Tag Archives: gezi

Sakız Adası Gezisi

7 Eylül 2013 cumartesi sabahı 9.30 gibi Sakız Adası‘na hareket ettik. Birçoğunuzun bildiği gibi bu adaya Çeşme‘den kalkan motorlarla gidiliyor. Bizim vizemiz vardı fakat Saygıncımların olmadığından kapıda vize için biraz bekledik. İçeri girmemiz 11.45’i buldu. Sonrasında bir müddet de eşlerimizin kiralık araç bulmasını bekledik.

Önce kalacağımız pansiyona gittik. Ancak google maps’te birileri pansiyonun yerini yanlış işaretlemiş. Tanımadığımız insanların evlerinin avlularına girip kornaya bastık filan. Adam tüfekle çıkıp bizi kovalasa ne yapardık bilmiyorum.

 

Su çarkı
Su çarkı

 

Sonrasında başka bir mekana sorarak pansiyonumuz Manganos Hotel’i bulduk. Portakal bahçeleri içinde güzel avlulu, su çarkı olan küçük bir pansiyon…

 

Manganos Hotel
Manganos Hotel
emborio- volcano taverna
emborio

 

Yerleştikten sonra Lithi‘ye gitmek için yola çıktık. Ancak yolu hemen bulamayınca, bir de açlık artınca yakınlardaki Emborios‘a gidelim dedik. Yemek yediğimiz restoranın adı Volcano (Hephaistos).

 

IMG_5867
Volcano Taverna

 

Grek salatası, cacık, mastelo peyniri, kalamar tava, aterina (küçük gümüş balığı), ızgara karides sipariş ettik. Aterinalar küçük olduğu için kafasıyla ve temizlenmeden kızartılıyor bu yüzden tadı biraz acıydı. Kalamar çıtır çıtırdı. Karidesler de iyiydi. En başarısız salataydı. Yarım litre de şarap içip 48,5 euro hesap ödedik.

 

IMG_5869
Kalamar tava

 

Izgara Mastelo peyniri
Izgara Mastelo peyniri
aterina
aterina
ızgara karides
ızgara karides

Emborios çok sessiz bir koy. Birkaç ev dışında bir şey yok. Biraz ilerideki Mavra Volia plajında denize girdik. Plajın sahili volkanik siyah taştan oluşmuş. Gayet berrak suları vardı, çok keyif aldık. Dönüş yolunda dış cephesi değişik desenli evlerin bulunduğu Pirgi köyünden geçtik.

 

Emborio
Emborio

Emborio’dan da denize girilebilir gibi geldi bana ancak dibi çakıl ve bol bol deniz kestanesi var. Deniz ayakkabınız varsa şansınızı deneyin.

Emborio
Emborio
Mavra Volia plajı
Mavra Volia plajı

 

Akşam yemeği için Hotzas isimli tavernayı tercih ettik. Mekanın arka tarafında bir iç bahçesi var. 8.30 civarı oturduğumuzda kimse yoktu ama sonrasında kalabalıklaşmış. Burada börülceli salata, ot salatası, keçi eti tandır, fava, o güne özel yapılmış olan mandalinalı kurufasulye, otlu mantar ve feta peynirli patlıcan sipariş etmiştik.

 

IMG_5918
Mandalinalı kurufasulye
IMG_5919
keçi tandır
mantarlı ot
mantarlı ot

 

Ama sonra ben bunları yiyemeden hastalandım.  Saygın ve Sümeyra biraz yiyebilmişler Allah’tan… Apar topar hastaneye gittik, acillerde bekledik. Gece 12’de serumlar yedim.

 

IMG_5930

 

Bu yüzden sabah çok erken kalkamadık. Önceki gün gidemediğimiz Lithi’ye doğru dağların arasından ilerledik. Çeşme manzaralı bir tepede durup fotoğraf çekildik.

 

Elinda koyu
Elinda koyu
Elinda koyu
Elinda koyu

 

Bol virajlı yollardan sonra nefis bir koy olan Elinda’ya geldik. Taşlık bir plaj, rüzgar tersten estiği için suyu durgun ama soğuk. Emre şnorkelle gezdi ve dibinde kocaman balıklar olduğunu söyledi. Hayatımda hiç bu kadar güzel bir koyu ıssız görmemiştim. Çok beğendim. Emre, Saygın ve ben yüzdük ama Sümeyra üşüdüğü için o girmedi.

 

Elinda koyu- tepeden
Elinda koyu- tepeden

 

Oradan Lithi’ye devam ettik. Elinda ile Lithi arasında küçük ama acayip güzel bir koy daha gördük. Emre’nin aklı o koyda kaldı. Lithi kumsal ama çok dalga alıyordu biz gittiğimizde. Saygın ve Sümeyra burada yüzdüler sonrasında yemeğe geçtik.

 

Lithi koyu
Lithi koyu

 

Arkadaki tavernalardan birine rast gele girdik. Mekanın ismi Vasili. Grek salata, radika, sirkede ahtapot, kızarmış mastelo peyniri, 4 tane küçük barbun ve kabak mücveri yedik.

 

radika ve grek salata
radika ve grek salata

 

Siparişimiz alan yaşlı amca, sanırım Vasili kendisi oluyor 🙂 mücvet mücvet diyerek kabak mücverini bize tavsiye etti 🙂 O zamandan beri bizim evde mücverin adı mücvet.

 

sirkede ahtapot
sirkede ahtapot
Mücvet :)
Mücvet 🙂

Bunların yanında yarım litre de beyaz şarap söyledik. Barbun 670 gr geldi, kilosu da 48 euro civarıydı. Tüm hesap 65 euro tuttu. Şarap ucuz ama balık pahalı yorumunu yaptık. Radikayı çok beğendik. Ahtapot da sirkeli olduğundan normalde sert olan Yunan usulü ahtapotlara göre çok yumuşaktı. Genel olarak burayı beğendik.

Dönmeden önce merkezden sakız reçeli, sakız likörü, tarçınlı sakız likörü, mastelo peyniri ve sakızlı lokum aldık. Motora binmeden de sakızlı gazozlarımızı alıp motor da yudumladık.

Vaktimiz olursa Sakız’a bir daha gitmeyi düşünüyoruz.

 

Mast gazozu
Mast gazozu

Atina Gezisi

2013 Ekim ayında bayram tatilinden önceki pazartesi günü izin alarak 1 haftalık bir tatile çıktık. Bu tatili belirlerken asıl amacımız denize girebilecek kadar sıcak bir yere gitmekti. Sonuçta yeterince güneyde olduğunu düşündüğümüz Girit’e gitmeye karar verdik. Tartışmalar sırasında Zakintos da gündeme geldi ama sonraya ertelendi. Türkiye’den Girit’e direkt uçuş olmadığı için de Atina aktarmalı gitmek durumunda kaldık. E dedik o zaman Atina’yı da görelim.
Atina’ya Pegasus ile uçtuk. İzmir kadar yakın bize aslında 1 saatlik uçuş sonrası oradaydık. İlk anda şehre giden trene nereden gideceğimizi bulamadık, kısa bir dolandık ve information desk’i bulup onlara sorduk. Aslında yeri kolay, ana kapıdan çıkıp karşıya geçince asansörle gidiliyor. Ben gitmeden ulaşım işini araştırmıştım. Havalimanındaki gişeden günlük havalimanı treni dışında her araçta sınırsız  geçen biletlerimizi 20 euroya aldık. Bu bilet havalimanına bir gidiş bir de dönüş hakkı veriyor. Tek almak istesek 8 euro, gidiş dönüşlü alsak 14 euroya gelecekti, aslında 6 euroya 3 gün sınırsız indi bindi yapmış olduk.
Otelimizi çok merkezi seçmiştim. Syntagma (sintagma okunuyor) meydanına 5 dakika. Best Western oluşuna güvenmiştim ama yeri dışında çok başarısızdı. Oda bir kere güneş almıyor, apartman boşluğuna bakıyor. Bir girdik içeri 15-20 tane sivrisinek tavanda asılı takılıyor. Eşimi çok fena yer bu sinekler. Mecburen önce sinek avına çıktık. Sonrasında Culinarybackstreets’te bulduğum otele 2 dakika uzaktaki O Tryandafilo isimli ev yemekçisine gittik. Porsiyonlar büyük ama lezzet orta karardı. Ben biber dolma söyledim Emre’nin yemeğini hatırlayamadım. Bu fiyata TR’de çok daha güzel ev yemeği yersiniz. Ama yakın oluşu işimize geldi.
Eşimle en sevdiğimiz şey gittiğimiz ülkenin meşhur meydanında oturup insanları seyrederek bira içmek. Atina’da benim tercihim Yunan craft birası Septem Honey Ale oldu. Eşim ise Fransizkaner içti. Syntagma çok hareketli Atina’nın taksimi diyebiliriz. Kaykay yapanlar, rollerbladeliler, gelenler geçenler, bizim gibi oturup dinlenenler… Aklınızda olsun burada da bir eylem filan olunca Sytagma’da gerçekleşiyor. Bira sonrası, İstiklal gibi olan Ermou caddesinden yürüdük Monstraki’ye kadar. Buralar da çok kalabalıktı. Sanırım cumartesi akşamı olduğu için. Yine ara yollardan yürüyerek otelimize vardık.
Syntagma Meydanı'nda Yunan askerleri
Syntagma Meydanı’nda Yunan askerleri
Otelin odası kadar olmasa da kahvaltısı kötü. Ama daha kötü kahvaltılar da gördüğümüz olmuştu 🙂 Hava sıcaklamadan meşhur akropol’ü görmek için kendimizi dışarı attık. Metro ile ulaşım çok kolay oluyor. Yalnız aklınızda olsun metroda çok fazla yankesici varmış. Biz çok şükür rastlamadık ama dikkat etmekte fayda var. Taktiklerini filan internette biraz araştırma ile bulabilirsiniz. Her şeye şüpheyle yaklaşın derim, yardım önerilerine ve polisin kimlik sormasına bile…
Metro kazılarından çıkan tarihi eserleri bu şekilde metronun içinde sergiliyorlar, ne güzel değil mi?
girit001
atina metro
atina metro
atina metro
Akropol biletinizi aldınız, gördüğünüz gibi perforajlı yani bir sürü tırtıklı tırtıklı parçası var. Her biri farklı yerlerde geçiyor o yüzden kalan kısımları sakın atmayın.
atina
atina – dionysos tiyatrosu
atina
atina – Odeon of Herodes Atticus
Akropol gerçekten çok etkileyici, bir de tüm Atina’ya yukarıdan bakabildiğiniz bir yükselti yapmışlar bayrağı da dikmişler. Bizden milliyetçi olmasınlar…
girit006
atina akropol
atina parthenon
Akropol’den sonra Hephaistos tapınağına doğru indik. Burası çok iyi korunmuş bir tapınak. Demircilerin tanrısı Hephaistos’muş.
girit011
Hephaistos tapınağı’nın akropol’den görünüşü
Hephaistos tapınağı
Hephaistos tapınağı
Buranın devamında Stoa of Attalos denen yere gittik. Stoa Yunan mimarisinde bir sokak ya da agoranın yanında yer alan, üstü kapalı, sütunlu galerilere verilen admış (wikipedia). Buranın içindeki müzeyi gezdik.
Zeus Tapınağı
Zeus Tapınağı
Sonra Akropol’den gözüken Zeus tapınağına yürüdük. Akropol biletiniz burada da geçiyor. Hava iyice ısınmıştı, hem gölgede kalmaya çalıştık hem de bu sağlam kalmış 3-4 sütundan tapınağın gerçek halini hayal etmeye uğraştık. Çok muhteşem olmalı.
girit022
zeus tapınağı
girit023
zeus tapınağı
zeus tapınağı
zeus tapınağı giriş kapısı?
Sonrasında tapınağa çok da uzak olmayan yine cbs’de önerilen To Mavro Provato (Kara koyun) isimli restorana yürüdük. Yolda bu stadyumu gördük. Sonradan Wikipedi’den öğrendik neresi olduğunu:
girit025
Panathinaiko Stadyumu
Panathinaiko Stadyumu  veya diğer bilinen adıyla Kallimarmaro (“Güzel mermerli” anlamına gelir. Yunan alfabesinde Καλλιμάρμαρο), Yunanistan’ın başkenti Atina’da yer alan stadyumdur. 1896’daki ilk Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapan stadyum, alanındaki en eski yapılardan biri ve tamamı beyaz mermerden yapılan tek stadyumdur. 1906 Ara Olimpiyatları’nın düzenlendiği ana stadyum olmuş, 2004 Yaz Olimpiyatları’nda ise okçuluk müsabakaları ile maratonun bitiş kısmına ev sahipliği yapmıştır.
Atina şu açıdan çok ilginç geldi bize; bildiğin normal yaşam alanlarının, apartmanların alt katında restoranlar var. Bir yeri ararken birçok kez ulan buralarda da ne restoranı olur yanlış mı geldik acaba diye düşündüğüm oldu. Kara koyun da işte böyle bir sokak üzerinde. Atina’da sık yaşadığımız şey Yunan zannedilmek, o kadar benziyoruz ki birbirimize çoğu kez önümüze Yunanca menü bıraktılar. Burada da aynı şeyi yaşadık.
salata
salata
Kara Koyun’da yediğimiz yemekler Yunanistan’da yediğimiz en iyi yemekler listesinde ilk üçe girer. Ama öğlenin yıldızı kağıtta kuzu oldu, böyle kokusuz böyle yumuşacık et yemedik.
girit028
Sahibi veya yöneticisi olduğunu tahmin ettiğimiz birisiyle konuştuk, çok sıcak ve içtendi. Güzel bir sohbet ettik. Yalnız aklınızda olsun, biz öğleden sonra gittiğimiz için yer bulabildik. Cumartesi cuma vb sakın rezervasyonsuz gitmeyin eli boş dönersiniz.
Bu tatilin yemek konusundaki en büyük yardımcısı csb oldu. Sitede Pire limanının orada çok başarılı iki balıkçı tavsiye edilmişti. Biz de pazar öğle yemeği gibi gidelim diye Pire’ye yola koyulduk. Metroya bindik Pire’de indik ondan sonra tabana kuvvet yürümeye başladık. Yalnız Pire çok tekin gelmedi bize, tipler filan biraz yamuk. Benim elimde telefona screenshot aldığım iki harita var başkaca da bir şey yok. Yürü Allah yürü yol bitmiyor. Acıktık, hava sıcaklığı arttı. Yürüdüğümüz yerler pazar olduğu için  pazar günü Eminönü’nün arka sokakları gibi bomboş dükkanlar kapalı. Sanırım 1 saat yürüdük sonra bir otobüs durağına rastlayıp elemanlara sorunca tarifi aldık. İlk restoran Yperokeanio, yer yok dedi. Emre bayılacak açlıktan ve sıcaktan. Ben dedim diğeri de az şu ötede dayan. Oraya da yürüdük yer varmış çok şükür. Yalnız yerlilerin gittiği bir yer olduğundan İngilizce menü yok. İngilizce bilen garson da çok meşgul. Mekan çok kalabalık garsonlar koşturuyor. Anca bir 15-20 dakika sonra bize baktılar.
grek salata
grek salata
balık kızartma
balık kızartma
En son Rodos’da yedikten sonra ölüp bittiğim simi karidesine burada kavuştum. Bilmeyenler için Simi karidesi minnak karideslerin temizlenmeden pişirilmesiyle yapılıyor. Henüz kabukları sertleşmediği için çıtır çıtır yiyorsunuz.
simi karidesi
simi karidesi
kalamarlar
kalamarlar
patates püresi gibi bir şeydi sanki sarımsaklı :)
patates püresi gibi bir şeydi sanki sarımsaklı 🙂
Hesabı hatırlamıyorum ama çok yüksek değildi. Mekanı bulabileceğinize inanıyorsanız tavsiye ederim. Manzara falan yok ama yemek muhteşem. İsim, adres;
Ilias
Adres: Leoforos Chatzikiriakou 104, Piraeus
O geceki yemeğimizi “O Tzitzikas&O Mermigkas” isimli mekanda yedik ama hiç beğenmedik kesinlikle tavsiye etmiyoruz. Yemek sonrası yine Monastraki tarafına gidip dolandık.

Santorini Adası

Folegandros için tıklayınız…

Yine yavaş gemiyle Santorini’ye geçtik.  Pek çoğunuz bu adanın ismini duymuştur. Denize bakan muhteşem sonsuzluk havuzu fotoğrafları ile aklımda yer eden bir ada oldu burası. Benim takıntım sonsuzluk havuzları, gerçekten çok seviyorum ama yüksek sezonda böyle havuzlu yerde kalmak bütçemizi inanılmaz aşıyordu ama bir şekilde havuz olmasa da harika manzaralı bir yerde kalmayı başardık.

verandamızdan gün batımı
verandamızdan gün batımı

Kaldığımız yerin adı Villa Lukas. Manzara muhteşem, yan odayla paylaşımlı olsa da harika bir verandası var. Odanın içi temiz, ufak bir mutfağımsı köşesi var. İçi verdiğiniz fiyata değmiyor ama manzara değiyor.

verandamız
verandamız sis altında

Burada kaldığımız her gün yan odada farklı bir Uzak doğulu kaldı. Sanırım çoğu Çinliydi. Otel sahibiyle konuştuğumuzda Çinlilerin  her gün farklı bir otelde kaldığını ve buna anlam veremediğini söyledi. Yani Santorini içinde bile her gün farklı bir yerde kalıyorlarmış. Bu arada otel sahibi bir daha gelecek olursanız beni arayın booking.com’dan daha ucuz fiyat veririm diye bize söyledi. Belki kaldığımız yeri beğenen olur sizin aklınızda olsun.

verandamızdan gün batımı
verandamızdan gün batımı

Santorini de üç büyük köy var Fira, İmerovigli ve Oia. Santorini bir volkanın kraterinin çöküp içine su dolması ile oluştuğu için bu üç köy de kraterin iç tarafına yani caldera dedikleri yere bakıyor ve yine bu nedenle 3’ü de denize tepeden bakıyor.

lüks oteller
lüks oteller

Fira’nın aşağısında Cruise gemilerinin yanaştığı yer var. Oradan eşeklerle veya merdivenden kendiniz veya teleferikle  yukarı  Fira’ya çıkabilirsiniz.

verandamızdan manzara
verandamızdan manzara

Fira’dan sonra İmerovigli var. Bizim kaldığımız yer bu köydeydi. Burada ve Fira’da güneş denize batmıyor. Güneşin denize batışını görmeniz için Oia köyünün en sonuna yel değirmeninin oraya gitmeniz gerek. Biz gün batımını hep verandadan seyrettik. Oia dediğimiz yeri mavi kubbeli kiliselerin ve boy boy kilise çanlarının fotoğraflarından belki hatırlarsınız.

red beach
red beach

Santorini deniz açısından bizi memnun etmedi. Red Beach denilen yere gittik dalgalar çok büyüktü o yüzden denize giremedik. Başka plaj da aramadık çünkü ben biraz hasta gibiydim o gün. Akşam kaldığımız yerin dibindeki Avocado isimli mekanda yedik orta karardı diyebilirim.

oia, santorini
oia, santorini

Ertesi sabah Oia (iya diye okunuyor) gidelim dedik. Erkenden gitmemize rağmen temmuz sıcağında rüzgar girmeyen dar sokaklarda bana fenalıklar geldi. Saat 11.30 civarı cruise gemileriyle turistler de gelmeye başlayınca iyice çekilmez oldu. Kendimizi pansiyona zor attık.

yellow donkey bira
yellow donkey bira
anogi kalamar
anogi kalamar

Öğlen yemek için Anogi’ye gittik. İdare ederdi diyebilirim. Yemekteki en keyifli şey Yellow Donkey birasıydı. Ekmeksi malt aromasıyla çok doygun ve orta karar şebetçi otuyla güzel dengeli bir biraydı. Ne yazık ki Red Donkey’i Yellow kadar beğenmedim. Bira yorumları için başka bir sayfa açacağım galiba sitede 🙂

grek salata ve peynir saganaki
grek salata ve peynir saganaki

O gece akşam yemeği için Fira’daki Naoussa’ya gittik. Buradaki yemekleri pek beğenmedik. Salata filan idare ederdi ancak margarinle yapılmış patates püresi üzerinde tas kebabı gelince biraz midem bulandı. Burası biraz manzara satan bir yer tavsiye etmiyoruz.

fira, santorini
fira, santorini
fira, santorini'den gün batımı
fira, santorini’den gün batımı

Paros’a geçişimizin başı da biraz işkence gibi oldu çünkü feribot kalkış yeri inanılmaz sıcak. Ya güneşin altında bekleyeceksiniz ya da hınca hınç dolmuş kafelerde yer açılsın da oturayım diye bekleyeceksiniz. Üstüne bir de feribot geldiğinde güneşin alnında sıraya girip binmek için 30 dakika bekleyeceksiniz. Off anlatırken bile bayılacak gibi oldum.

denizden fira
denizden fira

Velhasıl Santorini manzarasıyla bizi büyüledi ama deniziyle etkileyemedi. Bir daha gitmeyiz diyeceğimiz adalardan biri oldu burası.

Paros için tıklayınız…

Kiklad Adaları

Yunan Adaları’na olan sevgimiz Kos ve Rodos ile başladı, Girit ve Sakız ile devam etti. 2014 yazında ise en büyük adalar turumuzu yaptık. 15 gün içinde 5 ada (Anti Paros da sayılırsa 6) gezerek iyi bir rekor kırdığımızı düşünüyorum. Gezdiğimiz bu adalar Ege Denizi’nde bulunan Kiklad Takım adasının içinde yer alıyor. Bu adalara Kiklad denmesinin sebebi tüm adaların tek bir ada, yani Delos, etrafında toplanmış gibi gözükmesi.  Yunan mitolojisi ile bağlantıyı da kiklop yani tek gözlü devlere benzeterek yapmışlar. Kikladlar 220 Adadan oluşuyor ama çoğunda yerleşim yok. En bilinenleri 21 tane; Amorgos, Anafi, Andros, Antiparos, Delos, Eschati, Ios, Kea, Kimolos, Kythnos, Milos, Mykonos, Naxos, Paros, Folegandros, Serifos, Sifnos, Sikinos, Syros, Tinos ve Santorini. Hepsi birbirinden güzel olduğu için tatil programını yaparken çok zorlandım. 21 adadan hangilerini seçecektim?

cyclades
worldatlas.com’dan alınmıştır

Atina aktarmalı gitmek istemediğimiz için Mikonos’a uçmamız gerekiyordu. Bu ada cepteydi. Dönüşü de buradan yapacağımız için son günümüzde yine bu adada olmamız gerekiyordu. Her adanın fotoğraflarına baktım, sahillerini ve yapılacak aktivitelerini inceledim. Oraya kadar gitmişken Santorini’yi görmesek olmazdı. Onu da cebime koydum. Sonra nasıl oldu hatırlamıyorum ama Folegandros diye bir adanın var olduğunu okudum. Tripadvisor’dan girdim en iyi otellerine baktım ve bam aşık oldum. Neden aşık olduğumu yazının ilerleyen satırlarında göreceksiniz. Kalan günlerimiz için de Paros ve Naksos adalarını seçtik. Seçtik diyorum çünkü ben aslında Naksos’u pek istememiştim ama eşim ısrar etmişti. Fakat sonrasında ben de çok beğendim ve iyi ki eklemişiz dedim.

IMG_8010

İos
İos

Tüm bu süreç boyunca aslında en çok görmek istediğim ada Milos oldu. Ama ne yazık ki uygun gemi kombinasyonunu yaratamadım. Adaları seçtikten sonra tekrar oturdum bilgisayarın başına. 15 gün içinde en optimum şekilde bu 5 adayı nasıl ziyaret ederiz diyerek Yunan feribotlarının hareket takvimlerinin olduğu siteyi açtım. Benim kullandığım sitenin adresi bu:

https://www.gtp.gr/RoutesForm.asp

Sanırım bu çalışma sürecinde 15 alternatif yaratmışım. 8 tanesi Milos’u içeriyor diğer yedisi Milos’suz. Milos’u neden bu kadar beğendin derseniz sahillerinin çok güzel olduğunu söylerim. Fotoğraflardan inanılmaz etkilenmiştim. Milos dışında Kikladlarda görülmeye değer Küçük Kikladlar olarak alınan bir ada grubu daha var. Bunlar Schinousa, Iraklia, Dounousa ve Koufonissi. Bu adalar hem çok kalabalık değil, hem mükemmel sahillere sahipler hem de dalış için ideal. Kalma olanakları sınırlı, araba kiralama pek yok sağa sola hep yürüyerek gitmeniz gereken adalar. Mikonos ve Santorini’nin zıttı diyebiliriz. Zamanımız olursa ileride onları da görmek istiyorum. Bir de Mikonos gibi gece eğlencelerinin çok meşhur olduğu bir ada olan İos var. Bizim o taraklarda pek bezimiz olmadığından İos’yu geziye katmadık. Ama siz düşünebilirsiniz.

Feribot seferlerini inceleyip her adada kalacağımız gün sayısını belirledikten sonra sıra geldi otellere. Temmuz ayında gideceğimiz için ve temmuz da yüksek sezon olduğu için bazı yerlerde uygun fiyatlı otel bulmakta zorlandım ama sonunda bir plan oluşturabildim. Mikonos, Naksos ve Paros’ta hep ucuz yerlerde konakladık. Santorini ve Folegandros ise pahalıya geldi. Gelelim tatilimizin detaylarına.

Mikonos için tıklayınız…

Ah bir de her tatilimizin bir şarkısı yok ama bu tatilimizin şarkısı aşağıda. Yazıları okurken dinlerseniz hoş olabilir. Belki feribotta rüzgarın saçlarınızı karıştırdığını bile hayal edersiniz… Neden olmasın?

Barselona

Üçüncü bölüm için tıklayınız.

Barselona için yine airbnb’den yer ayarlamıştım. Evimiz Gracia mahallesindeydi. Metro 2 dklık yürüme mesafesinde olduğu için birçok yere ulaşım rahat. Bu  evi bulmamız maceralı oldu diyebilirim. Evin adresini navigasyona girdik ve sorunsuz bir şekilde evin olduğu sokağa vardık. Sitede evin merkezi olduğu yazıyordu ancak mahalle şehrin dışında, zenginlerin oturduğu 2 katlı evlerden oluşuyor gibiydi. Sokak boyunca 13 numaralı evi aradık ama tuhaftır ki sokakta 13 numara yoktu. Bu saçmalığın üzerine ev sahibimizi aradık ve durumu anlattık. Etrafımızda gördüğümüz şeyleri ve tabelaları okumamızı rica ettiklerinde aslında yanlış yerde olduğumuzu anladık. Aynı sokaktan  2 tane vardı ve biz yanlış olana gelmiştik. Saat 5’ti ve 6’da arabayı havalimanına bırakmak gerekecekti. Ne yapalım derken risk alıp ev sahibinin bize yeni verdiği sokak ismi ile navigasyon sayesinde buluşmayı başardık. Eve eşyaları çıkardığımızda 5 buçuk olmuştu bile. Beyler arabayı alıp havalimanına gittiler biz de yine evde takıldık.

spain126
La Paradeta

Beylerin dönmesi 7 buçuğu buldu, hızla ilk yemeğimiz için kendimizi dışarı attık. İlk tercihimiz birkaç şubesi olan La Paradeta oldu. Burası bir deniz ürünleri restoranı. Girişte sizi ürünlerin durduğu bir tezgah karşılıyor. Burada yiyeceklerinizi seçiyor, bardan da içeceklerinizi aldıktan sonra ödemenizi yapıyorsunuz. Sonrasında size verilen sıra numarası anons edildikçe hazırlanmış olan yemeklerinizi teslim alıyorsunuz.

spain124
Istakozda kampanyaaa

 

spain125
Karides, istiridye ne ararsan var!

Biz 3 dakika boyunca tezgahın karşısında kitlendik kaldık, ne sipariş edeceğimizi bilemedik. 3 tarafı denizlerle çevrili ülkeden gelip de apışıp kalmak komik bir durum.

spain121
Karides ve bebek ahtapotlar
spain123
Istakoz

Sonunda 2şer karides, mini ahtopot, mini kalamar, bir ıstakoz, bir demet sülünez :)), salata ve şaraptan oluşan siparişimizi verdik. Şimdi keşke yengeç de yeseymişiz diyorum. Yabancı olduğumuz için sıra numaramızın ingilizce okunacağını söylediler ancak öyle bir şey olmadı fakat biz okunan numaralardan sayıları benzeterek tahmin edip doğru zamanlamayı tutturduk. 🙂

spain120
Gözlerdeki bu mutluluğa paha biçilemez

Tüm bu güzel şeylere 4 kişi 75 euro ödedik.Bir şişe de şarap içtik. Dördümüz de ilk kez ıstakoz yedik, gayet lezzetli bulduk. Mini kalamarı Kos’ta da yediğimden her ne kadar oradaki tadın biraz gerisinde kalsa da beğendim. Sülünez bizim burda balık yemidir, bizce balık yemi olarak kalsa da olur, aşırı bir lezzet bulamadık. Ancak sülünezin tezgahta dururken garson kadın dokunduğunda kabuğunun içine çekilişini hiç unutmayacağım.

spain119
Hesap lütfen

Akşamları çok sıra oluyor, 7 buçuk gibi gelmeye çalışın. Birden fazla şubesi olduğu için internetten size yakın olanın adresine bakabilirsiniz gitmeden.

Yemek çıkışında La Sagrada  Familia’ya uğradık, gece vakti hem güzel hem de ürkütücü gözüküyordu.

spain127
Sagrada De Familia

Sabah kahvaltısını yine marketten aldıklarımızla evimizde yaptık. Canı çay çeken Saygıncım bir paket english breakfast tea’yi de kapmış. Hepimiz her sabah birer bardak çay içtik sayesinde 🙂

İlk günümüzde Plaza Catalunya’ya gittik. Alışveriş yapacaksanız kıyafet vb. buralar adı duyulmuş mağazalarla dolu. Devasa bir El Corte Ingles var. Burası Boyner gibi bir mağaza. Adını uzun uzun söylemek yerine tüm tatil boyunca Boyner diye bahsettik kendisinden 🙂 Akşam yemeği için çook uzun uğraşlarla bulduğum bir yere gittik. Emre çok yorgun olduğundan mekan da biraz uzakta olduğundan gitmekte tereddüt ettik. Üstelik günlerden cuma olduğu için yer bulma ihtimalimiz de düşüktü.

spain128

Ama iyi ki gitmişiz çünkü hayatımda yediğim en güzel yemekleri orada yedim. Rezervasyon olmadığından15-20 dakika kadar bekledik, başka bir yere gitmeye de zaten gücümüz kalmamıştı. 🙂 Sonrasında bizi barda yan yana oturttular. Mekan küçük bu nedenle bar tipi yerleşim verimli olmuş.

spain134
Gazpacho

Yemeğe ben soğuk çorba gazpacho ile başladım. Bardakta veya kasede alabiliyorsunuz. İnanılmaz lezzetli bir şey. Etrafı buzlarla kaplı bir küpün içinde duruyor normalde, siz isteyince oradan dolduruveriyorlar.

spain129
Azıcık tırtıklanmış patatas bravas ve pan con tomate

İkinci yemek patatas bravas oldu. Bu her tapasçıdan olan bir çeşit. Kızarmış patates üzerinde domatesli bir sos oluyor genelde. Burada farklı beyaz bir sosla servis edilmişti yanılmıyorsam mayonez ve sarımsak karışımı olan “aioli”.  Hayatımda yediğim en güzel patatesti. Acısı falan yerinde çıtırlığı kararında… Üzerine pan con tomate geldi. Aslında bildiğiniz ekmek üstü domates sos gibi bir şey ama hem porsiyon boyutu hem de o domates tadı moda tabirle yıkılıyordu!

spain130
karamelize soğanlı ahtapot

Üzerine karamelize soğanlı ahtapot geldi. O da gayet nefisti ama diğerleri 10’sa o 8 puan alırdı. Bu seyahatte hiç yemediğimiz şeyleri yeme çabamız olduğunda tavşan pirzola da söyledik, e tavşan küçük hayvan, doğal olarak kaburgaları da küçük, kibrit kalınlığındaki kemiklerin etrafını kemirdik diyebilirim. Tadı nasıldı derseniz daha aşağı sıralarda yer alır.

spain132
Tavşan kaburgası

Sıradaki yemeğimiz kaz ciğeri, ilk duyduğu andan itibaren bunu  merak eden Saygıncımın yüzü güldü sonunda. Bizim de güldü çünkü gerçekten beklemediğim kadar lezzetliydi. Aynı anda hem tatlı hem de tuzlu gibi, içi yumuşak dışı karamelize nefis bir tat.

spain133
Kaz ciğeri

Ben aslında “bomba” denilen köftelerinin de çok meşhur olduğunu duymuştum ancak içinde domuz eti olduğunu öğrenince ondan sipariş etmedik. Siz giderseniz deneyebilirsiniz.

Bu kadar harika yemeği yiyince Saygıncım garsonu çağırdı ve dedi ki; biz buradaki her şeyi çok beğendik bize “buradan şu yemeği yemeden gitme diyebileceğiniz bir şey var mı?” (tabii bir de bu cümlenin İngilizcesini hayal edin. :))

spain135
soya soslu ton balığı

Bunun üzerine soya soslu ton balığı ve kuru fasulyeli kalamar geldi. (evet kurufasulye). Özellikle ton balığı kusursuzdu, çiğ balık olmasına rağmen…

spain136
kuru fasulyeli kalamar

Kurufasulye ile kalamar da gayet uyumluydu onu da beğendik ama ton balığını geçemez.

Tatlı faslını da geniş tuttuk ve çeşit çeşit şey söyledik. Mekanın belki de en güzel yönü bizi kazıklamaya uğraşmaması oldu. Tatlı sipariş ederken Saygıncım biraz coşunca adam bu çok fazla deyip yanaklarını şişirip şişko olursun gibilerinden bir hareket yaptı. Başka yerlerde sizi yiyebileceğinizden fazlasını söylediğinizde uyarmazlar.

spain139
Crema Catalana

Tatlılardan en akılda kalanı Crema Catalana oldu. Krem bruleye benziyor diyebilirim.

Tap de Cadaqués
Tap de Cadaqués

Diğerleri çeşitli küçük kekler, trüf çikolata ve Tap de Cadaqués denilen kahveli romlu süt içinde kek şeklindeki bir tatlıydı. Tüm yemek 101.50 euro tuttu. Her kuruşunu hak ettiler.

Çikolatalar
Çikolatalar

Mekan; Paco Meralgo adres; C/ Muntaner, 171 08036 Barcelona

Ertesi sabah eşim Emre biraz hasta uyandı, boğazı batıyor gibiydi. Bu yüzden bir eczaneye uğrayıp tantum benzeri bir ürün sorduk, ama kadında ingilizce yok bizde ispanyolca yok. Antiseptik dedik boğazımızı gösterdik, kadın  durdu “haaa antiseptiko” dedi ve boğazını göstererek yutkununca anlaşmayı başardık.

 

 

spain141
yine deniz ürünleri

 

spain140
Çeşit çeşit mantar

Günün devamında marketlerin marketi La Boqueria’ya uğradık. Renk renk tezgahların arasında dolandıktan sonra önce hazır meyve salatalarından aldık, sonra egzotik meyve satan tezgahlardan, liçi, dragon fruit, passion fruit vb alıp yakınlardaki bir parkta lüplettik.

Meyveler
Meyveler
Kaz ciğeri
Kaz ciğeri

Günün devamında deniz kıyısındaki alışveriş merkezine uğradık. Eşim ve ben kahve içip dinlenirken Saygın ve Sümeyra biraz alışveriş yaptı.

spain145
Barcelona
spain146
Herkeste aynı pozdan var bence…

Bu sırada öğlen yemeği için sandviççiye akşam da meşhur tapasçı Quimet&Quimet’e gideriz diye düşünmüştüm ama notlarıma bakarken tapasçının cumartesi 4’e kadar açık olduğunu görünce öğlen için dümeni buraya çevirdik.

spain150
Quimet&Quimet

Buradaki tapasları da genel olarak beğendik ama hem mekanın kalabalık olması hem de sıcağın etkisi ve ayakta yemek zorunda olduğumuz için istediğimiz keyfi alamadık.

spain148

Buradaki favorimiz karidesli tapas oldu (fotoda gördüğünüz).

spain152

Ben peynirli somonlu ballı tapas’ı da beğendim.

spain149
Turuncular deniz kestanesi

Deniz kestaneli bir tapas da denedim ama tadını çok ayıramadım.

spain153

 

spain151
Quimet&Quimet

Bir de burada meşhur olduğu için vermut içtik ama çok tatlı geldi hoşumuza gitmedi. Sonrasında buğday birasına geçtik. 🙂

spain154
Casa Batlló

Yemek sonrası Casa Mila ve  Casa Batllo’yu gördük.

Casa Mila
Casa Mila

Akşam yemeği için La Pepita’yı tercih ettik. Yemekler güzel olsa da Paco Meralgo’yu geçemedi. Ama yine de öneririz. Rezervasyonsuz zor yer bulunuyor aklınızda olsun. Ana yemekleri fotoğraflamayı unutmuşum !!

Başlangıçlar
Başlangıçlar
Tatlılar
Tatlılar

Buradan çıkışta son gecemizi bira ile noktalayalım diyerek hemen yan sokaktaki La Cervesera Artesana isimli butik bira mekanına geçtik. Diğerleri mekanın biralarından içerken ben Kwak içmeyi tercih ettim.

spain159

 

spain160

Genel olarak memnun olduğumuz bir tatildi. Güzel yemek seçimleri yaptık diyebiliriz. Belki daha az şehir ziyaret etsek daha da verimli gezebilirdik.  Umarım bir kez daha bu güzel yerleri görme şansımız olur.

Marsilya ve Toulon

Pegasus Havayolları’nın Barcelona’ya hat açmasını dört gözle bekliyordum. İspanya’ya direkt uçan tek havayolu THY olduğu için biletler pahalıydı bu yüzden Pegasus çok iyi bir fırsat oldu. Ancak İspanya’ya çift olarak gitmek istiyorduk, bu nedenle eşim Emre’nin, çok yakın bir arkadaşı olan Saygın’a planımızı aktardık, izin alma süreçleri falan derken gidiş biletleri biraz pahalılandı. Biz de planda ufak değişiklik yapıp daha uygun fiyata uçabileceğimiz Marsilya’yı tercih ettik. Aslında ilk plan Marsilya, Cannes ve Nice’i gezdikten sonra arabayla sahilden Barcelona‘ya geçmekti, ancak hem kiralık araba ile ülke değiştirme maliyetleri hem vakit kaybı, hem de yorucu olacağı için Barcelona’ya uçakla geçmeyi düşündük. Araştırmamız sonucunda easyjet‘te çok uygun fiyata (kişi başı 45 euro civarı) Nice-Barcelona uçuşu bulunca üzerine atladık.

IMG_4203
Les Miserables

İlk durağımız Marsilya oldu. 26 Haziran 2013 gece 23.30 uçağıyla havalanıp, saat 1 gibi oraya vardık. İlk gece için otel ayarlamadık, bunun sebebi hem otele geç varacağımız için yarım kaldığımız bir geceye 80-90 euro para vermemek, hem sabah araba kiralayacağımız için havalimanına geri dönmek zorunda kalmamak hem de Marsilya hakkında okuduğum “çok tehlikeli, güvensiz, sabah 10’da adam öldürüyorlar” yorumları oldu. Açıkçası gece Marsilya’ya inip otel aramak istemedim. Bu nedenle havalimanında bir gece yatmayı tercih ettik.

Eşim ve kankası Saygın, üniversiteye başlamadan önce Akdeniz sahillerinde gezerken parklarda yattığından bu fikri ortaya atan kişiler oldular. Yukarıda saydığım sebeplerle de duruma itiraz etmedim. Uçağımız indikten sonra çok kısa bir pasaport kontrolünden geçtik. Easyjet ve Ryanair gibi low-cost havayollarının hizmet verdiği terminalden çıkış yaptık. Ben öncesinde lonelyplanet forumunda havalimanında kalabilir miyiz kalırsak ne olur gibi sorular sormuştum, onlara dayanarak mevcut terminalden çıkıp sağa doğru ilerledik ve ana terminale vardık. Üst katta yerler halıfleksle kaplıydı, plaj havlularımızı serdik, yanımızda getirdiğimiz çarşaflarımızı da üstümüze örttük. Eşimin içi rahat etmedi sanırım bu nedenle gece biz uyurken o oturup kitap okudu. Sabah hoparlörlerden yayılan müzik sesi ve valiz çekme sesleri ile uyandık. Kahvaltımızı başka yer bulamadığımız için starbucks’ta ettik.

IMG_4217
Marsilya

 

IMG_4213
Marsilya Yat Limanı

Sonrasında Europcar’a giderek kiraladığımız arabayı teslim aldık. Kiralık arabaları önceden ayarlamak çok önemli çünkü hem uygun fiyat alıyorsunuz hem de arabasız kalma gibi bir ihtimaliniz olmuyor. İtalya seyahatinde bunun sıkıntısını çekmiştik hatırlarsanız. 4 kişi, 2 büyük valiz, birer de el bagajımız olduğundan sığabilmek için büyük araba kiraladık. Şansımıza Toyota Coralla Verso denk geldi. Ama ona bile bagaj üstü kapağında tümsek yaratmadan sığmamız çok zor oldu. Araba kiralarken valizlerinizin büyüklüğüne dikkat edin derim. İyi ki Golf vb. kiralamamışız dedik. Arabayı aldıktan sonra ilk durağımız Marsilya’nın içi oldu.

IMG_4247
Nefis ama pahalı…

 

Bu seyahatimizde de İtalya’daki gibi Navfree isimli yazılımı kullandık ancak bu sefer iki harita yüklü olduğundan mıdır nedir, güzergahları bulmakta sıkıntı çekti alet. Birçok kez Saygın’ın elindeki SonyEricsson telefonun GPS’inden faydalandık ki , o da internete ihtiyaç duyuyor. Marsilya’nın içinde yat limanı bulunuyor, gezerken gördüğüm kartpostallarda gece görünüşü çok muhteşem ancak gündüz pek bir numarası yok gibi. Sahil boyunca yürüdük, tepede meşhur bir kilise varmış, gece tam dinlenemediğimiz için tepeye kadar çıkmak istemedik. Fransa’da ve İtalya’da birçok yerde şehir içi oyuncak tren tadından gezdiren trenler var biz fiyatlarını gereksiz pahalı bulduk ancak belki siz seversiniz. Yat limanının önündeki bir kafede bir şeyler içtikten sonra şehrin ara sokaklarında biraz turladık. İyi bir süpermarkete rastlayınca da ekmek, hindi salamı, peynir, içme suyu ve portakal suyu alarak kalacağımız otele arabayla hareket ettik.

 

IMG_4244
Marsilya

 

Aklımdan geçen planda ilk gün Marsilya ve Toulon arasındaki köylerde denize girmek vardı, ancak yorgunluk hepimizi vurunca otele gitmeye karar verdik. 3-4 civarı otele vardık, aldıklarımızla kendimize sandviç aldıktan sonra herkes dinlenmeye çekildi. Akşam 6 gibi hazırlanıp dışarı çıktık. Resepsiyondaki amcaya yemek yiyebileceğimiz yer sorduk, sahildeki bir pizzacıyı tarif etti ve kartını verdi.

IMG_4267
Ateş, su, hava, tahta

 

Biz de şehrin içinde dolana dolana yat limanının oraya indik. Pizzacıyı bulduk ancak çok hoşumuza gitmedi. Limanın sonuna doğru bir barda oturup birer bira parlatalım dedik. Eşim ve Saygın Edelweiss buğday birası isterken biz de birer Amstel aldık. Biralarımız geldikten birkaç dakika sonra elinde minik bir karatahtaya Fransızca yemekler yazılı bir adam çıkıp geldi tahtayı masamıza bıraktı ve gitti. Ne yapacağımızı bilemedik, güldük, tahtanın fotoğrafını çektik. 5 dakika sonra adam geri dönüp ne sipariş edeceğimizi sordu, biz de ona yemek yemeyeceğimizi söyleyince şoka girdi tahtayı alıp gitti. 1 dakika sonra ise siparişimizi almış olan kız yanımıza gelip, üstünde servis olan masalara oturmanın “ben yemek yiyeceğim” demek olduğunu bize söyledi. Biz de bunun üzerine böyle bir şeyden haberdar olmadığımızı söyledik. Kız da bizden başka bir masaya geçmemizi istedi, paşa paşa geçtik. Ancak olay burada bitmedi. 6 Euro olan biraları bize 10 euro yazdılar, hesaba itiraz ettiğimizde de zaten öyleydi dediler. Menüyü göster desek adama, yalan söylediği ortaya çıkacak ama bilmediğimiz memlekette kavga gürültü etmek istemediğimiz için 3-5 euronun peşine düşmedik, bahşiş de bırakmadık ama. Mekanın ismi La Lampa. Haram olsun verdiğimiz para. Size tavsiyem Toulon’a giderseniz bu mekanın yanından bile geçmeyin.

Pizzacıyı gözümüz tutmayınca interneti açtık ve iş tripadvisor’a düştü, 2 tane çok güzel lokantaya yönlendirdi bizi ilki La Promesse idi kapısına geldiğimizde Michelin yıldızlı olduğunu gördük, fiyatlar da hayli yüksekti tabii. Bu nedenle bir sokak aşağıdaki başka bir restorana yöneldik, orası da fazla kalabalıktı. Bir üçüncü restoranı ararken küçük bir meydanda bir pizzacı gördük, Fransız kaynıyordu. Yerliler yiyorsa çok da kötü olamaz diyerek restoran arayışımızı sonlandırdık.

IMG_4279

IMG_4280

IMG_4281

 

Dördümüz de birer pizza söyledik, benimkinde patlıcan ve enginar kalbi vardı gerçekten çok lezzetliydi. Saygın adında Pakistan geçen bir pizza istedi, tonbalıklı sarımsaklı falandı ancak Pakistan ile ton balığını bağdaştıramadık 🙂 Eşim ise köz biberli, mantarlı bir pizza söyledi, bir de mekanın kendi şarabından içtik o da gayet düzgündü. Buraya yolunuz düşerse kafa rahat bir yemek için tavsiye ederim, fiyatlar da aşırı yüksek değil, bir pizza 14 euro civarıydı. Mekanın ismi Chez Gaetano Pizzeria.

 

IMG_4297
Bir takım eğlenceler…
IMG_4306
Toulon Meydan’da çılgınlıklar

Yemekten sonra dinlenmek için otelimize döndük. Burada Hotel De La Gare’da kaldık. Garın tam karşısında orta hallice fiyatlı bir otel, çarşaflar falan temizdi ama ekstra konfor beklememek gerekiyor. Arabamızı gara 15 metre mesafede yerin altındaki otoparka bıraktık, normalde günlüğü 15 euro ancak otel müşterisi olunca 8 euroya geldi. Bu arada ilerleyen yazılarda da göreceğiniz üzere otoparka verdiğimiz paranın haddi hesabı yok.

 

IMG_4317
Cassis

 

Ertesi sabah kahvaltıyı yine marketten yapılan alışverişle hallettik. Dandik kruvasan, çilek reçeli ve kahve içeren Fransız otel kahvaltısına 8-10 euro vermektense bu taktikle kişi başı 3-4 euroya karnımızı çok güzel doyurduk.

IMG_4319
Cassis

Sonrasında ise önceki gün gidemediğimiz koylara gitmek amacıyla geriye doğru yola koyulduk.

IMG_4314
Cassis

İnternette yaptığım araştırmalara göre, Marsilya ile Toulon arasında Calanques adı verilen koylar varmış, bu koylar milli park statüsünde olduğundan arabayla erişim sadece bir noktaya kadar sağlanıyormuş. Bu muhteşem turkuaz rengi denize girmek amacıyla Cassis isimli küçük bir balıkçı köyüne gittik. Köy küçük ama köye olan ilgi büyük olunca araba park edecek yer bulmak hayli vaktimizi aldı.

 

IMG_4319
Cassis

 

Turizm ofisinden güzel koylara gidebilmemiz için arabayı bıraktıktan sonra 1,5 saat daha yürümemiz gerektiğini söylediklerinden turkuaz rengi koy hayalimiz de suya düştü.

 

IMG_4324
Deniz güzel gibi ama hava kötü.

 

O sırada dünden beri peşimizi bırakmayan serin hava devam ediyordu. Zaten bu havada da denize girilmez diyerek kendimizi teselli edip Cannes’a doğru yola çıktık.

 

IMG_4327
Cannes yollarında…

İkinci bölüm için tıklayınız…

Cannes, Nice ve Monaco

İlk bölüm için tıklayınız…

Cannes’a varmadan önce yolumuzun üzerindeki St. Tropez’ye uğramadan geçmek istemedik. Lüks yatları, romantik küçük sokakları ile St. Tropez sevimli bir yer ama yemek açısından pahalı doğal olarak. Sahildeki restoranlara yaklaşmadık bile. Eşim elinde sandviç gördüğü bir adamı takip ederek sandviçin kaynağına ulaşmayı başardı. Sandviçlerin içinde ne olduğunu anlama mücadelemiz sırasında sahibi keçi peynirli sandviçi beeeeleyerek anlatmayı başardı. 🙂 Kişi başı 6-7 euroya sandviç yiyip St. Tropez sokaklarından aylak aylak gezdik.

 

IMG_4371
Panini manini

 

Ben şahsen ünlülerin burada ne bulduğunu anlayamadım ya da biz çok yanlış gelmişiz dedim kendime.

IMG_4374
St Tropez Sokakları

 

spain020
Birer krep lüplettik

spain021

 

Merkezinde küçük bir plajımsı yer bulduk onda da sanki yan tarafından denize wc akıyormuş gibi geldi açıkçası içim elvermedi girmeye.

 

spain022
St. Tropez

 

spain023
St. Tropez şekercisi

Akşam üzeri Cannes’deki İbis Budget isimli otelimize vardık. Geceliği iki kişilik 50 euroydu. (aslında bizim odalarda altta 2 kişilik üstte de ranza stili bir kişilik yatak vardı, yani 3 kişi 50 euroya da kalınabilir) Odalar mikro seviyede düzenlenmiş. Lavabo küçücük ve odanın köşesinde, duşakabin ise odadan direkt kendi cam kapısı ile ayrılıyor, duvara gömmüşler yani anlayacağınız.

spain048
Saygın’ın ranza üstü qeyfi 😛

İnternet bedava, kahvaltı ise 6 euro. Otelimize yerleştikten sonra merkeze doğru sallandık. Yolda nereli olduğumuzu soran bir amca cevabımızı duyunca Gezi olayları üzerine bizimle sohbet etti ve eğer birliğe katılmak istiyorsanız ondan kurtulmalısınız dedi.

spain024
Tokuştur Guinness’leri…

Ben daha uzun kalacağımız için daha çok İspanya’daki yeme-içme olaylarına konsantre olmuştum. Bu nedenle Cannes’da bir restoran bilmiyordum. Açlık da başa vurunca sıra sıra dizilmiş restoranların önündeki menülerine bakarak geçtik. Bir yerin önünde durup 3 kişilik deniz ürünleri tabağının 93 euro olduğunu görünce koşarak kaçalım buradan demişliğim oldu. Sonradan öğrendiğim kadarıyla Cannes’ın en meşhur balıkçısı orasıymış. 🙂

spain027

 

spain026
Byron Burger

Sonrasında Guinness içme arzusuyla Byron isimli mekana oturduk, biramızın sonlarında mekandan kalkmak zor geldiğinden yemeğimizi de orada yedik. Üçümüz Byron burger aldık, Saygın ise deniz ürünlü noodle tercih etti. Yemekler güzeldi ama çılgıncasına tavsiye edilecek kadar da başarılı değildi.

spain033
Grasse

Ertesi sabah yine marketten aldıklarımızla kahvaltı ettikten sonra parfümleri ile ünlü Grasse şehrini görmeye karar verdik. Asıl planımız Grasse’e uğradıktan sonra denize girmekti ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Grasse; Patrick Süskind’in Das Parfüm kitabında baş kahramanın yaşadığı yer. Daracık sokakları ile bir tepenin üzerine konuşlanmış.

spain032
Grasse

Evlerin çoğu sanki çoooook eskilerden kalmış gibi. Bazılarının dış duvarlarından rutubet sızıyor, bazılarının ise boyaları akmış…

 

spain031
Grasse

 

spain030
Grasse

Şehrin merkezinde Fragonard’ın mini parfüm müzesini bedavaya gezdik ve dükkandan biraz alışveriş yaptık.

spain028
Müge Çiçeği

 

spain029
Fragonard Dükkan

2013’ü Müge çiçeği yılı ilan etmişler o yüzden müge çiçeğinin parfümleri, sabunları ve oda kokuları vardı. Ben deliye döndüm tabii. Hepsinden aldım :). Burada başka bir sürü parfüm dükkanı daha var. Saygın’ın eşi Sümeyra da başka bir dükkandan çok güzel bir parfüm aldı. Seçim yapmakta çok zorlandık diyebilirim.

Fotoğraflarda da göreceğiniz üzere haziranın sonunda uzun kollularla gezdiğimiz için o gün de denize girmeyi erteledik ve Monaco’ya gitmeye karar verdik.

spain034
Monaco

Fransa’da araba kiralayıp gezecekseniz aklınızda tutmanız gereken bir şey var. Otoyollar çok pahalı! 15-20 km’de bir gişelere girip her birinde 3-5 euro ödemekten iflahımız söküldü! Monaco’ya da bu yollardan geçerek vardık.

spain042
Monaco ve biz
spain040
Monaco

 

spain041
Monaco

Seyahatimizin Fransa kısmında bizi en çok etkileyen yer Monaco oldu. Küçücük bir alanda sıkışmış gökdelenler, şehrin ortasında kaydıraklı bir havuz, en pahalı arabalar (Lamborgini, Bentley… ) marinada muhteşem yatlar…

spain035
Monaco polisi
spain037
Monaco’da yatlar
spain038
Monaco’da gökdelenler

Şansımıza Longines’in sponsor olduğu atla atlama şampiyonası vardı. Monte-Carlo’ya doğru yürürken önünden geçtik ve aklımdan şimdi burayı kapatırlar istesek de izleyemeyiz diye geçti fakat dönüşte durumun öyle olmadığını gördük.

spain036

 

spain039

 

Biz seyrederken Türkiye’yi temsilen Ömer Karaevli yarıştı. Şaşırdık tabii. Yarışmanın sonunu görmeden Monaco’dan ayrıldık o nedenle kaçıncı oldu bilemiyorum.

spain043
Cassio Rivetti yarışıyor

 

spain044
Ömer Karaevli
spain045
Ömer Karaevli yarışıyor
spain046
Geir Gulliksen yarışıyor

O gece Fransa’da son gecemiz olduğundan güzel bir restoranda yemek yiyelim dedik. Saygıncım internetten Ciro Restoran‘ı buldu. Cannes’da sahile inmeden bir ara sokakta yer alıyor. Yemek seçerken garsonumuz çok yardımcı oldu. Veal nedir diye sorduğumuzda bize şirin bir şekilde baby cow dedi 🙂

spain049

 

Başlangıç olarak  bu soğukların olduğu tabağı aldık. bizim için domuz eti yerine fume dana eti koydular. Minicik ama inanılmaz lezzetli midyeler (sanırım şarap sosunda pişmişti), mozarella, çiğ midye ve karides, kurutulmuş domates ve patlıcandan oluşan bu tabak çok hoşumuza gitti.

spain050
cotaletta milanese

Saygıncım cotaletta milanese istedi yani et şinitzel diyebiliriz. Lezzeti gayet yerindeydi.

spain052

Ben deniz ürünlü tagliatelle istedim gerçekten mükemmeldi bitiremediğim için o kadar üzüldüm ki anlatamam. Emre ve Sümeyra’da başka makarnalardan istediler onlar da çok memnun kaldı.

 

spain051

 

spain053

Şarap olarak Ciro’nun house wine’ını tercih ettik, italyan restoranı olduğu için şarap da İtalya’dan gelmişti ve başarılıydı. Tam rakamı hatırlamasam da 100 euro civarı hesap verdiğimizi söyleyebilirim.

Cannes’da son günümüzde hava sıcacık olunca denize girme fırsatını yakaldık. Fransa’nın İtalya sınırındaki Menton isimli kasabasına gittik. Deniz uzaktan turkuaz rengi gözükse de yakınına gittiğinizde bizim denizimiz gibi berrak değil. Öğleden sonraya kadar güneşin tadını çıkardık sonrasında ise akşam 8’deki uçağımıza binmek için Nice’e doğru yola çıktık.

Nice-Barcelona uçuşumuzu easyjet’le gerçekleştirdik. Biletimizi önceden aldığımız için kişi başı 45 euro civarında bir para ödedik. Easyjet low-cost denen havayolu tipinde, ikramlar paralı ve en önemlisi kabin bagajı dışında aşağıya verdiğiniz bagaj için ek ödeme yapıyorsunuz. Dikkat edilmesi gereken diğer nokta ise ek bagaj kilosu bileti aldığınızda daha ucuz, sonrasından internetten alayım deseniz bile kilo başına 10 euro civarı fiyat çakıyorlar. Hele ki havaalanında bagaj öderseniz işte o zaman çok yüksek ücretler 🙂 Kabin bagajında ise ağırlık sınırı yok ama ebat sınırı var.

Bir saatlik uçuşun ardından akşam 9 civarı Barcelona’ya iniş yaptık. Burada küçük bir not düşmek isterim ki; öleyazıyorduk!! Tam uçak Barcelona üstünde, denizden karaya doğru alçalmaya başlıyor, Saygıncım ile Sümeyra birbirine sarılmış uyuyor işte o saniyede uçak birden 15-20 derece sağa yattı, bildiğin teknenin sağa yatması gibi sağa doğru gittik sonra hemen düzeldik. Saygın ve Sümeyra yerlerinden fırladılar resmen, ben çığlık attığımı hatırlıyorum

spain054
Barcelona

Ertesi sabah önceden kiraladığımız aracı havalimanından alacağımızdan Frontair Congress Aeropuerto isimli oteli tercih ettik. Gecelik sadece 53 euro ödedik üstelik havaalanında gidiş – geliş shuttle bedava. Otelin oda kalitesi iyiydi üstelik devasa bir alışveriş merkezinin yanında. Şehre çok uzak olduğunu belirtmek isterim. Akşam yemeğinde ise otelin restoranında yeme gafletinde bulunduk, ama rezaletti, o anları hatırlamak dahi istemiyorum 🙂 Siz kalırsanız gidin McDonalds yiyin,o fersah fersah daha iyi.

Sabah erkenden arabamızı almak için havaalanına döndük.

3. bölüm için tıklayınız.