Tag Archives: balayı

Naksos Adası

Mikonos için tıklayınız…

Naksos Kiklad’ların en büyüğü. En büyüğü olduğu için de yapılacak çok şey var. Tarihi yerlerini gezebilir, dağ köylerine çıkabilirsiniz bizim gibi ya da eğer seviyorsanız rüzgar sörfü ve kite surf için harika sahilleri var. Yapmasanız da gidip izleyebilirsiniz. Naksos, Yunan Adaları içinde kendi kendine yetebilen nadir adalardan. Su kaynakları var bu yüzden tarım ve hayvancılık mevcut. Ve yine bu sebepten güzel peynirleri var.

Burada vapurdan iner inmez ben bir köşede valizlerin başını bekledim eşim de gidip araç kiraladı. Nissan Micra ve 50 euro 🙂 Burada da merkezden 6 km uzaktaki Aya Anna isimli köye geçtik. Kalacak yer araştırması yaparken genç bir arkadaşın blogunda bahsettiği küçük ve temiz bir otel vardı, Artemis Hotel. Blogun ismini ne yazık ki şu an hatırlayamıyorum. Fiyatı da çok uygun olduğu için ,gecelik 45 euro, orayı tercih ettik. Hotel denize 2 dakika mesafede. Burada da deniz çok güzel ama fazla kalabalıktı. Sığ ve dibi kum ama tertemiz. Çocuklu bir aileyseniz rahat edersiniz.Daha çok Alman turistleri gördük diyebilirim.

portara
portara

O akşam üstü güneşi batırmak için Portara denen antik yapının oraya gittik. Portara kapı demek, bu antik mekandan geriye bu kapı çerçevesi kaldığı için böyle isimlendirmişler.

portara
portara Naksos

Mekan M.Ö 530 civarında tapınak olarak inşa edilmeye başlanmış fakat savaşlar yüzünden hiç bitirilememiş. Biz de çoğunluk gibi burada kayalara oturup romantizmin doruklarında güneşi batırdık.

portara naksos
portara naksos

O gece yemeğimizi adanın içine doğru bir meydandaki Fotis Greek Cuisine isimli yerde yedik. Hiç bilmeden girdiğimiz bu yerde yemekler fena değildi. Sonrasında da geceyi her yaz gecesinde olması gerektiği gibi dondurma ile sonlandırdık.

kitron
kitron

Ertesi gün hava kapalıydı biraz. Biz de dağ köylerini gezelim istedik.

naksos
naksos

İlk durağımız Halki köyü oldu. Sadece burada üretilen Kitron isimli likörü ile ünlü. Tahminimizin aksine likör, ağacın kavun büyüklüğündeki meyvelerinden değil de yapraklarından yapılıyor. Ağaçkavunu deniyormuş bu meyveye Türkçede. Minik üretim tesisini gezdik ve ekşi limon lezzetli bu içkinin tadına baktık. Daha ufak şişelerde satılsaydı mesela 10 cl gibi hediyelik olarak götürecektim.

kitron damıtım tesisi
kitron damıtım tesisi

Burada sokaklarda dolaşıp meydana limonata ile ferahladıktan sonra yolumuza Filoti köyüne doğru devam ettik. Filoti’nin en güzel özelliği köy meydanındaki muhteşem büyüklükteki ağaçlar ve onların altında oturma keyfi. Sıcak havada çok iyi geliyor.

Naksos'un tepeleri
Naksos’un tepeleri

Bir sonraki durağımız ise bir yamaca kurulu olan Apiranthos köyü oldu. Daracık sokakları ve mermer yolları ile insanı geçmişe götürüyor.

Apiranthos meydanı
Apiranthos meydanı
Apiranthos meydanı
Apiranthos meydanı

Açlığımızı Yunanca “horta” denen karışık ot haşlaması ve Naksos’a has peynirler ile bastırıyoruz. Yediğimiz mekanın adı Amorginos. Manzarası güzel özellikle balkonda oturursanız. Ana yemekleri tatmadığımız için fazla yorum yapamayacağım.

IMG_7867
Apiranthos manzara
horta denen yeşillikler
horta denen yeşillikler
Naksos peynileri
Naksos peynileri

Sonrasında balıkçı köyü Moutsouna’ya devam ettik ama karnımız tok olduğu için orada sadece denize girdik. Ne yazık ki oranın fotoğrafını çekmemişim.

uzaktan moutsuna
uzaktan moutsuna

O gece yemeğimizi labirent gibi sokakların arasında yer alan Vasilis isimli mekanda yedik. Ben Ahtapot stifado yani güveç yedim. Eşim tavuklu bir şey yedi ama sanırım çok beğenmemişti, tuzlu gelmişti. Ahtapot da idare ederdi.

IMG_7909
grek salata
IMG_7910
ahtapot güveç
IMG_7911
tavuklu bişi 🙂

Ertesi gün daha çok Aya Prokopis’te takıldık. Burası da sığ ve dalgasız bir kumsal. Aya Anna’dan çok bir farkı yoktu. Adanın bu tarafa bakan plajları hep bu şekilde.

naksos plajları
naksos plajları

 

axiotissa
axiotissa

Akşam dönüşte resepsiyonda çalışan kızın tavsiye ettiği Axiotissa isimli restorana gittik. Sanırım akşam 7 civarı gittiğimiz için şanslıydık çünkü hep kalabalık olan bir yermiş. 9’a kadar yiyip kalkmak şartıyla oturabilirsiniz dediler. Bu restoranda birçok şey organikmiş.

börek
börek

Ortaya patlıcanlı börek söyledik, eşim tas kebabı gibi bir şey söyledi bense fırında keçi sipariş ettim.

IMG_7954

Girit tatilimizde bir iyi keçi yemeği vardı, bir de kötü demeyelim ama kokulu keçi yemeği vardı 🙂

keçiiii
keçiiii

Bu yüzden biraz risk almıştım diyebilirim ama yemek çok harika çıktı. Etler tel tel kemiğin üzerinden dökülüyordu ve koyun keçi yemeklerindeki o bildiğiniz koku yoktu. Bayıla bayıla yedik. Türkiye’de böyle keçi pişiren yer varsa lütfen paylaşın yorumlarda. Yanında da bir Yunan birası içtim. Tinos  adasında üretilen Nissos birası. Bol şerbetçi otlu tadıyla keçinin yağlı tadını çok güzel kesti ve her yudumda damağımı temizledi. Bulabilirseniz tadına bakın mutlaka.

nisos bira
nisos bira

Bu adada Portara dışındaki tarihi yerlere pek uğramadık ama benim aklımın kaldığı bir şey var. İkisi Melanes’te ve biri de Apollonas’ta olmak üzere iki köyün yakınlarında devasa üç heykel varmış. Kouros deniyormuş bunlara. M.Ö 6. Yüzyıla dayanan bir geçmişleri var ve tanrı Dionysos’u simgeledikleri düşünülüyormuş.

naksos
naksos

Ertesi sabah diğer adaya geçmeden önce arabayı teslim edip valizleri de kiralama şirketine emanet edip eski şehrin içinde gezintiye çıktık.

naksos
naksos

Şehrin labirent gibi bir yapısı var. Bunun sebebi eskiden sürekli gerçekleşen korsan saldırılarından kaleyi korumak istemeleri.

naksos
naksos

Bir şekilde biz de kendimizi nasıl olduğunu bilmeden kalenin içinde bir yerde bulduk. Ayrılmadan önce liman ve Portara manzarasının fotoğraflarını çektik.

IMG_7980

IMG_7974

naksos
naksos

Folegandros için tıklayınız…

Paros ve Anti Paros Adaları

Santorini için tıklayınız…

Burada sahilin dibinde bir pansiyonda kaldık. Adı Stella Hotel ama bence pansiyon 🙂 Folegandros ve Santorini’den sonra biraz gariban hissetmedik değil hani. Pansiyon sahilin dibinde ama bizim oda arkaya bakıyor. Yatak odası biraz küçük, eşyalar eski ama temiz diyebiliriz. Kısıtlı alanda her şeyi yapmaya çalışmışlar. Klima var, su ısıtıcısı var, saç kurutma makinesi bile vardı. Ufak bir sepette sallama çay ve kahve de vardı. Sahibi Stella Hanım araba kiralamak için de yardımcı olmak istedi ama ellerinde araba kalmamış. Sonrasında biz başka bir yerden bulduk.

paros'ta gün batımı
paros’ta gün batımı

İlk gün adanın güneyindeki birkaç koyda denize girdik ama ne yazık ki o koyların ismini not almayı atlamışım. Yanlış hatırlamıyorsam Aliki plajına gitmiştik. Bir de kuzeydeki garip kaya formasyonlarının olduğu Kolimbitres’e de uğradık orası da ilginç tavsiye ederim.

noussa
naoussa

Paros’un meşhur balıkçı kasabası Naoussa’ya da gittik. Tüm seyahatimiz boyunca ilk kez deniz ürünü niyetiyle oturmuştuk ancak hayal kırıklığı ile kalktık. Eşim balık bakmaya içeri girdi sonra beş karış suratla döndü. Bir balığın gözü yok öbürlerinin de kafası yok dedi. Birçok kişi balığın tazeliğinin gözünden ve solungaç renginden anlaşıldığını bilir. Bunun üzerine ızgara ahtapot ve grek salata yiyip kalktık. Sanırım balığa bakmadan sipariş vermiştik yoksa kalkıp giderdik. Burada iki çift laf edelim, tüm Yunanistan gezilerimiz sırasında açık bir şekilde kazıklanmaya çalıştığımız tek yer burası oldu. Evet Santorini de margarinli yemeğe denk gelmiştik ama bayat balık kakalamaya çalışmak ondan daha aşağılık bir şey.

levantis
levantis

O gece Levantis isimli Restoran’da yemek yedik. Modern Yunan mutfağı diyebileceğim bir tarzları vardı. Ama ilginç bir şekilde bizim mutfaktan da bir şeyler almışlar. Menüde mantı ve patatesli gözleme de vardı. Mesela gördüğünüz şey daha sulu yoğurttan yapılmış cacık ama içinde nane ve dolmalık fıstık var.

levantis tavşan
levantis tavşan

Ben ana yemek olarak tavşan istedim, biraz kuruydu. Emre’nin yemeğiise fırında kuzuydu. O beğendi. Başlangıçlar da güzeldi.

levantis salata
levantis salata üzeri asma yaprağına sarılı hellim peyniri
IMG_8490
asma yaprağına sarılı kuzu eti

Paros’ta Apollon Garden restoranına giden ara sokakta gençlerden oluşan bir müzik grubu çok güzel bir şarkı çalıyorlardı. İki gece üst üste oraya gidip aynı şarkıyı dinledik. Tahmin edersiniz ki bizim için bu tatilin şarkısı o oldu, yani Beirut’tan Postcards from Italy.

 

 

 

Apollon Garden Restoran tripadvisor’da yüksek puanlı yerler arasında ama bence çok da hak etmiyor. Biraz kalite fiyat dengesi iyi değil.

apollon garden restoran
apollon garden restoran
karides saganaki çok küçük porsiyon geldi
karides saganaki çok küçük porsiyon geldi
sucukakia yani sulu izmir köfte
sucukakia yani sulu izmir köfte

Son gün Mikonos’a dönüş gemisi akşam altıdaydı ama biz kiralık arabamızı geri vermiştik. O gün için Paros’un hemen alt köşesinde kalan Antiparos adasına geçmeye karar verdik. Limandan tekneye bindik yarım saat sonra Antiparos’taydık. Ben ATV kiralayalım diye çok ısrar etsem de eşim sıkı pazarlık sonucu atv parasına araba kiralamayı başardı.

IMG_8589

Vathis Volos
Vathis Volos

Bastık gaza adanın diğer tarafında Vathis Volos isimli ufak ıssız bir koy bulduk oranın tadını çıkardık. Bizim Mikonos’tan aldığımız şemsiye ve hasırlar orada Hakk’ın rahmetine kavuştu.

IMG_8536

paros mağara
paros mağara

Sonrasında da dağın tepesine çıkıp Aya Ioannis mağarasına girdik. 17 Ağustos depreminden beri bu tip kapalı yerlere girmekten hazzetmem ama bu sefer korkmadım ve mağaraya girmeyi başardım. Çok etkileyici olduğunu söylemeliyim. Giderseniz mutlaka mağaraya uğrayın. Biz mağaraya girerken Türk birkaç aile de gelmişti. Bayram dolayısıyla Türklerin sayısı artmıştı.

Mağara dağın tepesinde olduğu için muhteşem bir manzarası var.

antiparos
antiparos

Feribota binmeden önce Little Green Rocket’ta yemek yedik. Güzeldi tavsiye ederim ama çok kalabalık oluyor.

Dönüş

28 temmuzda Mikonos’a geri döndük. uçağımız ertesi gündü  yani bayramın sondan bir önceki günü. Girit seyahatinden dilimiz yandığı için (okumak için buraya) dönüşü son güne bırakmadık. Havaalanında tuhaf bir durumla karşılaştık. Biz Atlasjetle gelmiştik fakat Mikonos’a Bora Jet de uçuyor. Bora Jet uçağın kalkış saatini öne almış fakat yolcularının bir kısmına sms göndermiş bir kısmına göndermemiş. Böyle olunca bazı yolcular açıkta kaldı. Telefonda kavgalar gürültüler bilmem neler… Bir sürü tantana. Sonunda o yolcular da bir şekilde bizim uçakla döndüler ama tatillerinin sonu tatsız oldu tabii.

Biraz maceralı olsa da çok keyif aldığımız bir tatil oldu diyebilirim.

Santorini Adası

Folegandros için tıklayınız…

Yine yavaş gemiyle Santorini’ye geçtik.  Pek çoğunuz bu adanın ismini duymuştur. Denize bakan muhteşem sonsuzluk havuzu fotoğrafları ile aklımda yer eden bir ada oldu burası. Benim takıntım sonsuzluk havuzları, gerçekten çok seviyorum ama yüksek sezonda böyle havuzlu yerde kalmak bütçemizi inanılmaz aşıyordu ama bir şekilde havuz olmasa da harika manzaralı bir yerde kalmayı başardık.

verandamızdan gün batımı
verandamızdan gün batımı

Kaldığımız yerin adı Villa Lukas. Manzara muhteşem, yan odayla paylaşımlı olsa da harika bir verandası var. Odanın içi temiz, ufak bir mutfağımsı köşesi var. İçi verdiğiniz fiyata değmiyor ama manzara değiyor.

verandamız
verandamız sis altında

Burada kaldığımız her gün yan odada farklı bir Uzak doğulu kaldı. Sanırım çoğu Çinliydi. Otel sahibiyle konuştuğumuzda Çinlilerin  her gün farklı bir otelde kaldığını ve buna anlam veremediğini söyledi. Yani Santorini içinde bile her gün farklı bir yerde kalıyorlarmış. Bu arada otel sahibi bir daha gelecek olursanız beni arayın booking.com’dan daha ucuz fiyat veririm diye bize söyledi. Belki kaldığımız yeri beğenen olur sizin aklınızda olsun.

verandamızdan gün batımı
verandamızdan gün batımı

Santorini de üç büyük köy var Fira, İmerovigli ve Oia. Santorini bir volkanın kraterinin çöküp içine su dolması ile oluştuğu için bu üç köy de kraterin iç tarafına yani caldera dedikleri yere bakıyor ve yine bu nedenle 3’ü de denize tepeden bakıyor.

lüks oteller
lüks oteller

Fira’nın aşağısında Cruise gemilerinin yanaştığı yer var. Oradan eşeklerle veya merdivenden kendiniz veya teleferikle  yukarı  Fira’ya çıkabilirsiniz.

verandamızdan manzara
verandamızdan manzara

Fira’dan sonra İmerovigli var. Bizim kaldığımız yer bu köydeydi. Burada ve Fira’da güneş denize batmıyor. Güneşin denize batışını görmeniz için Oia köyünün en sonuna yel değirmeninin oraya gitmeniz gerek. Biz gün batımını hep verandadan seyrettik. Oia dediğimiz yeri mavi kubbeli kiliselerin ve boy boy kilise çanlarının fotoğraflarından belki hatırlarsınız.

red beach
red beach

Santorini deniz açısından bizi memnun etmedi. Red Beach denilen yere gittik dalgalar çok büyüktü o yüzden denize giremedik. Başka plaj da aramadık çünkü ben biraz hasta gibiydim o gün. Akşam kaldığımız yerin dibindeki Avocado isimli mekanda yedik orta karardı diyebilirim.

oia, santorini
oia, santorini

Ertesi sabah Oia (iya diye okunuyor) gidelim dedik. Erkenden gitmemize rağmen temmuz sıcağında rüzgar girmeyen dar sokaklarda bana fenalıklar geldi. Saat 11.30 civarı cruise gemileriyle turistler de gelmeye başlayınca iyice çekilmez oldu. Kendimizi pansiyona zor attık.

yellow donkey bira
yellow donkey bira
anogi kalamar
anogi kalamar

Öğlen yemek için Anogi’ye gittik. İdare ederdi diyebilirim. Yemekteki en keyifli şey Yellow Donkey birasıydı. Ekmeksi malt aromasıyla çok doygun ve orta karar şebetçi otuyla güzel dengeli bir biraydı. Ne yazık ki Red Donkey’i Yellow kadar beğenmedim. Bira yorumları için başka bir sayfa açacağım galiba sitede 🙂

grek salata ve peynir saganaki
grek salata ve peynir saganaki

O gece akşam yemeği için Fira’daki Naoussa’ya gittik. Buradaki yemekleri pek beğenmedik. Salata filan idare ederdi ancak margarinle yapılmış patates püresi üzerinde tas kebabı gelince biraz midem bulandı. Burası biraz manzara satan bir yer tavsiye etmiyoruz.

fira, santorini
fira, santorini
fira, santorini'den gün batımı
fira, santorini’den gün batımı

Paros’a geçişimizin başı da biraz işkence gibi oldu çünkü feribot kalkış yeri inanılmaz sıcak. Ya güneşin altında bekleyeceksiniz ya da hınca hınç dolmuş kafelerde yer açılsın da oturayım diye bekleyeceksiniz. Üstüne bir de feribot geldiğinde güneşin alnında sıraya girip binmek için 30 dakika bekleyeceksiniz. Off anlatırken bile bayılacak gibi oldum.

denizden fira
denizden fira

Velhasıl Santorini manzarasıyla bizi büyüledi ama deniziyle etkileyemedi. Bir daha gitmeyiz diyeceğimiz adalardan biri oldu burası.

Paros için tıklayınız…

Kiklad Adaları

Yunan Adaları’na olan sevgimiz Kos ve Rodos ile başladı, Girit ve Sakız ile devam etti. 2014 yazında ise en büyük adalar turumuzu yaptık. 15 gün içinde 5 ada (Anti Paros da sayılırsa 6) gezerek iyi bir rekor kırdığımızı düşünüyorum. Gezdiğimiz bu adalar Ege Denizi’nde bulunan Kiklad Takım adasının içinde yer alıyor. Bu adalara Kiklad denmesinin sebebi tüm adaların tek bir ada, yani Delos, etrafında toplanmış gibi gözükmesi.  Yunan mitolojisi ile bağlantıyı da kiklop yani tek gözlü devlere benzeterek yapmışlar. Kikladlar 220 Adadan oluşuyor ama çoğunda yerleşim yok. En bilinenleri 21 tane; Amorgos, Anafi, Andros, Antiparos, Delos, Eschati, Ios, Kea, Kimolos, Kythnos, Milos, Mykonos, Naxos, Paros, Folegandros, Serifos, Sifnos, Sikinos, Syros, Tinos ve Santorini. Hepsi birbirinden güzel olduğu için tatil programını yaparken çok zorlandım. 21 adadan hangilerini seçecektim?

cyclades
worldatlas.com’dan alınmıştır

Atina aktarmalı gitmek istemediğimiz için Mikonos’a uçmamız gerekiyordu. Bu ada cepteydi. Dönüşü de buradan yapacağımız için son günümüzde yine bu adada olmamız gerekiyordu. Her adanın fotoğraflarına baktım, sahillerini ve yapılacak aktivitelerini inceledim. Oraya kadar gitmişken Santorini’yi görmesek olmazdı. Onu da cebime koydum. Sonra nasıl oldu hatırlamıyorum ama Folegandros diye bir adanın var olduğunu okudum. Tripadvisor’dan girdim en iyi otellerine baktım ve bam aşık oldum. Neden aşık olduğumu yazının ilerleyen satırlarında göreceksiniz. Kalan günlerimiz için de Paros ve Naksos adalarını seçtik. Seçtik diyorum çünkü ben aslında Naksos’u pek istememiştim ama eşim ısrar etmişti. Fakat sonrasında ben de çok beğendim ve iyi ki eklemişiz dedim.

IMG_8010

İos
İos

Tüm bu süreç boyunca aslında en çok görmek istediğim ada Milos oldu. Ama ne yazık ki uygun gemi kombinasyonunu yaratamadım. Adaları seçtikten sonra tekrar oturdum bilgisayarın başına. 15 gün içinde en optimum şekilde bu 5 adayı nasıl ziyaret ederiz diyerek Yunan feribotlarının hareket takvimlerinin olduğu siteyi açtım. Benim kullandığım sitenin adresi bu:

https://www.gtp.gr/RoutesForm.asp

Sanırım bu çalışma sürecinde 15 alternatif yaratmışım. 8 tanesi Milos’u içeriyor diğer yedisi Milos’suz. Milos’u neden bu kadar beğendin derseniz sahillerinin çok güzel olduğunu söylerim. Fotoğraflardan inanılmaz etkilenmiştim. Milos dışında Kikladlarda görülmeye değer Küçük Kikladlar olarak alınan bir ada grubu daha var. Bunlar Schinousa, Iraklia, Dounousa ve Koufonissi. Bu adalar hem çok kalabalık değil, hem mükemmel sahillere sahipler hem de dalış için ideal. Kalma olanakları sınırlı, araba kiralama pek yok sağa sola hep yürüyerek gitmeniz gereken adalar. Mikonos ve Santorini’nin zıttı diyebiliriz. Zamanımız olursa ileride onları da görmek istiyorum. Bir de Mikonos gibi gece eğlencelerinin çok meşhur olduğu bir ada olan İos var. Bizim o taraklarda pek bezimiz olmadığından İos’yu geziye katmadık. Ama siz düşünebilirsiniz.

Feribot seferlerini inceleyip her adada kalacağımız gün sayısını belirledikten sonra sıra geldi otellere. Temmuz ayında gideceğimiz için ve temmuz da yüksek sezon olduğu için bazı yerlerde uygun fiyatlı otel bulmakta zorlandım ama sonunda bir plan oluşturabildim. Mikonos, Naksos ve Paros’ta hep ucuz yerlerde konakladık. Santorini ve Folegandros ise pahalıya geldi. Gelelim tatilimizin detaylarına.

Mikonos için tıklayınız…

Ah bir de her tatilimizin bir şarkısı yok ama bu tatilimizin şarkısı aşağıda. Yazıları okurken dinlerseniz hoş olabilir. Belki feribotta rüzgarın saçlarınızı karıştırdığını bile hayal edersiniz… Neden olmasın?

Maldivler 2

Adada belli başlı birkaç aktivite var, 1 tanesine bedava katılabiliyorsunuz. Biz şnorkel safariyi tercih ettik. Tavsiyem safari gününüzü hemen ayarlayın yoksa sıkıntı olabiliyor. Biz bir gün önceden safari için gittik ve yer olmadığını söylediler, sondan bir önceki günümüzdü çok moralimiz bozuldu. Sonra akşam yemek öncesi bir yağmur patladı havuzun oradan villamıza zor döndük. 🙂 Döndükten sonra telefonumuz çaldı, sanırım yağmurdan tırsan birileri safarilerini iptal etmiş bize de yer açılmış oldu. Diğer aktiviteler de yunus turu, gece balıkçılığı vb gibi şeyler ancak tek seferlik hakkınızı her şeyde kullanamıyorsunuz mesela yunus turu için ille para ver diyorlar.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Şnorkel için sabah dalış okulundan palet ödünç aldık sonra da teknemizi beklemeye başladık. Yarım saatlik bir tekne yolculuğundan sonra rehber eşliğinde suya girdik. Size burada köpekbalığı görmedim diyorum ama sudayken de ödüm kopuyordu başımıza bir şey gelecek diye. En arkada kalmamaya çalışıyorum hep, sanki arkada kalanı balık kapıp götürecekmiş gibi. Yüzerken altımız ve sol tarafımız mercan ve balıklarla dolu sağ tarafımız ise birden derinleşip koyulaşan masmavi bir su kütlesi, sanki denizin içinde bir uçurumun üzerinde yüzüyorum. Sağ tarafa bakmamaya çalışıyorum çünkü ürküyorum. Sanırım toplamda 2 saat kadar suda kalıp balıkları seyrettik, gördüğümüz en ilginç canlı ise manta oldu, her ne kadar çok uzaktan görmüş olsak da…
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Bunun dışında ücretsiz kano kiralayabiliyorsunuz. Biz 45 dakikalığına kiraladık yanılmıyorsam, adanın etrafını kanoyla dolanmak yarım saat falan sürdü.
Adada masaj da yaptırabiliyorsunuz ne de olsa adı Resort&Spa. Bizim kişi başı 75$lık indirim kuponumuz vardı, masajlar 100 dolar gibi bir şeydi. İkimizi bir odaya aldılar, yağlar eşliğinde ovaştırdılar, masajın sonuna doğru eşimin yattığı yerden horultular geliyordu. 🙂
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Biz kahvaltı+ akşam yemeği şeklinde paket almıştık, kahvaltıyı iyi yeriz diye düşünerek. Ama sonra tatil sırasında bu kararımıza pişman olduk. Neden derseniz, yüksek sezon olmadığı için ana restoran açık değilmiş ve öğlen yemeği uzakdoğu restoranında ala carte olarak veriliyormuş, restoranın etrafında gezerken bir de ne görelim, bahçede bir  havuzun içinde ıstakozlar cirit atıyor.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Gidip menüye baktık hakikaten ıstakoz yiyebiliyormuşuz. 🙁 O zaman pişman olduk ama 2 yıl sonra ıstakozun tadına başka tatillerimizde baktık. Kahvaltı ve akşam yemeği uluslararası mutfak ve açık büfe şeklinde, kesinlikle aç kalmak yok! Muhakkak damak tadınıza uygun bir şeyler buluyorsunuz. Buradaki ananasların tadını hiçbir yerde bulamadım. Her sabah pancake+ ananas+bal üçlüsü ile keyif yaptım. Ayrıca akşam yemeğinde salata barın önünde bir adam var ona söylüyorsun sana istediklerinden salata hazırlıyor, orada her gece yediğimiz avokadolu salataları unutamıyorum.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Haaa bir de hindistancevizi sütü meselesi var. Tutturdum Emre’ye süt de süt, içeceğim, ben bul bana diye. O akşam bir baktık yemekte 3 dolara h.cevizi sütü içebiliyorsun nasıl sevindim anlatamam. Tadına gelince, öyle çok beklediğimi bulamadım ama kötüydü de diyemem. Bir akşam yemeğinde de şarap açtırdık, tabii o zamanlar anlamıyoruz hiç rastgele seçtim bir tane. O gece bitiremedik, bizim için sakladılar ertesi akşam da içtik, böyle bir imkan çok hoşuma gitti doğrusu. Geçenlerde içtiğimiz neydi diye bakınca bir Chianti Classico olduğunu görüp oh be 100 doları hiç değilse bir chianti’ye vermişiz dedim 🙂
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Akşam 17.30-19.00 arası havuz başında happy hour oluyordu, bir içki alana aynısından bir tane bedava. Barmen hiçbir şeyden kısmıyor, öyle Türkiye’deki gibi dandik alkol falan kullanılmıyor, votkaysa smirnoff, tekilaysa olmeca… Biz tabii akşamları havuz başından ayrılmadık. Kokteyller 10-12 $ bira ise 8$’dı.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Havuz sonsuzluk havuzu şeklinde yapıldığından ben bayıldım, içinin taşları da siyahtı ayrı bir havası vardı. Merak etmeyin denize doyduk havuza da merakımızdan girdik. Havuzda takıldığımız 3 akşamda da yağmur yağdı, birinde yağmur yeni başlarken havuzda yüzdük çok keyifliydi. En enteresan olanı yağmur yağarken tam suyun hizasından damlaların suya çarptığında yarattığı şekli izlemekti.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Gitmeden önce en çok yağmur için endişelendim. Sürekli hava durumuna bakıyorum ve her günü yağmurlu gösteriyor her gün moralim daha da bozuluyordu. Ancak şansımıza asıl yüzdüğümüz saatlerde hiç yağmur yağmadı akşam üzeri ve gece yağdı. Hatta gökkuşağı bile gördük. 🙂 Hava hiç soğuk olmuyor, gece üşümezsiniz kalın şeyler almayın.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Eğer bir kez daha gidebilsem plajda başbaşa yemek yemeği isterdim, bir tek onu yapmadığım için pişmanım.
Belki 10. yılımızda tekrar gideriz diye düşünüyorum.
Biz 5 gün 4 gece kaldık ve tur şirketine 5000 euro gibi bir ödeme yaptık. Tatil boyunca içtiğimiz ekstralar ve masajlarla birlikte ekstra bir 500 dolar daha harcadık.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Yazıyı yazarken seneler önce bir belgeselde Maldivler’i izlediğimi ve ben balayında buraya gideceğim dediğimi hatırladım.
Birkaç not daha:
  • Bizden vize istemiyorlar.
  • Müslüman bir ülke ve vatandaşlarının içki içmesi yasak. Sadece otellerde kalanlara içki servisi var.
  • Kesinlikle içki sokamıyorsunuz. Ülkeye girişte valizler tarayıcıdan geçiyor. Yanılıp da duty free’den alkol alıp gitmeyin.
  • Tatiliniz boyunca sizinle ilgilenecek birisi olacak demişlerdi bize, ona iyi bahşiş verin dibinizden ayrılmaz dendi. Çocuğa 50 dolar bayıldık sonra bir daha tatil boyunca çocuğu görmedik. 🙂
Bir de size bir belgesel tavsiye etmek istiyorum. Biz bunu birkaç ay önce Discovery Channel’da izlemiştik yanılmıyorsam. Maldivler’deki çöplerin nereye döküldüğünü hiç düşündünüz mü? Aşağıdaki linkten bakabilirsiniz: TV’de izledikten sonra  içimiz cız etti açıkçası.

Maldivler 1

Sitedeki yazıların neredeyse tamamı eşimle birlikte geçirdiğimiz tatilleri içereceğinden, tarih sırasına göre gitmenin iyi olacağını düşündüm. Bu nedenle ilk yazımızın konusunu balayı seyahatimiz olarak seçtim. Düğün öncesi hazırlık sürecinde çok yoğun çalıştığımızdan birçok şeyimizi erkenden hazırlayamadık. Oturacağımız evi bile düğüne 1 ay kala bulduğumuzu söylesem yoğunluğumuzu tahmin edersiniz belki. Bu sürede balayı birkaç kez gündeme gelse de üzerinde çok düşünemeyip erteledik sürekli.

Sonunda ben Maldivler’e gitmek için araştırma yaptım ve her yerin dolu olduğunu görünce daha önceden balayını orada geçirmiş bir arkadaşımızla görüşüp yardım istedik. Bize kendi tur acentelerine yönlendirdiler; Sinemis Tur. Turun avantajı her zaman onlara ayrılmış yer olması ve sıkışık zamanda sizin yerinize her şeyi hallediyor olmaları. Ofislerine gittiğinizde önce size bilgisayardan otellerin fotoğraflarını gösteriyorlar, siz tabii aşık oluyorsunuz ve gitmek için ölüyorsunuz. Onun üzerine fiyat konuşmaya başlayınca fiyatların yüksekliği karşısında şaşırıp biraz moraliniz bozulabiliyor.

Emreyle fiyatları öğrendikten sonra biz bir düşünelim deyip ofisten ayrılmıştık. Bir hafta boyunca gitsek mi gitmesek mi diye bayağı konuştuk. Sonunda bir akşam Emre “Ben aslında gitmeyi çok istiyorum ama bu kadar maliyetli balayının altına imza atan bir tek ben olmak istemiyorum. Sen ne diyorsun?” dedi. Ben de ona çok istediğimi söyleyince gözümüzü karartıp gitmeye karar verdik. Bu arada diğer balayı alternatiflerimiz de Capri adası ve Koh Samui idi ama fiyatlar aşağı yukarı aynı yere geliyordu.
Aslında Dubai’de kalmak planımızda yoktu, ancak eşimin bir arkadaşı düğünümüze işi sebebiyle gelemedi ve bize düğün hediyesi olarak 2 gecelik Dubai tatili hediye etti. Uçağa bineceğimiz gün Sinemis’e uğrayıp durumu anlattık, bize hemen vize konusunda yardımcı olacaklarını söylediler. Pasaport fotokopilerimizi bırakıp Atatürk Havalimanı’na geçtik  Ekim ayının 18’inde akşam 7 civarı Emirates ile önce Dubai’ye oradan da Maldivler’in başkenti olan Male‘ye uçtuk. Eşimin ilk yurt dışına çıkışıydı, benimse ikinci. Dubai’ye uçuş 4 saat civarı, Male’ye de yine o civarda sürüyor.
Havayolu konusunda 3 sene önce sadece Emirates ve Qatar vardı ve aktarmalı uçuluyordu. Şimdi THY de başladı uçmaya. Aktarmasız gitmek isterseniz iyi olabilir. Ben artık Thy’ye zerrece güvenmediğim ve izledikleri politikaları tasvip etmediğim için binmemeye çalışıyorum. Emirates’e hayran kaldığımı ise söylemeden geçemeyeceğim. Uçuş içi eğlence harika, bir sürü iyi film vardı izlemek için. Yemekler ayrı bir lezzetliydi zaten. Bir de büyük yolcu uçağına binince (3 sıra koltuk olandan) oldukça keyif aldık. Asıl sürpriz uçakta balayı çifti olduğumuz için ikram edilen pasta ve şampanyaydı, bir de fotoğrafımızı çekip hemen verdiler. Şimdi işyerindeki masamdan bana bakıyor.
Bunun üzerine Fly Emirates demek istiyorum 🙂
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Uçaktan korkan bir insanım doğruya doğru, o yüzden Male’ye olan uçuşun sonlarına doğru içim sıkılmaya başlamıştı. Önce X-Men First Class ardından da Kung Fu Panda 2 izlemiştim ama yol bitmek bilmiyordu. Bir ara ağlama krizine girecek gibi oldum, sonunda güvenle indik de rahatladım. Bu arada uçakta dışarısını görebileceğiniz kameralar var, uçak inişe geçtiğinde aşağı kameradan yeryüzünün yaklaştığını ekranınızdan izleyebiliyorsunuz. Biz de inerken heyecanla masmavi okyanusa baktık 🙂
Havalimanında bizi otelimizin tabelasını tutan bir görevli karşıladı. Bir otobüse bindirilip deniz uçaklarının kalktığı küçük terminale geçtik. Otelimiz Hilton Irufushi‘ydi. Şimdi ismi Sun Siyam Iru Fushi olmuş.  Oteli seçerken turda çalışan kişi Male‘ye yakın yerlerde denizin güzel olduğunu ancak merkezden uzakta daha da berrak ve temiz olduğunu söylemişti. Bilmiyorum gerçekte öyle mi ama inandık ve ok dedik. Uzaktaki adalara gitmenin tek yolu deniz uçağına binmek. Aslında bu da otel seçiminde etkili oldu, çünkü hayatta bir daha böyle bir fırsatımız olamaz diye düşündük. Otelimizin lounge’unda beklerken bize serin havlu ikram ettiler, o sıcak ve nemli havada inanılmaz güzel bir etkisi oldu. İçeceklerimizi içtik, ailemize facebooktan indiğimize dair mesaj attık ve konforlu bir şekilde uçağımızı bekledik.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Bindiğimiz uçak 15-16 kişilik, TransMaldivian diye bir havayoluna ait. Pilotlarımız işte bu çıplak ayaklı adamlar. Kokpitteki bütün göstergeler bir işe yaramıyormuş gibi gözüküyor, sadece bu ortadaki aparat asıl yön bulucu gibi geldi bize. Allah’a emanet uçtuk gittik 45 dakika. İnanılmaz bir motor gürültüsü var, sarı tıkaçları tıktık kulaklarımıza.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Manzaralar muhteşemdi. İniş ve kalkışlarımızı da videoya aldık, izleyebilirsiniz.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Uçak iskeleye yanaştı ve bizi personel yine soğuk havlularla karşıladı. Saatimizi Male saatinden 1 saat ileri almamızı rica ettiler, adalar arası bile saat farkı var. Bizi sahilde oturtup içecek ikram ettiler. Adanın güzelliğinden o kadar etkilenmiştik ki şaşkın olmuştuk resmen. Kendimi bir filmin içinde zannettim. Yarım saat kadar sonra bizi odamıza daha doğrusu water bungalow denen deniz üzerindeki villamıza golf arabası ile götürdüler. Bu arabalara buggy deniyormuş.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
İşte bu da kaldığımız villamız. Yatak denize bakıyor, balkonumuzdan hemen denize atlayabiliyoruz üstelik sağdan soldan kapalı olduğu için gizliliğinizin korunduğunu hissediyorsunuz. Sadece denizde olup villanın tam karşısında yüzen biri balkonu ve villanın içini görebiliyor.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Kapının önünde küçük bir posta kutumuz vardı her gün ertesi günkü aktivitelere dair bilgilendirme yazısı geliyordu. Kablolu internet bedavaydı ama kablosuz paralıydı. Biz netbook getirdiğimiz için sıkıntı çekmedik. Adaya bir kez geldiğiniz zaman başka bir yere geçiş olmuyor, hani Male’ye döneyim orayı gezeyim bir gün deseniz deniz uçağı parası vermeniz gerek tekrardan.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

Ada muhteşem, otel orta kalabalık olmasına rağmen özellikle öğlenleri sahiller çok ıssız, sanki tüm ada seninmiş duygusunu hissedebiliyorsun. Benim en şaşırdığım şey kumlara çıplak ayakla rahatça basabilmek oldu, çünkü kumlar Türkiye’deki gibi ışığı emmiyor tersine yansıtıyor bu yüzden ayağınız yanmıyor. O incecik kumu ayaklarınızın altında hissetmek harika. Tatil boyunca çıplak ayak gezdik diyebilirim. Denize girmek için Decathlon’dan deniz ayakkabısı aldık, yanlışlıkla kestaneye falan basarız diye korktuk.

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

Villamızın yüz metre ilerisinde minik mercan kayalıkları vardı, şnorkeli alıp gittiğimizde harika küçüklü  büyüklü renk renk balıklar gördük. Biz yanımızda kendi şnorkelimizi getirmiştik ama ücretsiz kiralama imkanı da var. Şimdi böyle bir yerde eminim sizin de aklınıza köpekbalığı geliyordur ama gelmesin çünkü 1976’dan beri  bir saldırı yaşanmamış.

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa