içtik. Valensiya portakalıyla meşhur muhakkak portakal suyu için derim. Yemek sonrasında odamıza dönüp dinlendik.

spain108
Valencia

Gece paella yemek amacıyla dışarı çıktık. Tramvaya binip sahile indik.

spain109
Valencia
spain110
Valencia

İnanılmaz uzun ve geniş bir kumsalı var buranın. Deniz nasıl bilmiyorum, girme fırsatımız olmadı :(( Paella Valencia’da doğmuş, bu yüzden buradan yemeden gitmeyelim dedik.

spain111
Valencia Sahil

Yine araştırmalarım sonucunda L’Estimat’ın iyi olduğunu öğrendim. Kısa bir arayıştan sonra restoranı bulduk, biraz üst sınıf bir balık lokantasına benziyordu. Paella neredeyse her yerde 2 kişilik hazırlanıyor. Tek kişilik yok ne yazık ki.  Biz bir deniz ürünlü, bir de tavuklu-tavşanlı olandan sipariş ettik.

spain113

Yarım saat sonra tabaklara servis edilmiş olarak geldi. Ama o da ne tavuklu tavşanlının içinde salyangozlar var! Efendim paella eskiden gariban yemeğiymiş, elde yenecek et ne varsa konuyormuş, salyangozlar da bundan nasibini almış. Paellayı yedik ama salyangozu yiyemedik… Paella’yı çok büyük beklentilerle söyledik ama bizim için hayal kırıklığı oldu. Hatta deniz ürünlü olanı daha çok beğeneceğimi düşünüyordum ama tavuklu olan daha güzeldi. Yanlış mekan seçimim hepimizi yormuştu.

spain112
Doyduk ama beğenmedik

Dönüşümüz gece 12’yi geçtiği için tramvaya binemedik o yüzden taksi çevirdik. 4 kişi 12 euro verdik. Taksimetre sistemi bizdekinden değişik. 6 euro’dan açıldı ama belli bir mesafe gidene kadar tutar değişmedi, bir yerden sonra artmaya başladı. 🙂 Taksici 12-14 civarı tutar dedi binmeden önce, dürüst adammış 13 euro gibi bir şey tuttu.

spain114
Valencia Market

Ertesi sabah erken kalkıp markete (Mercado Central) gittik. Peynir ekmek meyve aldık. Burada da inanılmaz bir deniz ürünü, sebze, meyve ve peynir çeşitliliği vardı.

spain115
Valencia Market

Zaragoza’da karşılaştığımız çiftle burada da karşılaştık. Beyefendinin adı Aykutmuş, telefonlarımızı verdik. 🙂 Onlar da bizim gibi Madrid’te San Miguel markete bayılmışlar. Ayrıca yol paralarından şikayet ettiler bizim gibi. 🙂 Eğer burayı okursanız yorum yapın Aykut Bey.

spain116
Karides gören masum köylü

Marketten çıkmadan önce İspanya’da meşhur olan horchata (horçata diye okunuyor)’dan içtik. Tadı kek hamurunu anımsattı bize, soğuk servis edildiğinden ferahlatıcı, ağızda tozlumsu pürtüklü bir his bırakıyor. Eğer anneniz kek yaparken çanağı yaladıysanız tam size göre.

spain118
Horchata

Valensiya gezide en az gezebildiğimiz yer oldu, kısıtlı zamanda çok şey görmeye çalışmanın ve arabayı çektirmenin yan etkisi de böyle oluyor.

spain117
Mmm peynirler…

Saat 11.30 civarı Barselona’ya dönmek için hareket ettik.

Barcelona için tıklayınız…

Maldivler 2

Adada belli başlı birkaç aktivite var, 1 tanesine bedava katılabiliyorsunuz. Biz şnorkel safariyi tercih ettik. Tavsiyem safari gününüzü hemen ayarlayın yoksa sıkıntı olabiliyor. Biz bir gün önceden safari için gittik ve yer olmadığını söylediler, sondan bir önceki günümüzdü çok moralimiz bozuldu. Sonra akşam yemek öncesi bir yağmur patladı havuzun oradan villamıza zor döndük. 🙂 Döndükten sonra telefonumuz çaldı, sanırım yağmurdan tırsan birileri safarilerini iptal etmiş bize de yer açılmış oldu. Diğer aktiviteler de yunus turu, gece balıkçılığı vb gibi şeyler ancak tek seferlik hakkınızı her şeyde kullanamıyorsunuz mesela yunus turu için ille para ver diyorlar.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Şnorkel için sabah dalış okulundan palet ödünç aldık sonra da teknemizi beklemeye başladık. Yarım saatlik bir tekne yolculuğundan sonra rehber eşliğinde suya girdik. Size burada köpekbalığı görmedim diyorum ama sudayken de ödüm kopuyordu başımıza bir şey gelecek diye. En arkada kalmamaya çalışıyorum hep, sanki arkada kalanı balık kapıp götürecekmiş gibi. Yüzerken altımız ve sol tarafımız mercan ve balıklarla dolu sağ tarafımız ise birden derinleşip koyulaşan masmavi bir su kütlesi, sanki denizin içinde bir uçurumun üzerinde yüzüyorum. Sağ tarafa bakmamaya çalışıyorum çünkü ürküyorum. Sanırım toplamda 2 saat kadar suda kalıp balıkları seyrettik, gördüğümüz en ilginç canlı ise manta oldu, her ne kadar çok uzaktan görmüş olsak da…
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Bunun dışında ücretsiz kano kiralayabiliyorsunuz. Biz 45 dakikalığına kiraladık yanılmıyorsam, adanın etrafını kanoyla dolanmak yarım saat falan sürdü.
Adada masaj da yaptırabiliyorsunuz ne de olsa adı Resort&Spa. Bizim kişi başı 75$lık indirim kuponumuz vardı, masajlar 100 dolar gibi bir şeydi. İkimizi bir odaya aldılar, yağlar eşliğinde ovaştırdılar, masajın sonuna doğru eşimin yattığı yerden horultular geliyordu. 🙂
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Biz kahvaltı+ akşam yemeği şeklinde paket almıştık, kahvaltıyı iyi yeriz diye düşünerek. Ama sonra tatil sırasında bu kararımıza pişman olduk. Neden derseniz, yüksek sezon olmadığı için ana restoran açık değilmiş ve öğlen yemeği uzakdoğu restoranında ala carte olarak veriliyormuş, restoranın etrafında gezerken bir de ne görelim, bahçede bir  havuzun içinde ıstakozlar cirit atıyor.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Gidip menüye baktık hakikaten ıstakoz yiyebiliyormuşuz. 🙁 O zaman pişman olduk ama 2 yıl sonra ıstakozun tadına başka tatillerimizde baktık. Kahvaltı ve akşam yemeği uluslararası mutfak ve açık büfe şeklinde, kesinlikle aç kalmak yok! Muhakkak damak tadınıza uygun bir şeyler buluyorsunuz. Buradaki ananasların tadını hiçbir yerde bulamadım. Her sabah pancake+ ananas+bal üçlüsü ile keyif yaptım. Ayrıca akşam yemeğinde salata barın önünde bir adam var ona söylüyorsun sana istediklerinden salata hazırlıyor, orada her gece yediğimiz avokadolu salataları unutamıyorum.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Haaa bir de hindistancevizi sütü meselesi var. Tutturdum Emre’ye süt de süt, içeceğim, ben bul bana diye. O akşam bir baktık yemekte 3 dolara h.cevizi sütü içebiliyorsun nasıl sevindim anlatamam. Tadına gelince, öyle çok beklediğimi bulamadım ama kötüydü de diyemem. Bir akşam yemeğinde de şarap açtırdık, tabii o zamanlar anlamıyoruz hiç rastgele seçtim bir tane. O gece bitiremedik, bizim için sakladılar ertesi akşam da içtik, böyle bir imkan çok hoşuma gitti doğrusu. Geçenlerde içtiğimiz neydi diye bakınca bir Chianti Classico olduğunu görüp oh be 100 doları hiç değilse bir chianti’ye vermişiz dedim 🙂
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Akşam 17.30-19.00 arası havuz başında happy hour oluyordu, bir içki alana aynısından bir tane bedava. Barmen hiçbir şeyden kısmıyor, öyle Türkiye’deki gibi dandik alkol falan kullanılmıyor, votkaysa smirnoff, tekilaysa olmeca… Biz tabii akşamları havuz başından ayrılmadık. Kokteyller 10-12 $ bira ise 8$’dı.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Havuz sonsuzluk havuzu şeklinde yapıldığından ben bayıldım, içinin taşları da siyahtı ayrı bir havası vardı. Merak etmeyin denize doyduk havuza da merakımızdan girdik. Havuzda takıldığımız 3 akşamda da yağmur yağdı, birinde yağmur yeni başlarken havuzda yüzdük çok keyifliydi. En enteresan olanı yağmur yağarken tam suyun hizasından damlaların suya çarptığında yarattığı şekli izlemekti.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Gitmeden önce en çok yağmur için endişelendim. Sürekli hava durumuna bakıyorum ve her günü yağmurlu gösteriyor her gün moralim daha da bozuluyordu. Ancak şansımıza asıl yüzdüğümüz saatlerde hiç yağmur yağmadı akşam üzeri ve gece yağdı. Hatta gökkuşağı bile gördük. 🙂 Hava hiç soğuk olmuyor, gece üşümezsiniz kalın şeyler almayın.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Eğer bir kez daha gidebilsem plajda başbaşa yemek yemeği isterdim, bir tek onu yapmadığım için pişmanım.
Belki 10. yılımızda tekrar gideriz diye düşünüyorum.
Biz 5 gün 4 gece kaldık ve tur şirketine 5000 euro gibi bir ödeme yaptık. Tatil boyunca içtiğimiz ekstralar ve masajlarla birlikte ekstra bir 500 dolar daha harcadık.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Yazıyı yazarken seneler önce bir belgeselde Maldivler’i izlediğimi ve ben balayında buraya gideceğim dediğimi hatırladım.
Birkaç not daha:
  • Bizden vize istemiyorlar.
  • Müslüman bir ülke ve vatandaşlarının içki içmesi yasak. Sadece otellerde kalanlara içki servisi var.
  • Kesinlikle içki sokamıyorsunuz. Ülkeye girişte valizler tarayıcıdan geçiyor. Yanılıp da duty free’den alkol alıp gitmeyin.
  • Tatiliniz boyunca sizinle ilgilenecek birisi olacak demişlerdi bize, ona iyi bahşiş verin dibinizden ayrılmaz dendi. Çocuğa 50 dolar bayıldık sonra bir daha tatil boyunca çocuğu görmedik. 🙂
Bir de size bir belgesel tavsiye etmek istiyorum. Biz bunu birkaç ay önce Discovery Channel’da izlemiştik yanılmıyorsam. Maldivler’deki çöplerin nereye döküldüğünü hiç düşündünüz mü? Aşağıdaki linkten bakabilirsiniz: TV’de izledikten sonra  içimiz cız etti açıkçası.

Maldivler 1

Sitedeki yazıların neredeyse tamamı eşimle birlikte geçirdiğimiz tatilleri içereceğinden, tarih sırasına göre gitmenin iyi olacağını düşündüm. Bu nedenle ilk yazımızın konusunu balayı seyahatimiz olarak seçtim. Düğün öncesi hazırlık sürecinde çok yoğun çalıştığımızdan birçok şeyimizi erkenden hazırlayamadık. Oturacağımız evi bile düğüne 1 ay kala bulduğumuzu söylesem yoğunluğumuzu tahmin edersiniz belki. Bu sürede balayı birkaç kez gündeme gelse de üzerinde çok düşünemeyip erteledik sürekli.

Sonunda ben Maldivler’e gitmek için araştırma yaptım ve her yerin dolu olduğunu görünce daha önceden balayını orada geçirmiş bir arkadaşımızla görüşüp yardım istedik. Bize kendi tur acentelerine yönlendirdiler; Sinemis Tur. Turun avantajı her zaman onlara ayrılmış yer olması ve sıkışık zamanda sizin yerinize her şeyi hallediyor olmaları. Ofislerine gittiğinizde önce size bilgisayardan otellerin fotoğraflarını gösteriyorlar, siz tabii aşık oluyorsunuz ve gitmek için ölüyorsunuz. Onun üzerine fiyat konuşmaya başlayınca fiyatların yüksekliği karşısında şaşırıp biraz moraliniz bozulabiliyor.

Emreyle fiyatları öğrendikten sonra biz bir düşünelim deyip ofisten ayrılmıştık. Bir hafta boyunca gitsek mi gitmesek mi diye bayağı konuştuk. Sonunda bir akşam Emre “Ben aslında gitmeyi çok istiyorum ama bu kadar maliyetli balayının altına imza atan bir tek ben olmak istemiyorum. Sen ne diyorsun?” dedi. Ben de ona çok istediğimi söyleyince gözümüzü karartıp gitmeye karar verdik. Bu arada diğer balayı alternatiflerimiz de Capri adası ve Koh Samui idi ama fiyatlar aşağı yukarı aynı yere geliyordu.
Aslında Dubai’de kalmak planımızda yoktu, ancak eşimin bir arkadaşı düğünümüze işi sebebiyle gelemedi ve bize düğün hediyesi olarak 2 gecelik Dubai tatili hediye etti. Uçağa bineceğimiz gün Sinemis’e uğrayıp durumu anlattık, bize hemen vize konusunda yardımcı olacaklarını söylediler. Pasaport fotokopilerimizi bırakıp Atatürk Havalimanı’na geçtik  Ekim ayının 18’inde akşam 7 civarı Emirates ile önce Dubai’ye oradan da Maldivler’in başkenti olan Male‘ye uçtuk. Eşimin ilk yurt dışına çıkışıydı, benimse ikinci. Dubai’ye uçuş 4 saat civarı, Male’ye de yine o civarda sürüyor.
Havayolu konusunda 3 sene önce sadece Emirates ve Qatar vardı ve aktarmalı uçuluyordu. Şimdi THY de başladı uçmaya. Aktarmasız gitmek isterseniz iyi olabilir. Ben artık Thy’ye zerrece güvenmediğim ve izledikleri politikaları tasvip etmediğim için binmemeye çalışıyorum. Emirates’e hayran kaldığımı ise söylemeden geçemeyeceğim. Uçuş içi eğlence harika, bir sürü iyi film vardı izlemek için. Yemekler ayrı bir lezzetliydi zaten. Bir de büyük yolcu uçağına binince (3 sıra koltuk olandan) oldukça keyif aldık. Asıl sürpriz uçakta balayı çifti olduğumuz için ikram edilen pasta ve şampanyaydı, bir de fotoğrafımızı çekip hemen verdiler. Şimdi işyerindeki masamdan bana bakıyor.
Bunun üzerine Fly Emirates demek istiyorum 🙂
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Uçaktan korkan bir insanım doğruya doğru, o yüzden Male’ye olan uçuşun sonlarına doğru içim sıkılmaya başlamıştı. Önce X-Men First Class ardından da Kung Fu Panda 2 izlemiştim ama yol bitmek bilmiyordu. Bir ara ağlama krizine girecek gibi oldum, sonunda güvenle indik de rahatladım. Bu arada uçakta dışarısını görebileceğiniz kameralar var, uçak inişe geçtiğinde aşağı kameradan yeryüzünün yaklaştığını ekranınızdan izleyebiliyorsunuz. Biz de inerken heyecanla masmavi okyanusa baktık 🙂
Havalimanında bizi otelimizin tabelasını tutan bir görevli karşıladı. Bir otobüse bindirilip deniz uçaklarının kalktığı küçük terminale geçtik. Otelimiz Hilton Irufushi‘ydi. Şimdi ismi Sun Siyam Iru Fushi olmuş.  Oteli seçerken turda çalışan kişi Male‘ye yakın yerlerde denizin güzel olduğunu ancak merkezden uzakta daha da berrak ve temiz olduğunu söylemişti. Bilmiyorum gerçekte öyle mi ama inandık ve ok dedik. Uzaktaki adalara gitmenin tek yolu deniz uçağına binmek. Aslında bu da otel seçiminde etkili oldu, çünkü hayatta bir daha böyle bir fırsatımız olamaz diye düşündük. Otelimizin lounge’unda beklerken bize serin havlu ikram ettiler, o sıcak ve nemli havada inanılmaz güzel bir etkisi oldu. İçeceklerimizi içtik, ailemize facebooktan indiğimize dair mesaj attık ve konforlu bir şekilde uçağımızı bekledik.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Bindiğimiz uçak 15-16 kişilik, TransMaldivian diye bir havayoluna ait. Pilotlarımız işte bu çıplak ayaklı adamlar. Kokpitteki bütün göstergeler bir işe yaramıyormuş gibi gözüküyor, sadece bu ortadaki aparat asıl yön bulucu gibi geldi bize. Allah’a emanet uçtuk gittik 45 dakika. İnanılmaz bir motor gürültüsü var, sarı tıkaçları tıktık kulaklarımıza.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Manzaralar muhteşemdi. İniş ve kalkışlarımızı da videoya aldık, izleyebilirsiniz.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Uçak iskeleye yanaştı ve bizi personel yine soğuk havlularla karşıladı. Saatimizi Male saatinden 1 saat ileri almamızı rica ettiler, adalar arası bile saat farkı var. Bizi sahilde oturtup içecek ikram ettiler. Adanın güzelliğinden o kadar etkilenmiştik ki şaşkın olmuştuk resmen. Kendimi bir filmin içinde zannettim. Yarım saat kadar sonra bizi odamıza daha doğrusu water bungalow denen deniz üzerindeki villamıza golf arabası ile götürdüler. Bu arabalara buggy deniyormuş.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
İşte bu da kaldığımız villamız. Yatak denize bakıyor, balkonumuzdan hemen denize atlayabiliyoruz üstelik sağdan soldan kapalı olduğu için gizliliğinizin korunduğunu hissediyorsunuz. Sadece denizde olup villanın tam karşısında yüzen biri balkonu ve villanın içini görebiliyor.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Kapının önünde küçük bir posta kutumuz vardı her gün ertesi günkü aktivitelere dair bilgilendirme yazısı geliyordu. Kablolu internet bedavaydı ama kablosuz paralıydı. Biz netbook getirdiğimiz için sıkıntı çekmedik. Adaya bir kez geldiğiniz zaman başka bir yere geçiş olmuyor, hani Male’ye döneyim orayı gezeyim bir gün deseniz deniz uçağı parası vermeniz gerek tekrardan.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

Ada muhteşem, otel orta kalabalık olmasına rağmen özellikle öğlenleri sahiller çok ıssız, sanki tüm ada seninmiş duygusunu hissedebiliyorsun. Benim en şaşırdığım şey kumlara çıplak ayakla rahatça basabilmek oldu, çünkü kumlar Türkiye’deki gibi ışığı emmiyor tersine yansıtıyor bu yüzden ayağınız yanmıyor. O incecik kumu ayaklarınızın altında hissetmek harika. Tatil boyunca çıplak ayak gezdik diyebilirim. Denize girmek için Decathlon’dan deniz ayakkabısı aldık, yanlışlıkla kestaneye falan basarız diye korktuk.

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

Villamızın yüz metre ilerisinde minik mercan kayalıkları vardı, şnorkeli alıp gittiğimizde harika küçüklü  büyüklü renk renk balıklar gördük. Biz yanımızda kendi şnorkelimizi getirmiştik ama ücretsiz kiralama imkanı da var. Şimdi böyle bir yerde eminim sizin de aklınıza köpekbalığı geliyordur ama gelmesin çünkü 1976’dan beri  bir saldırı yaşanmamış.

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa