Tag Archives: ne yenir

Girit Adası

Heraklio’ya (Türkçesi Kandiye) öğleden sonra 13 gibi vardık.
Girit’te üç havaalanı var. Biri Hanya’da batıda, biri Heraklio’da ortası sayılır, biri de Sitio’da adanın doğusunda. Biz Heraklio’yu tercih ettik ancak Hanya’ya gitsek daha iyi olurmuş çünkü oraları gezdik ağırlıklı olarak. Girit’e Aegen Airlines ile uçabilirsiniz. Çok sık uçuş var. Üstelik pır pır uçakla filan değil Airbus ile uçuyorlar. 40 dk filan sürüyor uçuş.
Atina’ya uçmadan birkaç gün önce Girit’te 6.4 şiddetinde deprem olmuştu. Acaba tatili iptal mi etsek filan demiştik ama sonra vazgeçtik. Ama tatil boyunca deprem hep aklımızdaydı. Özellikle tek tarafı uçurum olan yollardan geçerken normalden daha fazla korktuk.
Havaalanındaki yerel şirketten  5 günlüğüne 110 euroya araba kiraladık. Bu fiyat sezon sonu olduğu için uygun tabii. Harita elimde birkaç kez yolu şaşırdık ama bir şekilde oteli bulduk. Hemen denize yakın ana çarşılara 10 dk mesafade Kronos isimli bir otel. Gecelik 50 euro olduğu için tercih ettik. Otel idare eder ama büyük beklentilerle gitmeyin. Madem öğle vakti geldik denizi kaçırmayalım diye hemen mayolarımızı giyinip arabayla yola koyulduk. Şehre birkaç km’de güzel sakin bir plaj bulmuştum Ligaria isminde oraya gittik. Sahil ve denizin içi çakıllıydı ancak deniz temiz ve çok hafif dalgalıydı. Burayı da koy olarak tavsiye ederim.
Girit’te gezilecek o kadar çok koy var ki… Gitmeden önce www.cretanbeaches.com adresinden plajlar belirlemiştim onları tercih etmeye çalıştık. Size de tavsiye ederim. Biz adanın güneyine inemedik bile, ada gibi değil zaten başlı başına bir mini ülke olabilir. 1 hafta gezseniz yine de bitiremezsiniz. Özellikle güneyinde de çok güzel plajları varmış.
Trekking severler içinse yine adanın güneyinde Samarian Gorge isimli bir kanyon var orayı tavsiye ederim.
Ligaria
Ligaria
İlk akşam yemeğimiz için Ladokolla isimli mekanı tercih ettik.  Mezelerden ortaya karışık bir şeyler söyledik. Fena değildi gidilebilir. Melanzanosalata yani patlıcan salata dediğimiz meze onlarda da var. O kadar ada dolaştık iki tane birbirinin aynı şekilde yapılanına görmedik. Buradakinde közlenmiş biber falan da vardı. Bazılarında maydonoz veya domates filan koyuyorlar.
Heraklio sahilinden manzara
Heraklio sahilinden manzara – yamuk çekmişim
Akşam merkezde biraz dolandık. Buradaki ortam çok ilginç. Gençler çarşının meydanında gruplar halinde toplanıp ayakta duruyor ve muhabbet ediyorlar. Saat 10’dan sonra içki içilen mekanlar insan kaynıyor. Meydana bakan barların bistro masaları dışarıda ve herkes kesişiyor. Girit’te üniversite olduğunu biliyor muydunuz? Biz öğrenince çok şaşırmıştık.
Aslanlı Çeşme
Aslanlı Çeşme
Sabah kahvaltıdan sonra ilk işimiz benim yenecek de yenecek diye tutturduğum bugatsa’cıya gitmek oldu. Bugatsa diye yazılıyor ama poğaça gibi okunuyor. Heraklion’un çarşısının ortasında tarihi aslanlı bir çeşme var. Hemen orada yan yana iki pastane göreceksiniz. Birinde Kipkop yazıyor, aslında Kirkor diye okunuyor. Orası bugatsayı en iyi yapan yermiş. Bu bir tür tatlı, biraz laz böreğini andırıyor, dışı milföylü gibi çıtırımsı, içi kremamsı ve yumuşak. Sıcak servis ediliyor. Üzerine tarçın ve pudra şekeri döküyorlar. Emre pek beğenmedi ama ben çok sevdim. Yöresel lezzet arayanlardansanız uğrayın. Bugatsa ile kavuşmam Rum ev sahibimiz sayesinde neredeyse 3 yıl sonra Amerika’da olacakmış, tabii o zamanlar haberim yok. 🙂
Bugatsa
Bugatsa
Burada değil ama Resmo’da bir de elle kadayıf döken yaşlı bir usta varmış, onu bulmak için vaktimiz olmadı. Sizin belki şansınız olur. Aklınızda olsun.
manzaralı yollar
manzaralı yollar
Heraklion’dan Hanya’ya gitmek için sabah yola koyulduk. Heraklion’a yakın bir plajda bir yüzme molası verdik. Plajın ismini not almamışım ama Mononaftis olduğunu tahmin ediyorum. Ara ara güneş gittiğinden gözümüz hep bulutlardaydı. Bu plaj da kumlu ve sığ olması sebebi ile aileler için uygun.
girit035
Yola devam ettik ve hava biraz kapandı. O gün yolda olduğumuz için sevindik hiç değilse güneşli günde yolda değiliz dedik. Hanya’ya rezervasyonsuz gittik. İlk beğendiğim pansiyonda yer bulamadık. Sonraki otelde yer vardı ve gayet beğendik. Otelin ismi Palazzo Duca,  gecelik 60 euro fiyatı vardı. Sanırım kahvaltı da dahildi. Kesinlikle tavsiye ederim. Hanya’nın tam göbeğinde meşhur Tamam Restoran’ın çaprazında 🙂
Hanya
Hanya
Hanya o kadar güzel bir şehir ki! Eski küçük evleri ve sokakları yerli yerinde. Sıcacık bir havası var. Kesinlikle kaybolmak isteyeceğiniz ara sokakları var.
Hanya - Yalı Cami
Hanya – Yalı Cami
Tamam Restoran
Tamam Restoran
İlk akşam yemeğimizi Löplöpçülerin tavsiyesi olan Tamam Restoran’da yedik ve tatilin geri kalanındaki yemeklerin hiçbiri o seviyeye ulaşamadı.
Oğlak
Fırında Oğlak
Eşim fırında oğlak söyledi, ben de şaraplı tavşan söyledim. Ortaya gelen salata güzeldi ama dereotlu olmasaydı ben daha mutlu olacaktım. Hayatımda ilk kez tavşan yedim ve çok beğendim. Eşimin keçisi ise kesinlikle kokmuyordu ve ağızda dağılıyordu.
Şaraplı tavşan
Şaraplı tavşan
Semih Bey’in tavsiyesi olan ahtapot yoktu ama diğer yemekler muhteşemdi. Bizden başka 2 Türk aile daha geldi mekana. Sonraki gecelerde bayramın başlamasıyla birlikte birçok Türk’ü daha gördük bu restoranda.
Afrata koyu
Afrata koyu
Ertesi sabah eşime seni küçük ve kimsenin bilmediği bir plaja götüreceğim dedim. Şaşırdı tabii. Yine düştük yollara, batıya doğru ilerledik. Köylerin ve bu sefer derin koyakların arasından geçerek Afrata koyuna geldik. Girit çok büyük bir ada, belki ikiyüzden fazla koyu vardır ama öyle meşhur ki ekimin sonunda bile o küçücük koyda bizden başka 5 araba daha vardı. Rüzgar çoktu ama koy rüzgar almadığından rahat rahat yüzdük. Sonrasında arkadaki küçük tavernada patates kızartması, dakos ve yunan salatası ve bira ile öğle yemeğimizi yedik. Dakos Girit’e özgü bir meze diyebiliriz.  Sert ekmek üzerine domates, feta peyniri ve zeytinyağı konuyor. Domatesin suyu ve zeytinyağı ekmeği yumuşatıyor ve hoş bir lezzet ortaya çıkıyor.
Afrata koyu
Afrata koyu
Öğleden sonra 3 gibi Elafonisi plajına gitmeyi düşündük ancak hava bozup atıştırmaya başlayınca vazgeçtik. Dönüş yolunda şaraphane var hadi girelim diyerek adını sanını bilmediğimiz mekana daldık.
girit046
girit- kara kara bulutlar denize girmemizi engelledi
Mekanın harika çıktığını söylemek isterdim ama çok başarılı bir yer değildi. Bizi karşılayan adam Feridun Düzağaç’ın Yunanistan şubesi gibiydi. Biraz içeride gezdik, genelde düşük kalite şaraplar yapıyorlar.
şarap dolumu
şarap dolumu
Plastik şişeye doluyordu çoğu. Üst kattaki tadım odasında birkaç tane denedik sohbet edip ne kadar da aynı olduğumuzdan bahsettik. Sonrasında ayıp olmasın diye iki şişe şarap aldık. Çok pahalı olur falan demiştik ama şişesine 3 euro verdik.
ben kısaca FD :)
ben kısaca FD 🙂
Adı Pnevmatikaki, ucuz ve orta karar bir şarap isterseniz uğrayın. Aslında Girit’te çok güzel şaraphaneler var. Biz gezimizde denize odaklandığımız için güzellerine gidemedik ama siz küçük bir araştırma ile bunlara ulaşabilirsiniz.
girit051
Sfakian pie – ballı gözleme gibi bir şey
O geceki yemeğimizi ise Chrisostomos isimli mekanda yedik. Burada büyük umutlarla sipariş ettiğimiz keçi yemeği kokulu gelince bitirmekte zorlandık.
Kokulu keçi :(
Kokulu keçi 🙁
Girit’te güzel bir adet var. Her yemeğin sonunda eksiksiz tüm restoranlarda rakı dedikleri anasonsuz sert içki geliyor. Rakı ya da yanılmıyorsam diğer adı ile tsipuro, grappa gibi şaraplık üzümlerden arta kalanların damıtılmasıyla yapılıyor.
Rakı ve tatlı ikramı
Rakı ve tatlı ikramı
Yemeğe gitmeden önce Hanya feneri:
deniz feneri - hanya
deniz feneri – hanya
Aslında o geceki yemek için hayalim Thalassino Ageri isimli balıkçıydı ama mevsimden ötürü korkunç bir fırtına vardı ve mekan da bu yüzden kapalıydı. Belki siz denersiniz ve yorumlarınızı paylaşırsınız?
thalassino ageri
thalassino ageri
Girit’in en güzel plajı bence Balos. Ama ulaşması en zor olanı da o.
Balos’a gitmeden önce internette yolun çok kötü olduğunu okumuştum. Ancak ulaşım aracına dair iki farklı görüş vardı; birisi sakın jip almadan gitmeyin diğeri ise yol kötü ama jip şart değil şeklindeydi. Eşim de biz gideriz dert etme dedi ve minnak Nissan Micra’mız ile Balos yollarına düştük.
Balos yollarında
Balos yollarında
Kötü yola girmeden önce kişi başı 4-5 euro gibi bir şeyler verip bilet alıyorsun, sanırım milli park statüsünde  bir yer burası. Bileti kesen kadın yolun 7 km olduğunu söyledi. Biz o yedi kilometreyi 45 dakikada gittik. 🙂 Yol toprak, yer yer beton dökülmüş ama yine de yağmurlar yüzünden sol taraftaki tepeden çamurlar kayalar yolun üstüne akmış. Hep yokuş yukarı ve iki araba zor sığıyor. Sağ taraf ise denize bakan uçurum. Manzara çok güzel fakat akıllardan çıkmayan soru şu; araba bozulursa ne yaparız dağın başında? 45 dakikanın sonunda bir tepeye geldik. Arabayı bıraktık. Bundan sonrası yürüyerek. Hemen önden giden bir grubun peşine takıldık.
Balos yolunda
Balos yolunda
Emre önümde, sabah 10 filan gibi dağların arasından ilerliyoruz. Denize yaklaştığımızı düşündüğüm anda gözümü Emre’den ayırmadım çünkü denizi gördüğündeki şaşkınlığı ve beğeniyi görmek istiyordum. Gördüm de 🙂
Geldiğimiz yol
Geldiğimiz yol
İşte Balos!
İşte Balos!
Balos doğal bir lagün. Sadece tek tarafından su girişi var, orta kısmındaki su havuz gibi ve en fazla bele kadar geliyor.
Balos - Girit
Balos – Girit
Balos
Balos
Balos
Balos
Sezon sonu diye mi bilmem ama büfede fazla yiyecek bir şey yoktu mümkünse kendiniz bir şeyler getirin.
Balos
Balos

Böyle de küçük su lagüncükleri oluşmuş. bunlarda yüzen birkaç kişi gördük. Çok imrendik ama geri çıkamayız diye girmedik.

Balos
Balos
Balos
Balos

Burası denizi lagünden ayıran doğal kaya oluşumu:

Balos
Balos
balos
balos
Öğlen 2-3’e kadar Balos’ta takıldık. Balos’a gelmenin bir yolu daha var. Araba kullanamıyorum derseniz kişi başı 19 euro civarında  para vererek Kissamos’tan kalkan teknelerle gelebilirsiniz. Önce kara yoluyla ulaşılamayan Gramvousa Adası’na uğruyor tekne, ki orası da harikaymış, sonra 2 civarı Balos’a yanaşıyor, akşam da yine aldığı yere bırakıyor. Gördüğünüz gibi tekneciler etrafa çil yavrusu gibi dağılırken biz kaçtık.
girit067
Dönüşte Balos’un çıkışındaki küçük bir köy meydanın olduğu yerdeki bir mekanda bir şeyler atıştırdık. Sonrasında güneşin denize battığı plaj olan Fallasarna tarafına geçtik.
Fallasarna
Fallasarna
Fallasarna’ya bir tepeden iniliyor ancak plajın hemen arkası seralar ile dolu. İnternette bu plajın da iyi olduğunu söyleyenler var ancak birileri de seralardaki ilaçlı suların buraya aktığını söylemiş. Biz sadece buraya tepeden bakan bir restorana gidip güneşin batışını izledik ve hakiki Yunan birası Fix içtik. Ne yazık ki hava az bulutlu olduğundan istedğimiz görüntüye ulaşamadık. 🙁
Hakiki Yunan birası Fix!
Hakiki Yunan birası Fix!
Kahrolsun bulutlar!
Kahrolsun bulutlar!
O geceki yemeğimizi To Xani isimli mekanda yedik. Çok kötü değildi ama çok mükemmel de değildi.
bir çeşit soğan turşusu
Girit’e özgü bir çeşit soğan turşusu
girit073
Toprak kaplar hoş olmuş
Canlı müzik
Canlı müzik
Sonradan pişman olduk neden Cevriye Hanım şarkısı istemedik diye. Hatırlamak isteyenler için aşağıda paylaştım. Yunanca orijinal ismi ise Katerina Mou:

Son günümüzde diğer bir meşhur plaj Elafonissi’ye gitmeye karar
veriyoruz. Eşimin söyleyemediği haliyle elafonidis 🙂 Balos’tan sonra aynı güzelliği bulamayacağımızı düşünüyordum ama Balos’u aratmadı gerçekten. Plajının kumu pembe renkli. Evet bildiğiniz pembe. Milyarlarca küçük deniz kabuğunun ufalarak kum haline gelmesi ile oluşurmuş bu pembe kumlar.
Elafonissi
Elafonissi
Buranın özelliği  de lagünümsü olması. Ortada çok sığ kumluk bir alan var. Küçük Çocuğu olanlar burada rahat eder, büyükler içinse hafif dalgalı asıl denizin olduğu kısım var. Dibi kum ama hemen derinleşiyor.
Elafonissi
Elafonissi
Gayet temiz ve keyifli. Plajda şemsiye kiralayabileceğiniz gibi kuma hasır atıp oturabilirsiniz de.
Elafonissi
Elafonissi
Burada bir de sürpriz yaşadık.  Biz biraz etrafı keşfe çıktık. Kum tepeleri minik minik koylar yaratmış. Sahilden yürüdük ve birkaç koy sonrasında bizden başka  üstsüz bir teyze ile amcanın olduğu yere havlularımızı serdik. Ancak 15 dakika sonra amcanın anadan üryan olduğunu, 10 dk sonra ise teyzenin de bikinisinin altını çıkardığını gördük. Ben nüdistler olduğunu internette okumuştum ancak kalabalık bir plajda karşılaşmayı beklemiyordum. Yerimizden kalkmadık. Birkaç saat sonra başka bir nüdist grup geldi. Ama rahatsız olmadık kendi hallerinde takılıyorlar zaten.
Elafonissi
Elafonissi
Uçağımız Heraklion’dan kalkacağından saat 3 civarı dönüş yoluna koyulduk. Yanımızda atıştıracak çok bir şey de kalmadığı için son bir gayret yemek yemeden dayandık. Nasılsa Heraklion’da otele eşyaları atar rahat rahat yeriz yemeğimizi demiştik. Ancak otele vardığımızda yer olmadığını öğrendik. Başka otel bulmak içinse internete ihtiyacımız vardı. Biz de eski otelimizin dibinde dikilerek lobisindeki ücretsiz wi-fi’den yararlanarak kendimize yeni bir yer bulduk. 🙂 Bir gece kalacağımız için sıkıntı etmedik ancak yeni bulduğumuz otelin içi eskiydi.  Ne yazık ki otelin adını not almamışım.
Akşam yemeğinde birkaç gün önce yediğimiz yerin az ötesindeki “ouzeri tou terzaki”yi tercih ettik. Sezon sonu olduğundan mekan çok sakindi. Yemekler fena değildi. Yunan Adaları’nda deniz ürünü yiyecekseniz dikkat etmeniz gereken bir şey var. Kanun gereği dondurulmuş deniz ürününü belirtmeleri gerek. İngilizce menülerde de yazıyor yanında frozen diye. Yunancada is kat kelimesine dikkat edin. Biz çoğu yerde menüde donmuş yazısını görünce deniz ürünü tercih etmedik. Aklınızda olsun.
Sabahın köründe kalktık, sağolsun resepsiyondaki görevli erken yola çıkacağımız için bize kahvaltı hazırlatmıştı. Havalimanı 2 km uzakta olduğundan çok da zamanı sıkıntı yapmadık. Ancak yanılmışız. Hayatımızın en büyük paniğini yaşadık sanırım. Fakat Atina’da başımıza gelecekleri önceden bilebilseydik dönmek için acele etmezdik.
Şehrin içinden havalimanına ulaşmaya çalışırken bir noktadan sonra tabelalar kayboldu ve ters yöne gitmeye başladığımızı fark ettik. Sabahın köründe etrafta kimse de yok!! Yolda bir teyze gördük. Airport! Airport! diye bağırdık. Kadın anlamayınca Atina’daki broşürde görüp öğrendiğim “aerodromio” kelimesini söylemesini istedim eşimden. Teyze bu sefer anladı ve yolu gösterdi. Ama saptığımız yol tam ortadan 1 metre yüksekliğinde betonla ayrıldığından bir türlü geri dönüş yapamıyorduk. 5 dakika kadar böyle gittikten (bu sırada panik bizi esir almıştı çoktan) sonra bir göbeğe geldik, u dönüşü yaptık. 5 dakika sonra havalimanını ulaştık ve rahatladık.
Bu arada ben Yunanca bilmiyorum ama 92 yılından beri her yaz Çeşme’ye gideriz ve o eski yıllarda Türk tv kanalları pek çekmezdi. Ben de Yunan kanallarını izleyerek, sayı saymayı, haftanın günlerini ve büyük harfleri okumayı kendi kendime söktüm. Bu nedenle de havalimanındaki broşürü okumayı başardım. 🙂
Uçağa zamanında yetiştik. Asıl sorun Atina’da çıktı.
Bir aksilik rötar vb olur diye Girit – Atina uçağını erken saate almıştık. Önce Pegasus kontuarı açılmak bilmedi. Uçuşa 1,5 saat kala anca açıldı. En erken biz gelmiş olmamıza rağmen yine sıra bekledik. Kalkış saati geldiğinde kapılar hala açılmamıştı. Saat altı civarı uçağın tekerinde sorun olduğunu, bu durumda uçuşun büyük risk taşıması sebebiyle teker değiştikten sonra kalkış olacağını  belirten anonsu duyduk. 2 saat kadar tekerin değişmesini bekledik. Yine bir anons, Yunanistan’da bizim uçağa uyan teker yok. Thy’nin gelen uçağı ile teker getirteceklermiş. Saat 22.00’ye kadar bir gelişme beklemeyin! Haydaaa! Bayramın son günü! Ertesi güne  hazırlamam gereken sunum var! Hesabıma göre akşam en geç 8 de eve varsam 12’ye kadar halledeceğim ama ben daha Atina’dayım. Bu sırada isyan bayrakları açıldı. Herkes höykürecek yetkili arıyor. Bütün gece boyunca hiç Türk yetkili gelmedi, sadece Yunanlarla muhatap olduk. Bir müddet sonra yemek kuponları dağıtıldı, gittik Mcdonalds’da yedik. Saat 10 civarı birileri geldi dedi ki; Thy ile teker gelemedi, sizi saat iki’de İzmir’den uçak gelecek ona bindireceğiz. Haydaa! Bu noktada artık otelde kalabilirsiniz dediler, isteyen otele gitti. Biz gitmedik, eşim kucağıma uzanıp uyudu. Ben de elimdeki Stephen King kitabını (300 sayfa falandı galiba) okuyup bitirdim. İzmir’den uçak sabah 4’te geldi. İçeride önce hostes sonra kaptan açıklama yaptı. Thy’nin tekeri kabul etmediğini söyledi ki tam onlardan beklenecek hareket! Ama tabii ne kadar doğru bilemeyiz. 04.30’da kalkış yaptık. 6.30’da evdeydik. 7’ye kadar yarım saat kestirip işe gittik!
Tüm bunlardan sonra Pegasus’a şikayet dilekçemizi yazdık. Birkaç gün sonra cevap geldi, meydana gelen aksaklık sebebiyle kişi başı 250 euro ödeme yapabileceklerini söylemişler. Biz de kabul ettik ve kendilerini affettik. Yaklaşık 1 ay sonra da ödemeyi gerçekleştirdiler. Seyahatimiz çok güzeldi ama sonu biraz yorucu oldu.

Atina Gezisi

2013 Ekim ayında bayram tatilinden önceki pazartesi günü izin alarak 1 haftalık bir tatile çıktık. Bu tatili belirlerken asıl amacımız denize girebilecek kadar sıcak bir yere gitmekti. Sonuçta yeterince güneyde olduğunu düşündüğümüz Girit’e gitmeye karar verdik. Tartışmalar sırasında Zakintos da gündeme geldi ama sonraya ertelendi. Türkiye’den Girit’e direkt uçuş olmadığı için de Atina aktarmalı gitmek durumunda kaldık. E dedik o zaman Atina’yı da görelim.
Atina’ya Pegasus ile uçtuk. İzmir kadar yakın bize aslında 1 saatlik uçuş sonrası oradaydık. İlk anda şehre giden trene nereden gideceğimizi bulamadık, kısa bir dolandık ve information desk’i bulup onlara sorduk. Aslında yeri kolay, ana kapıdan çıkıp karşıya geçince asansörle gidiliyor. Ben gitmeden ulaşım işini araştırmıştım. Havalimanındaki gişeden günlük havalimanı treni dışında her araçta sınırsız  geçen biletlerimizi 20 euroya aldık. Bu bilet havalimanına bir gidiş bir de dönüş hakkı veriyor. Tek almak istesek 8 euro, gidiş dönüşlü alsak 14 euroya gelecekti, aslında 6 euroya 3 gün sınırsız indi bindi yapmış olduk.
Otelimizi çok merkezi seçmiştim. Syntagma (sintagma okunuyor) meydanına 5 dakika. Best Western oluşuna güvenmiştim ama yeri dışında çok başarısızdı. Oda bir kere güneş almıyor, apartman boşluğuna bakıyor. Bir girdik içeri 15-20 tane sivrisinek tavanda asılı takılıyor. Eşimi çok fena yer bu sinekler. Mecburen önce sinek avına çıktık. Sonrasında Culinarybackstreets’te bulduğum otele 2 dakika uzaktaki O Tryandafilo isimli ev yemekçisine gittik. Porsiyonlar büyük ama lezzet orta karardı. Ben biber dolma söyledim Emre’nin yemeğini hatırlayamadım. Bu fiyata TR’de çok daha güzel ev yemeği yersiniz. Ama yakın oluşu işimize geldi.
Eşimle en sevdiğimiz şey gittiğimiz ülkenin meşhur meydanında oturup insanları seyrederek bira içmek. Atina’da benim tercihim Yunan craft birası Septem Honey Ale oldu. Eşim ise Fransizkaner içti. Syntagma çok hareketli Atina’nın taksimi diyebiliriz. Kaykay yapanlar, rollerbladeliler, gelenler geçenler, bizim gibi oturup dinlenenler… Aklınızda olsun burada da bir eylem filan olunca Sytagma’da gerçekleşiyor. Bira sonrası, İstiklal gibi olan Ermou caddesinden yürüdük Monstraki’ye kadar. Buralar da çok kalabalıktı. Sanırım cumartesi akşamı olduğu için. Yine ara yollardan yürüyerek otelimize vardık.
Syntagma Meydanı'nda Yunan askerleri
Syntagma Meydanı’nda Yunan askerleri
Otelin odası kadar olmasa da kahvaltısı kötü. Ama daha kötü kahvaltılar da gördüğümüz olmuştu 🙂 Hava sıcaklamadan meşhur akropol’ü görmek için kendimizi dışarı attık. Metro ile ulaşım çok kolay oluyor. Yalnız aklınızda olsun metroda çok fazla yankesici varmış. Biz çok şükür rastlamadık ama dikkat etmekte fayda var. Taktiklerini filan internette biraz araştırma ile bulabilirsiniz. Her şeye şüpheyle yaklaşın derim, yardım önerilerine ve polisin kimlik sormasına bile…
Metro kazılarından çıkan tarihi eserleri bu şekilde metronun içinde sergiliyorlar, ne güzel değil mi?
girit001
atina metro
atina metro
atina metro
Akropol biletinizi aldınız, gördüğünüz gibi perforajlı yani bir sürü tırtıklı tırtıklı parçası var. Her biri farklı yerlerde geçiyor o yüzden kalan kısımları sakın atmayın.
atina
atina – dionysos tiyatrosu
atina
atina – Odeon of Herodes Atticus
Akropol gerçekten çok etkileyici, bir de tüm Atina’ya yukarıdan bakabildiğiniz bir yükselti yapmışlar bayrağı da dikmişler. Bizden milliyetçi olmasınlar…
girit006
atina akropol
atina parthenon
Akropol’den sonra Hephaistos tapınağına doğru indik. Burası çok iyi korunmuş bir tapınak. Demircilerin tanrısı Hephaistos’muş.
girit011
Hephaistos tapınağı’nın akropol’den görünüşü
Hephaistos tapınağı
Hephaistos tapınağı
Buranın devamında Stoa of Attalos denen yere gittik. Stoa Yunan mimarisinde bir sokak ya da agoranın yanında yer alan, üstü kapalı, sütunlu galerilere verilen admış (wikipedia). Buranın içindeki müzeyi gezdik.
Zeus Tapınağı
Zeus Tapınağı
Sonra Akropol’den gözüken Zeus tapınağına yürüdük. Akropol biletiniz burada da geçiyor. Hava iyice ısınmıştı, hem gölgede kalmaya çalıştık hem de bu sağlam kalmış 3-4 sütundan tapınağın gerçek halini hayal etmeye uğraştık. Çok muhteşem olmalı.
girit022
zeus tapınağı
girit023
zeus tapınağı
zeus tapınağı
zeus tapınağı giriş kapısı?
Sonrasında tapınağa çok da uzak olmayan yine cbs’de önerilen To Mavro Provato (Kara koyun) isimli restorana yürüdük. Yolda bu stadyumu gördük. Sonradan Wikipedi’den öğrendik neresi olduğunu:
girit025
Panathinaiko Stadyumu
Panathinaiko Stadyumu  veya diğer bilinen adıyla Kallimarmaro (“Güzel mermerli” anlamına gelir. Yunan alfabesinde Καλλιμάρμαρο), Yunanistan’ın başkenti Atina’da yer alan stadyumdur. 1896’daki ilk Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapan stadyum, alanındaki en eski yapılardan biri ve tamamı beyaz mermerden yapılan tek stadyumdur. 1906 Ara Olimpiyatları’nın düzenlendiği ana stadyum olmuş, 2004 Yaz Olimpiyatları’nda ise okçuluk müsabakaları ile maratonun bitiş kısmına ev sahipliği yapmıştır.
Atina şu açıdan çok ilginç geldi bize; bildiğin normal yaşam alanlarının, apartmanların alt katında restoranlar var. Bir yeri ararken birçok kez ulan buralarda da ne restoranı olur yanlış mı geldik acaba diye düşündüğüm oldu. Kara koyun da işte böyle bir sokak üzerinde. Atina’da sık yaşadığımız şey Yunan zannedilmek, o kadar benziyoruz ki birbirimize çoğu kez önümüze Yunanca menü bıraktılar. Burada da aynı şeyi yaşadık.
salata
salata
Kara Koyun’da yediğimiz yemekler Yunanistan’da yediğimiz en iyi yemekler listesinde ilk üçe girer. Ama öğlenin yıldızı kağıtta kuzu oldu, böyle kokusuz böyle yumuşacık et yemedik.
girit028
Sahibi veya yöneticisi olduğunu tahmin ettiğimiz birisiyle konuştuk, çok sıcak ve içtendi. Güzel bir sohbet ettik. Yalnız aklınızda olsun, biz öğleden sonra gittiğimiz için yer bulabildik. Cumartesi cuma vb sakın rezervasyonsuz gitmeyin eli boş dönersiniz.
Bu tatilin yemek konusundaki en büyük yardımcısı csb oldu. Sitede Pire limanının orada çok başarılı iki balıkçı tavsiye edilmişti. Biz de pazar öğle yemeği gibi gidelim diye Pire’ye yola koyulduk. Metroya bindik Pire’de indik ondan sonra tabana kuvvet yürümeye başladık. Yalnız Pire çok tekin gelmedi bize, tipler filan biraz yamuk. Benim elimde telefona screenshot aldığım iki harita var başkaca da bir şey yok. Yürü Allah yürü yol bitmiyor. Acıktık, hava sıcaklığı arttı. Yürüdüğümüz yerler pazar olduğu için  pazar günü Eminönü’nün arka sokakları gibi bomboş dükkanlar kapalı. Sanırım 1 saat yürüdük sonra bir otobüs durağına rastlayıp elemanlara sorunca tarifi aldık. İlk restoran Yperokeanio, yer yok dedi. Emre bayılacak açlıktan ve sıcaktan. Ben dedim diğeri de az şu ötede dayan. Oraya da yürüdük yer varmış çok şükür. Yalnız yerlilerin gittiği bir yer olduğundan İngilizce menü yok. İngilizce bilen garson da çok meşgul. Mekan çok kalabalık garsonlar koşturuyor. Anca bir 15-20 dakika sonra bize baktılar.
grek salata
grek salata
balık kızartma
balık kızartma
En son Rodos’da yedikten sonra ölüp bittiğim simi karidesine burada kavuştum. Bilmeyenler için Simi karidesi minnak karideslerin temizlenmeden pişirilmesiyle yapılıyor. Henüz kabukları sertleşmediği için çıtır çıtır yiyorsunuz.
simi karidesi
simi karidesi
kalamarlar
kalamarlar
patates püresi gibi bir şeydi sanki sarımsaklı :)
patates püresi gibi bir şeydi sanki sarımsaklı 🙂
Hesabı hatırlamıyorum ama çok yüksek değildi. Mekanı bulabileceğinize inanıyorsanız tavsiye ederim. Manzara falan yok ama yemek muhteşem. İsim, adres;
Ilias
Adres: Leoforos Chatzikiriakou 104, Piraeus
O geceki yemeğimizi “O Tzitzikas&O Mermigkas” isimli mekanda yedik ama hiç beğenmedik kesinlikle tavsiye etmiyoruz. Yemek sonrası yine Monastraki tarafına gidip dolandık.

Naksos Adası

Mikonos için tıklayınız…

Naksos Kiklad’ların en büyüğü. En büyüğü olduğu için de yapılacak çok şey var. Tarihi yerlerini gezebilir, dağ köylerine çıkabilirsiniz bizim gibi ya da eğer seviyorsanız rüzgar sörfü ve kite surf için harika sahilleri var. Yapmasanız da gidip izleyebilirsiniz. Naksos, Yunan Adaları içinde kendi kendine yetebilen nadir adalardan. Su kaynakları var bu yüzden tarım ve hayvancılık mevcut. Ve yine bu sebepten güzel peynirleri var.

Burada vapurdan iner inmez ben bir köşede valizlerin başını bekledim eşim de gidip araç kiraladı. Nissan Micra ve 50 euro 🙂 Burada da merkezden 6 km uzaktaki Aya Anna isimli köye geçtik. Kalacak yer araştırması yaparken genç bir arkadaşın blogunda bahsettiği küçük ve temiz bir otel vardı, Artemis Hotel. Blogun ismini ne yazık ki şu an hatırlayamıyorum. Fiyatı da çok uygun olduğu için ,gecelik 45 euro, orayı tercih ettik. Hotel denize 2 dakika mesafede. Burada da deniz çok güzel ama fazla kalabalıktı. Sığ ve dibi kum ama tertemiz. Çocuklu bir aileyseniz rahat edersiniz.Daha çok Alman turistleri gördük diyebilirim.

portara
portara

O akşam üstü güneşi batırmak için Portara denen antik yapının oraya gittik. Portara kapı demek, bu antik mekandan geriye bu kapı çerçevesi kaldığı için böyle isimlendirmişler.

portara
portara Naksos

Mekan M.Ö 530 civarında tapınak olarak inşa edilmeye başlanmış fakat savaşlar yüzünden hiç bitirilememiş. Biz de çoğunluk gibi burada kayalara oturup romantizmin doruklarında güneşi batırdık.

portara naksos
portara naksos

O gece yemeğimizi adanın içine doğru bir meydandaki Fotis Greek Cuisine isimli yerde yedik. Hiç bilmeden girdiğimiz bu yerde yemekler fena değildi. Sonrasında da geceyi her yaz gecesinde olması gerektiği gibi dondurma ile sonlandırdık.

kitron
kitron

Ertesi gün hava kapalıydı biraz. Biz de dağ köylerini gezelim istedik.

naksos
naksos

İlk durağımız Halki köyü oldu. Sadece burada üretilen Kitron isimli likörü ile ünlü. Tahminimizin aksine likör, ağacın kavun büyüklüğündeki meyvelerinden değil de yapraklarından yapılıyor. Ağaçkavunu deniyormuş bu meyveye Türkçede. Minik üretim tesisini gezdik ve ekşi limon lezzetli bu içkinin tadına baktık. Daha ufak şişelerde satılsaydı mesela 10 cl gibi hediyelik olarak götürecektim.

kitron damıtım tesisi
kitron damıtım tesisi

Burada sokaklarda dolaşıp meydana limonata ile ferahladıktan sonra yolumuza Filoti köyüne doğru devam ettik. Filoti’nin en güzel özelliği köy meydanındaki muhteşem büyüklükteki ağaçlar ve onların altında oturma keyfi. Sıcak havada çok iyi geliyor.

Naksos'un tepeleri
Naksos’un tepeleri

Bir sonraki durağımız ise bir yamaca kurulu olan Apiranthos köyü oldu. Daracık sokakları ve mermer yolları ile insanı geçmişe götürüyor.

Apiranthos meydanı
Apiranthos meydanı
Apiranthos meydanı
Apiranthos meydanı

Açlığımızı Yunanca “horta” denen karışık ot haşlaması ve Naksos’a has peynirler ile bastırıyoruz. Yediğimiz mekanın adı Amorginos. Manzarası güzel özellikle balkonda oturursanız. Ana yemekleri tatmadığımız için fazla yorum yapamayacağım.

IMG_7867
Apiranthos manzara
horta denen yeşillikler
horta denen yeşillikler
Naksos peynileri
Naksos peynileri

Sonrasında balıkçı köyü Moutsouna’ya devam ettik ama karnımız tok olduğu için orada sadece denize girdik. Ne yazık ki oranın fotoğrafını çekmemişim.

uzaktan moutsuna
uzaktan moutsuna

O gece yemeğimizi labirent gibi sokakların arasında yer alan Vasilis isimli mekanda yedik. Ben Ahtapot stifado yani güveç yedim. Eşim tavuklu bir şey yedi ama sanırım çok beğenmemişti, tuzlu gelmişti. Ahtapot da idare ederdi.

IMG_7909
grek salata
IMG_7910
ahtapot güveç
IMG_7911
tavuklu bişi 🙂

Ertesi gün daha çok Aya Prokopis’te takıldık. Burası da sığ ve dalgasız bir kumsal. Aya Anna’dan çok bir farkı yoktu. Adanın bu tarafa bakan plajları hep bu şekilde.

naksos plajları
naksos plajları

 

axiotissa
axiotissa

Akşam dönüşte resepsiyonda çalışan kızın tavsiye ettiği Axiotissa isimli restorana gittik. Sanırım akşam 7 civarı gittiğimiz için şanslıydık çünkü hep kalabalık olan bir yermiş. 9’a kadar yiyip kalkmak şartıyla oturabilirsiniz dediler. Bu restoranda birçok şey organikmiş.

börek
börek

Ortaya patlıcanlı börek söyledik, eşim tas kebabı gibi bir şey söyledi bense fırında keçi sipariş ettim.

IMG_7954

Girit tatilimizde bir iyi keçi yemeği vardı, bir de kötü demeyelim ama kokulu keçi yemeği vardı 🙂

keçiiii
keçiiii

Bu yüzden biraz risk almıştım diyebilirim ama yemek çok harika çıktı. Etler tel tel kemiğin üzerinden dökülüyordu ve koyun keçi yemeklerindeki o bildiğiniz koku yoktu. Bayıla bayıla yedik. Türkiye’de böyle keçi pişiren yer varsa lütfen paylaşın yorumlarda. Yanında da bir Yunan birası içtim. Tinos  adasında üretilen Nissos birası. Bol şerbetçi otlu tadıyla keçinin yağlı tadını çok güzel kesti ve her yudumda damağımı temizledi. Bulabilirseniz tadına bakın mutlaka.

nisos bira
nisos bira

Bu adada Portara dışındaki tarihi yerlere pek uğramadık ama benim aklımın kaldığı bir şey var. İkisi Melanes’te ve biri de Apollonas’ta olmak üzere iki köyün yakınlarında devasa üç heykel varmış. Kouros deniyormuş bunlara. M.Ö 6. Yüzyıla dayanan bir geçmişleri var ve tanrı Dionysos’u simgeledikleri düşünülüyormuş.

naksos
naksos

Ertesi sabah diğer adaya geçmeden önce arabayı teslim edip valizleri de kiralama şirketine emanet edip eski şehrin içinde gezintiye çıktık.

naksos
naksos

Şehrin labirent gibi bir yapısı var. Bunun sebebi eskiden sürekli gerçekleşen korsan saldırılarından kaleyi korumak istemeleri.

naksos
naksos

Bir şekilde biz de kendimizi nasıl olduğunu bilmeden kalenin içinde bir yerde bulduk. Ayrılmadan önce liman ve Portara manzarasının fotoğraflarını çektik.

IMG_7980

IMG_7974

naksos
naksos

Folegandros için tıklayınız…

Santorini Adası

Folegandros için tıklayınız…

Yine yavaş gemiyle Santorini’ye geçtik.  Pek çoğunuz bu adanın ismini duymuştur. Denize bakan muhteşem sonsuzluk havuzu fotoğrafları ile aklımda yer eden bir ada oldu burası. Benim takıntım sonsuzluk havuzları, gerçekten çok seviyorum ama yüksek sezonda böyle havuzlu yerde kalmak bütçemizi inanılmaz aşıyordu ama bir şekilde havuz olmasa da harika manzaralı bir yerde kalmayı başardık.

verandamızdan gün batımı
verandamızdan gün batımı

Kaldığımız yerin adı Villa Lukas. Manzara muhteşem, yan odayla paylaşımlı olsa da harika bir verandası var. Odanın içi temiz, ufak bir mutfağımsı köşesi var. İçi verdiğiniz fiyata değmiyor ama manzara değiyor.

verandamız
verandamız sis altında

Burada kaldığımız her gün yan odada farklı bir Uzak doğulu kaldı. Sanırım çoğu Çinliydi. Otel sahibiyle konuştuğumuzda Çinlilerin  her gün farklı bir otelde kaldığını ve buna anlam veremediğini söyledi. Yani Santorini içinde bile her gün farklı bir yerde kalıyorlarmış. Bu arada otel sahibi bir daha gelecek olursanız beni arayın booking.com’dan daha ucuz fiyat veririm diye bize söyledi. Belki kaldığımız yeri beğenen olur sizin aklınızda olsun.

verandamızdan gün batımı
verandamızdan gün batımı

Santorini de üç büyük köy var Fira, İmerovigli ve Oia. Santorini bir volkanın kraterinin çöküp içine su dolması ile oluştuğu için bu üç köy de kraterin iç tarafına yani caldera dedikleri yere bakıyor ve yine bu nedenle 3’ü de denize tepeden bakıyor.

lüks oteller
lüks oteller

Fira’nın aşağısında Cruise gemilerinin yanaştığı yer var. Oradan eşeklerle veya merdivenden kendiniz veya teleferikle  yukarı  Fira’ya çıkabilirsiniz.

verandamızdan manzara
verandamızdan manzara

Fira’dan sonra İmerovigli var. Bizim kaldığımız yer bu köydeydi. Burada ve Fira’da güneş denize batmıyor. Güneşin denize batışını görmeniz için Oia köyünün en sonuna yel değirmeninin oraya gitmeniz gerek. Biz gün batımını hep verandadan seyrettik. Oia dediğimiz yeri mavi kubbeli kiliselerin ve boy boy kilise çanlarının fotoğraflarından belki hatırlarsınız.

red beach
red beach

Santorini deniz açısından bizi memnun etmedi. Red Beach denilen yere gittik dalgalar çok büyüktü o yüzden denize giremedik. Başka plaj da aramadık çünkü ben biraz hasta gibiydim o gün. Akşam kaldığımız yerin dibindeki Avocado isimli mekanda yedik orta karardı diyebilirim.

oia, santorini
oia, santorini

Ertesi sabah Oia (iya diye okunuyor) gidelim dedik. Erkenden gitmemize rağmen temmuz sıcağında rüzgar girmeyen dar sokaklarda bana fenalıklar geldi. Saat 11.30 civarı cruise gemileriyle turistler de gelmeye başlayınca iyice çekilmez oldu. Kendimizi pansiyona zor attık.

yellow donkey bira
yellow donkey bira
anogi kalamar
anogi kalamar

Öğlen yemek için Anogi’ye gittik. İdare ederdi diyebilirim. Yemekteki en keyifli şey Yellow Donkey birasıydı. Ekmeksi malt aromasıyla çok doygun ve orta karar şebetçi otuyla güzel dengeli bir biraydı. Ne yazık ki Red Donkey’i Yellow kadar beğenmedim. Bira yorumları için başka bir sayfa açacağım galiba sitede 🙂

grek salata ve peynir saganaki
grek salata ve peynir saganaki

O gece akşam yemeği için Fira’daki Naoussa’ya gittik. Buradaki yemekleri pek beğenmedik. Salata filan idare ederdi ancak margarinle yapılmış patates püresi üzerinde tas kebabı gelince biraz midem bulandı. Burası biraz manzara satan bir yer tavsiye etmiyoruz.

fira, santorini
fira, santorini
fira, santorini'den gün batımı
fira, santorini’den gün batımı

Paros’a geçişimizin başı da biraz işkence gibi oldu çünkü feribot kalkış yeri inanılmaz sıcak. Ya güneşin altında bekleyeceksiniz ya da hınca hınç dolmuş kafelerde yer açılsın da oturayım diye bekleyeceksiniz. Üstüne bir de feribot geldiğinde güneşin alnında sıraya girip binmek için 30 dakika bekleyeceksiniz. Off anlatırken bile bayılacak gibi oldum.

denizden fira
denizden fira

Velhasıl Santorini manzarasıyla bizi büyüledi ama deniziyle etkileyemedi. Bir daha gitmeyiz diyeceğimiz adalardan biri oldu burası.

Paros için tıklayınız…

Folegandros Adası

Naksos için tıklayınız…

Bu küçücük ve dağlık adaya akşam sekiz civarı vardık. Otel sahibi bizi arabayla aldı. Burada 3 gece konaklayacaktık ilk gece uygun fiyatlı bir yerde 2 gece de benim ilk görüşte aşık olduğum otelde. Ada o kadar küçük ki, 3 tane köyü var. Biri limanın olduğu yer Karavostasi, diğeri Hora yani merkez, diğeri de Ano Meria. Bunun dışında her yer dağ tepe. Hora bir uçurumun kenarına kurulmuş muhteşem bir manzaraya sahip.

folegandros
folegandros

Adaya su dışarıdan geliyor bu yüzden tasarruflu kullanın dediler. Ada dağlık olduğu için çok eski yıllarda ekim dikim yapabilmek için taraçalandırma yapmışlar. Hala o eski taraçaları görebiliyorsunuz. Rüzgar Çeşme’nin rüzgarı gibi kuzeyden deli deli esiyor.

IMG_8023

İlk gecemizde küçük meydandaki Melissa Restoranda yedik.

IMG_8025

Matsata ismi verilen aslında tavşanla yapılan erişteli bir yemekleri var çok meşhur. Zamanla varyasyonlarını da yapmışlar. Etli, tavşanlı tavuklu vb. Biz dana etli olanını tercih ettik. Lezzetliydi tavsiye ederiz.

IMG_8027
karpuzenia
IMG_8026
bir yunan klasiği musakka

Bir de karpuzania denilen karpuz tatlısı yedik. Fena değildi ama bir daha tadını arayacağımız gibi de değildi. O gece pansiyona gitmeden önce eşime dedim ki gel şu kalacağımız diğer otele uğrayalım odamızı soralım. Neden dedi, dedim belki rezervasyonda bir sıkıntı vardır. Boşver dedi yarın sabah görürüz durumumuzu. Gördük durumumuzu. 🙂

Olayı başa sarayım şimdi. Folegandros’ta çok güzel butik bir otel var adı Anemomilos Apartments. Anemo rüzgar milos ise değirmen demek. Buraya biz aşık olduk. İnternet sitesine girdim nereden rezervasyon yapıldığını bulamadım. Sonra google’a anemomilos reservation filan yazdım bir site çıktı ordan rezervasyon yaptım. Burası dışındaki tüm rezervasyonlar booking.com ile yapıldı. Şimdi otele giriş anımıza dönelim.

Biz elimizde rezervasyon mailimizle otele gittik. Adımızı söyledik. Kadın Türkçe konuşmaya başladı birden 🙂 ama dediği şey şuydu rezervasyonunuz yok. Nasıl yok ama elimizde kağıtlar var. İşte buyrun. Kadın yani Cornelia biz internetten rezervasyon almıyoruz telefonla alıyoruz dedi. Birisi sizi dolandırmış olabilir dedi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü ağlamaya başladım.

Eşim bankayı aradı aksi gibi tam otelin tutarı kadar bir para bloke edilmiş kartımızda. Ama şöyle bir durum da var, Santorini’deki otel ile burada kalışımızın tutarları aynı. Booking.com’u aradık, Cornelia Santorini’yi aradı bize yardımcı olabilmek için oradaki otelle konuştu.

Bu sırada da Cornelia bize kendisinden bahsetti. Burgazada’da yaşıyorlarmış eskiden. Annesini çağırdı, anane çok güzel türkçe konuşuyor ama benim beynim yanmış vaziyette ananeye ne cevap vereceğimi bilemiyorum. Anane bizi kovdular dedi en çok o lafı içime oturdu. Kafam o kadar allak bullaktı ki neden kovdular diye bile soramadım.

Bu sırada resepsiyondaki kadının kızı sanırım adı Diana’ydı, telefonda bağıra çağıra yanımıza geldi, birileriyle deli gibi kavga ediyordu. Sonra olaylar birden çözüldü. Bizim bloke Santorini’deki otele aitti. Rezervasyon yaptığımız site ise gerçekten otele aitmiş ama daha yapım aşamasındaymış, otel sahipleri internete açmayın dediği halde açmışlar ve ben de onu bulup rezervasyon yapmayı başarmışım 🙂

Daha da güzeli şansımıza otelde yerleri varmış. Bu hengameden sonra odamıza yerleştik ve keyfini çıkardık. Hatta deli gibi fotoğraf çektik.

folegandros
folegandros

Biz havuz başında otururken Türk bir bey geldi. İsmini şimdi hatırlayamıyorum ama Emir veya Ersin diyesim geliyor. E ile başladığına emin gibiyim. 80’lerden beri bu adaya gelip tek başına trekking yaparmış. Artık bu ada bile bilinir oldu popülerleşmeye başladı dedi. Sanırım bozulmasından korkuyor. Haklı olabilir ama ulaşım olanakları sınırlı olduğu için bozulma yavaş olacaktır. Diğer adalardaki gibi havaalanı burada yok çünkü çok dağlık. Bu arada adada bizden başka bir de bebekli bir türk aile gördük. İyi cesaret dedim kendi içimden, küçük çocukla sağlık hizmetleri kısıtlı yere gelmek diye.

folegandros
kendi özel terasımızdan manzara
folegandros kilise
folegandros kilise

Adanın bence alameti farikası en yüksek yerine konuçlanmış olan Panagia kilisesi, yılankavi yolu ve bembeyaz duvarları ile her fotoğrafçının defalarca fotoğraflamak isteyeceği bir güzelliğe sahip.

tepeden hora
kilise yolundan hora

Ben diğer sabah eşim istirahat ederken önce köyün içini dolaştım sonra da kiliseye giden yolu tırmandım ve manzarayı fotoğrafladım.

 

 

folegandros meydan
folegandros meydan
folegandros
folegandros
ilerideki körfez karlovassi
ilerideki körfez karovostasi

Akşam To Spitiko isimli mekanında yedik ama çok etkilenmedik. Ertesi sabah denize girmek için otobüse binip Agali plajına gittik. Agali Yunanca sarılmak demek yanılmıyorsam, bu isim de koyun şeklinden ötürü verilmiş. Bu adada araba kiralamak gereksiz çünkü gidilecek yerlere arabayla gidilmiyor bir şekilde yürümeniz gerek veya ufak deniz motorları ile gidiliyor. Belki ATV kiralarsanız olabilir.

odamızdan gün batımı
odamızdan gün batımı

Plajda gölgede oturduğumuz halde eşimi sıcak çarptı günümüz zehir oldu. Araba da olmadığı için bir sonraki otobüsü zor bekledik. Aslında hayalim Ersin Bey gibi trekking ile ufak küçük koylara gitmekti. Adada trekking için bir sürü patika yol var, bunları keşfetmek çok keyifli olacaktır. Sonra eşimle anlaştık vakit olunca bir daha geleceğiz bu adaya ve bol bol yürüyeceğiz.

odamızdan manzara
odamızdan manzara

Ertesi sabah nefis manzara karşısındaki nefis kahvaltıdan sonra Santorini’ye gitmek için limana hareket ettik.

otelden manzara
otelden manzara

Diana ve Cornelia’ya çok teşekkür ederim o kadar karışıklık oldu ama bize çok yardımcı oldular. Vaktiniz ve imkanınız varsa gidin kalın, özellikle değişik bir balayı oteli arıyorsanız tavsiye ederim. Bu tatilden bir yıl sonra Amerika’ya gittik ve orada tanıştığım Rum asılı ev sahibimizle konuşurken tatilimizi anlattım, çok küçük bir adada çok güzel bir otelde kaldık dedim meğer onlar eşiyle balayına bu otele gelmişler. Dünya küçük…

kiliseden manzara
kiliseden manzara

Otel için tıklayınız…

Santorini için tıklayınız…

Barselona

Üçüncü bölüm için tıklayınız.

Barselona için yine airbnb’den yer ayarlamıştım. Evimiz Gracia mahallesindeydi. Metro 2 dklık yürüme mesafesinde olduğu için birçok yere ulaşım rahat. Bu  evi bulmamız maceralı oldu diyebilirim. Evin adresini navigasyona girdik ve sorunsuz bir şekilde evin olduğu sokağa vardık. Sitede evin merkezi olduğu yazıyordu ancak mahalle şehrin dışında, zenginlerin oturduğu 2 katlı evlerden oluşuyor gibiydi. Sokak boyunca 13 numaralı evi aradık ama tuhaftır ki sokakta 13 numara yoktu. Bu saçmalığın üzerine ev sahibimizi aradık ve durumu anlattık. Etrafımızda gördüğümüz şeyleri ve tabelaları okumamızı rica ettiklerinde aslında yanlış yerde olduğumuzu anladık. Aynı sokaktan  2 tane vardı ve biz yanlış olana gelmiştik. Saat 5’ti ve 6’da arabayı havalimanına bırakmak gerekecekti. Ne yapalım derken risk alıp ev sahibinin bize yeni verdiği sokak ismi ile navigasyon sayesinde buluşmayı başardık. Eve eşyaları çıkardığımızda 5 buçuk olmuştu bile. Beyler arabayı alıp havalimanına gittiler biz de yine evde takıldık.

spain126
La Paradeta

Beylerin dönmesi 7 buçuğu buldu, hızla ilk yemeğimiz için kendimizi dışarı attık. İlk tercihimiz birkaç şubesi olan La Paradeta oldu. Burası bir deniz ürünleri restoranı. Girişte sizi ürünlerin durduğu bir tezgah karşılıyor. Burada yiyeceklerinizi seçiyor, bardan da içeceklerinizi aldıktan sonra ödemenizi yapıyorsunuz. Sonrasında size verilen sıra numarası anons edildikçe hazırlanmış olan yemeklerinizi teslim alıyorsunuz.

spain124
Istakozda kampanyaaa

 

spain125
Karides, istiridye ne ararsan var!

Biz 3 dakika boyunca tezgahın karşısında kitlendik kaldık, ne sipariş edeceğimizi bilemedik. 3 tarafı denizlerle çevrili ülkeden gelip de apışıp kalmak komik bir durum.

spain121
Karides ve bebek ahtapotlar
spain123
Istakoz

Sonunda 2şer karides, mini ahtopot, mini kalamar, bir ıstakoz, bir demet sülünez :)), salata ve şaraptan oluşan siparişimizi verdik. Şimdi keşke yengeç de yeseymişiz diyorum. Yabancı olduğumuz için sıra numaramızın ingilizce okunacağını söylediler ancak öyle bir şey olmadı fakat biz okunan numaralardan sayıları benzeterek tahmin edip doğru zamanlamayı tutturduk. 🙂

spain120
Gözlerdeki bu mutluluğa paha biçilemez

Tüm bu güzel şeylere 4 kişi 75 euro ödedik.Bir şişe de şarap içtik. Dördümüz de ilk kez ıstakoz yedik, gayet lezzetli bulduk. Mini kalamarı Kos’ta da yediğimden her ne kadar oradaki tadın biraz gerisinde kalsa da beğendim. Sülünez bizim burda balık yemidir, bizce balık yemi olarak kalsa da olur, aşırı bir lezzet bulamadık. Ancak sülünezin tezgahta dururken garson kadın dokunduğunda kabuğunun içine çekilişini hiç unutmayacağım.

spain119
Hesap lütfen

Akşamları çok sıra oluyor, 7 buçuk gibi gelmeye çalışın. Birden fazla şubesi olduğu için internetten size yakın olanın adresine bakabilirsiniz gitmeden.

Yemek çıkışında La Sagrada  Familia’ya uğradık, gece vakti hem güzel hem de ürkütücü gözüküyordu.

spain127
Sagrada De Familia

Sabah kahvaltısını yine marketten aldıklarımızla evimizde yaptık. Canı çay çeken Saygıncım bir paket english breakfast tea’yi de kapmış. Hepimiz her sabah birer bardak çay içtik sayesinde 🙂

İlk günümüzde Plaza Catalunya’ya gittik. Alışveriş yapacaksanız kıyafet vb. buralar adı duyulmuş mağazalarla dolu. Devasa bir El Corte Ingles var. Burası Boyner gibi bir mağaza. Adını uzun uzun söylemek yerine tüm tatil boyunca Boyner diye bahsettik kendisinden 🙂 Akşam yemeği için çook uzun uğraşlarla bulduğum bir yere gittik. Emre çok yorgun olduğundan mekan da biraz uzakta olduğundan gitmekte tereddüt ettik. Üstelik günlerden cuma olduğu için yer bulma ihtimalimiz de düşüktü.

spain128

Ama iyi ki gitmişiz çünkü hayatımda yediğim en güzel yemekleri orada yedim. Rezervasyon olmadığından15-20 dakika kadar bekledik, başka bir yere gitmeye de zaten gücümüz kalmamıştı. 🙂 Sonrasında bizi barda yan yana oturttular. Mekan küçük bu nedenle bar tipi yerleşim verimli olmuş.

spain134
Gazpacho

Yemeğe ben soğuk çorba gazpacho ile başladım. Bardakta veya kasede alabiliyorsunuz. İnanılmaz lezzetli bir şey. Etrafı buzlarla kaplı bir küpün içinde duruyor normalde, siz isteyince oradan dolduruveriyorlar.

spain129
Azıcık tırtıklanmış patatas bravas ve pan con tomate

İkinci yemek patatas bravas oldu. Bu her tapasçıdan olan bir çeşit. Kızarmış patates üzerinde domatesli bir sos oluyor genelde. Burada farklı beyaz bir sosla servis edilmişti yanılmıyorsam mayonez ve sarımsak karışımı olan “aioli”.  Hayatımda yediğim en güzel patatesti. Acısı falan yerinde çıtırlığı kararında… Üzerine pan con tomate geldi. Aslında bildiğiniz ekmek üstü domates sos gibi bir şey ama hem porsiyon boyutu hem de o domates tadı moda tabirle yıkılıyordu!

spain130
karamelize soğanlı ahtapot

Üzerine karamelize soğanlı ahtapot geldi. O da gayet nefisti ama diğerleri 10’sa o 8 puan alırdı. Bu seyahatte hiç yemediğimiz şeyleri yeme çabamız olduğunda tavşan pirzola da söyledik, e tavşan küçük hayvan, doğal olarak kaburgaları da küçük, kibrit kalınlığındaki kemiklerin etrafını kemirdik diyebilirim. Tadı nasıldı derseniz daha aşağı sıralarda yer alır.

spain132
Tavşan kaburgası

Sıradaki yemeğimiz kaz ciğeri, ilk duyduğu andan itibaren bunu  merak eden Saygıncımın yüzü güldü sonunda. Bizim de güldü çünkü gerçekten beklemediğim kadar lezzetliydi. Aynı anda hem tatlı hem de tuzlu gibi, içi yumuşak dışı karamelize nefis bir tat.

spain133
Kaz ciğeri

Ben aslında “bomba” denilen köftelerinin de çok meşhur olduğunu duymuştum ancak içinde domuz eti olduğunu öğrenince ondan sipariş etmedik. Siz giderseniz deneyebilirsiniz.

Bu kadar harika yemeği yiyince Saygıncım garsonu çağırdı ve dedi ki; biz buradaki her şeyi çok beğendik bize “buradan şu yemeği yemeden gitme diyebileceğiniz bir şey var mı?” (tabii bir de bu cümlenin İngilizcesini hayal edin. :))

spain135
soya soslu ton balığı

Bunun üzerine soya soslu ton balığı ve kuru fasulyeli kalamar geldi. (evet kurufasulye). Özellikle ton balığı kusursuzdu, çiğ balık olmasına rağmen…

spain136
kuru fasulyeli kalamar

Kurufasulye ile kalamar da gayet uyumluydu onu da beğendik ama ton balığını geçemez.

Tatlı faslını da geniş tuttuk ve çeşit çeşit şey söyledik. Mekanın belki de en güzel yönü bizi kazıklamaya uğraşmaması oldu. Tatlı sipariş ederken Saygıncım biraz coşunca adam bu çok fazla deyip yanaklarını şişirip şişko olursun gibilerinden bir hareket yaptı. Başka yerlerde sizi yiyebileceğinizden fazlasını söylediğinizde uyarmazlar.

spain139
Crema Catalana

Tatlılardan en akılda kalanı Crema Catalana oldu. Krem bruleye benziyor diyebilirim.

Tap de Cadaqués
Tap de Cadaqués

Diğerleri çeşitli küçük kekler, trüf çikolata ve Tap de Cadaqués denilen kahveli romlu süt içinde kek şeklindeki bir tatlıydı. Tüm yemek 101.50 euro tuttu. Her kuruşunu hak ettiler.

Çikolatalar
Çikolatalar

Mekan; Paco Meralgo adres; C/ Muntaner, 171 08036 Barcelona

Ertesi sabah eşim Emre biraz hasta uyandı, boğazı batıyor gibiydi. Bu yüzden bir eczaneye uğrayıp tantum benzeri bir ürün sorduk, ama kadında ingilizce yok bizde ispanyolca yok. Antiseptik dedik boğazımızı gösterdik, kadın  durdu “haaa antiseptiko” dedi ve boğazını göstererek yutkununca anlaşmayı başardık.

 

 

spain141
yine deniz ürünleri

 

spain140
Çeşit çeşit mantar

Günün devamında marketlerin marketi La Boqueria’ya uğradık. Renk renk tezgahların arasında dolandıktan sonra önce hazır meyve salatalarından aldık, sonra egzotik meyve satan tezgahlardan, liçi, dragon fruit, passion fruit vb alıp yakınlardaki bir parkta lüplettik.

Meyveler
Meyveler
Kaz ciğeri
Kaz ciğeri

Günün devamında deniz kıyısındaki alışveriş merkezine uğradık. Eşim ve ben kahve içip dinlenirken Saygın ve Sümeyra biraz alışveriş yaptı.

spain145
Barcelona
spain146
Herkeste aynı pozdan var bence…

Bu sırada öğlen yemeği için sandviççiye akşam da meşhur tapasçı Quimet&Quimet’e gideriz diye düşünmüştüm ama notlarıma bakarken tapasçının cumartesi 4’e kadar açık olduğunu görünce öğlen için dümeni buraya çevirdik.

spain150
Quimet&Quimet

Buradaki tapasları da genel olarak beğendik ama hem mekanın kalabalık olması hem de sıcağın etkisi ve ayakta yemek zorunda olduğumuz için istediğimiz keyfi alamadık.

spain148

Buradaki favorimiz karidesli tapas oldu (fotoda gördüğünüz).

spain152

Ben peynirli somonlu ballı tapas’ı da beğendim.

spain149
Turuncular deniz kestanesi

Deniz kestaneli bir tapas da denedim ama tadını çok ayıramadım.

spain153

 

spain151
Quimet&Quimet

Bir de burada meşhur olduğu için vermut içtik ama çok tatlı geldi hoşumuza gitmedi. Sonrasında buğday birasına geçtik. 🙂

spain154
Casa Batlló

Yemek sonrası Casa Mila ve  Casa Batllo’yu gördük.

Casa Mila
Casa Mila

Akşam yemeği için La Pepita’yı tercih ettik. Yemekler güzel olsa da Paco Meralgo’yu geçemedi. Ama yine de öneririz. Rezervasyonsuz zor yer bulunuyor aklınızda olsun. Ana yemekleri fotoğraflamayı unutmuşum !!

Başlangıçlar
Başlangıçlar
Tatlılar
Tatlılar

Buradan çıkışta son gecemizi bira ile noktalayalım diyerek hemen yan sokaktaki La Cervesera Artesana isimli butik bira mekanına geçtik. Diğerleri mekanın biralarından içerken ben Kwak içmeyi tercih ettim.

spain159

 

spain160

Genel olarak memnun olduğumuz bir tatildi. Güzel yemek seçimleri yaptık diyebiliriz. Belki daha az şehir ziyaret etsek daha da verimli gezebilirdik.  Umarım bir kez daha bu güzel yerleri görme şansımız olur.

Zaragoza, Madrid ve Valencia

İkinci bölüm için tıklayınız.

İspanya’daki kiralık arabamız Bmw X1 oldu. Fransa’daki Toyota Corolla Verso’dan sonra bize çok küçük geldi. İki büyük valiz iki de sırt çantasını bagaja zor sıkıştırdık. Diğer iki sırt çantasını da arkaya yanımıza alınca arka koltukta biraz sıkıştık. Planımız Barselona’dan başlayıp öğlen Zaragoza’da mola verip akşamına ise Madrid’e varmaktı. Kahvaltımızı benzin istasyonunun marketinden aldıklarımızla istasyonun bahçesinde yaptık.

spain055

Fransa’da yaşadığımız fahiş ücretli otoyollarla burada da karşılaştık. 150 km için 25 euro yol parası verdik!!!!

spain056
Dağın başında bir boğa!

11.30 civarı Zaragoza’ya vardık. Etkileyici bir meydanda turist infoyu bulup restoran sorduk. Kız bize tapas yemek istiyorsak Tubo’ya gitmemiz gerektiğini söyledi. Tubo’yu bulmak için çokça dolandık, sorduğumuz insanların çoğu dil bilmediğinden biraz sıkıntı çektik.

spain058
Bodegas Almau

En sonunda tabelasında tubo yazan bir mekanın bulunduğu bir sokağın başına geldik. Biraz ilerledik ve yine bir mekanda tubo yazdığını gördük. Kendi aramızda muhabbet edip duruma anlam vermeye çalışırken arkadan, “Pardon, Türk müsünüz?” diyen bir ses geldi. Türk çiftle sohbetimiz sonunda Tubo’nun bir restoran olmadığını bir sokak adı olduğunu (Asmalımescit gibi) öğrendik.

spain057
Tapaslarımız

Tahminim gece bu sokak çok keyifli oluyordur. Bir tapasçıdan diğerine yiye yiye gezmek harika olurdu. Tanıştığımız çift önceden hazırlanmış ve nerelerde hangi tapası yiyeceklerini bile belirlemişlerdi. Ben daha çok Madrid ve Barselona’ya hazırlıklıydım diyebilirim. Onların yönlendirmesi ile Bodegas Almau isimli tapasçıya girdik.

spain059
Hamsili? zeytin

İspanya’da işaret dili ile konuşmaya hazır olun, birçok mekanda ingilizce konuşan birileri olmuyor. Göstererek istemekten utanmayın, sayıları da bir süre sonra çözünce hesapta da sorun olmuyor. Çift bu mekanın kaz ciğeri konusunda iyi olduğunu  söyleyince Saygıncım vak vak sesleri çıkarıp karnını göstererek kaz ciğerini tarif etti ama sanırım o gün kalmamıştı. 🙂 Fotoğrafta göreceğiniz üzere Ambar isimli fıçı birayı tercih ettik. Kırmızılı ekmek acılı ton balığı ezmesi gibi bir şey bayağı başarılıydı. Beyaz olanlar peynir üzeri domates reçeli gibi bir şey, tuzlanmış balık üzeri çikolata ve ekmek üstü peynir aldık. Genel olarak hoşumuza gitti ama en beğenilen ton balığı oldu. Biraz daha etrafta takıldıktan sonra Madrid’e doğru yola koyulduk.

spain060
Zaragoza

 

spain061
Zaragoza
spain062
Zaragoza ve Goya

Bence Zaragoza’da daha gezilecek çok yer var bir gün rahatlıkla ayrılabilir. Dediğim gibi El Tubo’yu gece gezmeyi isterdim doğrusu. Ana meydanda müthiş etkileyici bir katedral var. Vatikan’dakinden sonra hepsi biraz küçük gelse de bu katedrali de beğendik.

Akşam saat 6.30 civarı navigasyonun yardımı ile Madrid’te kalacağımız evi bulduk. Bu tatilimizde ilk defa airbnb’yi kullandık. Her iki yerden de memnun kaldık büyük ihtimalle airbnb’yi sonraki dönemlerde de kullanacağız.

spain063
Plaza Mayor

Evin önünden ev sahibini aradık, bize içeri girip 1. kata çıkmamızı bizi birinin karşılayacağını söyledi. Sahiden de Paquita isimli bir hanım bizi karşıladı ancak kendisi ingilizce bilmiyordu 🙂 Fakat ne tuhaftır ki işaret dili ile birçok şeyi anlatmayı başarıyordu.

spain065

Sonunda Madrid’e geldiğimize göre hazırladığım yapılacaklar listemizi ortaya çıkardım. O akşamki ilk yemek durağımız  kalamarlı sandviç yapılan La Ideal’di. İlk önce evimize 15 dk olan Plaza Mayor’a yürüdük orada takıldıktan sonra Ideal’i aramaya başladık, bayağı bir dolandık polise bile sorduk polis bize kendi favori tapas restoranını tarif etti. Hadi adama ayıp olmasın gösterdiği yönde yürüyelim derken Sümeyra işte burası diye gösterdi. Plaza Mayor’un burnunun dibindeymiş meğerse. Ancak mekan kapalıydı. İtalya’daki kapalı restoran laneti burada da peşimi bırakmıyor mu acaba diye düşündüm.

spain066
La Campana

Açlık düzeyi gittikçe arttığı için Ideal’in hemen yanındaki La Campana’ya girdik. Sanırım Kızılkayalar yerine Bambi’ye girmek gibi bir şey bu 🙂 (Adres: Calle de Botoneras, 6)

spain067
Kalamar ve Mahau birası

Emre bakkaldan, seyahatin ileriki zamanlarda Maho ağanın birası olarak tanımlayacağımız Mahou isimli biradan kapıp geldi, biz de sandviçleri aldık Plaza Mayor’un ortasında lüplettik. Açıkçası tadı güzeldi ancak ekmek ve kalamar bizi bayağı bir tıkadı. Acaba iyi ki de tıkamış mı diye kendime sormadan edemiyorum yoksa sonrasında uğradığımız San Miguel marketten tüm kredi kartlarının limitini doldurup çıkabilirdik.

Plaza Mayor'da bebek taklidi yapan adam. Korkunç bir ses çıkarıyordu.
Plaza Mayor’da bebek taklidi yapan adam. Korkunç bir ses çıkarıyordu.

Madrid için ikinci olmazsa olmaz hedefim karides yapan bir mekandı. o mekanı bulsak mı acaba diyerek gezerken yolumuz San Miguel marketin önüne düştü. Gençlere “Barcelona’da bunun Allah’ını görücez ama buna da bir bakalım neler varmış.” dedim.

spain071
San Miguel Market

 

İçeriği girdiğimizde müthiş bir festival havası bizi bekliyordu, üstelik hafta içi akşam olmasına rağmen! Burası devasa bir restoran gibiydi. Renkli renkli tezgahlarda her şey vardı.

spain076
Zeytinci

 

spain075
Deniz ürünleri

Burgercisi, hemen orada istediğinizi pişiren balıkçısı, hazır italyan yemekçisi, paellacısı, wafflecısı, kahvecisi ve aklıma gelmeyen başka bir sürü tezgah…

spain074

 

Fotoğraflarda yüzümüzdeki gevşek gülümsemelerden ne kadar mutlu olduğumuzu anlayabilirsiniz.

 

spain073

 

Burada ilk defa istiridyenin tadına baktık. Daniel Sorlut’tu tezgahın adı. 6 tanesi 9,80 euro. Biz birer taneyi zor yutarken Saygıncım 3 tane birden yedi ve çok beğendi.

 

spain078
İstiridye tabağı
spain079
Deneme bir ki

Ben şahsen çok sevmedim, evet deniz gibi kokuyordu ama ağzımda bıraktığı o yumuşak yıvışık his beni tiksindirdi. Gerçekten kaliteli bir yerde mi yedik bilmiyorum ama sonunda tadına bakmış olmak bile bir şans.

spain081
Soldaki eleman Tarık

Bu arada istiridyecide çalışan elmanın adı Tarık’tı. Ortadoğuluymuş ama hangi memleketten olduğunu hatırlamıyorum. Biraz sohbet ettik Tayyip muhabbeti yaptık.

spain072

İstirdyecinin hemen sağında bar tezgahı tarzında yapılmış yerden birkaç kez cava (köpüklü beyaz şarap) ve beyaz şarap aldık. Sıcak havada ferahlatıcı geliyor bence o yüzden tapasların yanında bol bol cava içiliyor. Marketin bir başka güzelliği de bir tezgahtan aldığınız şeyle etrafta rahat rahat gezebilmeniz. Biz elimizde şarapla tüm marketi gezdik.

spain070
Sucukcu. Kağıt külahta alıp elde yiyorsunuz.

 

Bir ara içeride oturacak yer bulamayınca dışarıdaki merdivenlerde içkimiz elimizde oturup sohbet ettik meğerse burada içkiyi dışarı çıkarmak yasakmış, amcanın biri geldi bizi İspanyolca uyardı. Ne dediğini anlamadık tabii ama ben 5 dakika önce kapıdaki uyarı yazısını fark etmiş olduğum için amcanın bize ne demek istediğini tahmin ettik. 🙂

spain082
Toledo

Ertesi sabah Toledo’ya doğru yolu çıktık. Toledo Unesco Dünya mirası listesinde yer alan bir şehir.

spain091
Toledo

Etrafından kıvrılarak bir nehir geçen bir tepenin üzerine kurulmuş. Sokaklarında gezerken Ortaçağ havasını hissedebiliyorsunuz. Grasse’da da o eskilik vardı ama ara sokakları rutubet ve küf kokuyordu.

spain083
Toledo

Yaklaşık 1 saatlik bir yolculukla ulaşabiliyorsunuz. Biz kahvaltı etmeden yola çıktığımız için Toledo’nun girişindeki Lidl’a (Avrupa’nın BİM’i) uğrayıp aldıklarımızla kendimize sandviç hazırladık.

 

 

spain085
Kılıçlar ve Yüzüklerin Efendisi’ndeki yazı
spain087
Toledo

Burası kılıçları ve badem ezmesi ile meşhur. Geç kahvaltı ettiğimizden orada yemek yemedik ama badem ezmelerinin tadına baktık, başarılı bulduk.

spain088
Badem ezmelerine bakan ciğerci kedileri 🙂

Sokaklarda kaybola kaybola şehri gezdik. Hava çok sıcak olduğu için bol bol mola verdik.

spain094
Toledo

Akşam 6 gibi Madrid’e dönmek için yollara düştük.

 

spain093
Toledo’da bir restoranın içi

 

spain095
Don Kişot ve Sancho Panza

Gece 8 buçuk gibi karidesçiye gitme amacıyla dışarı çıktık. Mekanın adı La Casa del Abuelo ( Calle de la Victoria, 12). Mekanın bulunduğu sokaktan birkaç dükkan önce kapalı bir dükkanın üstünde kocaman el abuelo yazdığını görünce yine yüreğime indi ancak Saygıncım adrese göre daha ileride olması lazım diyip üstüne de mekanı bulunca sevinçten havalar uçtum 🙂

spain101

Burada yediğim karideslerin lezzetini nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum. Şimdiye kadar yediğiniz karidesleri bir kenara bırakın, hele Türkiye’dekileri saymayın bile! Bu mekan ispanyol iç savaşından önce diğer tapasçılar gibi sandviç servis ediyormuş ama savaşla birlikte ekmek için un azalınca karidesi menülerine eklemişler. Çok da iyi etmişler.

spain100
Çatallı tabakta ızgara karides var

İlki ızgara karides; bizim grupta yediklerimiz arasında 3. sıraya konulsa da inanılmaz lezzetliydi. Izgara karides ve sadece deniz tuzu!

spain099
croquetas de gambas

İkincisi; karides kroket gibi olan “croquetas de gambas” Dışı inanılmaz çıtır içi ise yumuşacık, gram yağ çekmemiş mükemmel bir lezzet.

spain098
Karidesler fokurduyor
spain096
Üstad karides güveci hazırlarken

Üçüncüsü ve küçük grubumuzun favorisi ise karides güveç oldu. Saf zeytinyağı içinde acı kırmızı biber ve özel sarımsak sosu karışımı.

spain097
Madrid

4 kişi 2 kroket, 2 güveç, 1 de ızgara karides yedik. Birer bardak da beyaz house wine içtik. O gece çok doymuştuk ama şimdi keşke diğer çeşitlerden de deneseydik diyorum. Hepsi 65 euro tuttu. Türkiye’de bir güveç içinde pul biber ve azcık sarımsakla yakılmış 2 kaşık çimçim karidese 25 tl fiyat çakarlarken bu fiyata böyle lezzetli karides yemek kolay rastlanılan bir şey değil.

spain104

 

Yemek zevkinden sarhoş bir şekilde birçok tapasçının bulunduğu sokağın yolunu tuttuk. (Calle de Cava Baja) Burada da not kağıtlarımı çıkarıp sırayla yazanlara uğradık. Bazıları çok kalabalıktı bazıları hem kalabalık hem de bize göre fazla elitti.

spain103

En başta soldaki tapasçıya girdik. Dişi John Lennon olarak tabir ettiğimiz şirin bir garson ilgilendi bizimle. Portakallı kurutulmuş ördek ve birkaç şey daha yedik ama isimlerini not almayı atlamışım. Genel olarak güzeldi ama karidesleri tabii ki geçemedi.

spain104

spain105

 

Ertesi sabah 10 gibi yola çıkmaya karar verip uyuduk. Ancak sabah kalktığımızda bizi çok kötü bir sürpriz bekliyordu. Arabamız park ettiğimiz yerden çekilmişti! Buraya aşağıdaki videoyu koymak ve şöyle demek istiyorum:

Emrecim araba komple yok!

 

Sümeyra ile ben evde oturduk eşlerimiz ise arabanın peşine düştü. Saat 11 gibi Paquita geldi ve ona google translate’e yazdığım şeyleri okuyarak durumumuzu anlattım. Sağolsun eşlerimiz gelene kadar evde beklememizde bir sıkıntı olmadığını söyledi. Emreler saat 12.30 gibi arabayı alarak dönebildiler. Arabayı bulabilmek için Madrid’i bir baştan bir başa dolanmışlar, bulduklarında da 150 euro vermek durumunda kalmışlar. Siz siz olun park konusunda çok dikkatli olun adamların acıması yok valla. 🙂

spain106
Valencia’nın marketi, azıcık yamuk çekmişiz

Valensiya’ya varmamız 3 saatten fazla sürdü. Kaldığımız yer şehir merkezindeydi ama ara sokaklar dar olduğu ve bazı yerlere araba girişi olmadığı için mekanı bulmakta zorlandık. Blue Moon pansiyon (Portal del Valldigna, 8, valencia) bizdeki apart oteller gibi. 4 kişi 2 odalı bir evde gecelik 72 euroya kaldık. Evde her imkan vardı ama ne yazık ki biraz kapalı kalınca tuvaletten koku geliyordu. Bir gece kaldığımızdan çok sorun etmedik.

spain107
Valencia

Vardıktan sonra karnımızı açık markette doyururuz diye düşündük ama vardığımızda kapalı olduğunu gördük.  Polise sorduğumuzda sadece öğlen 12’ye kadar açık olduğunu söyledi. Biz de marketin karşısındaki bir pastanede sandviç yiyip portakal suyu içtik. Valensiya portakalıyla meşhur muhakkak portakal suyu için derim. Yemek sonrasında odamıza dönüp dinlendik.

spain108
Valencia

Gece paella yemek amacıyla dışarı çıktık. Tramvaya binip sahile indik.

spain109
Valencia
spain110
Valencia

İnanılmaz uzun ve geniş bir kumsalı var buranın. Deniz nasıl bilmiyorum, girme fırsatımız olmadı :(( Paella Valencia’da doğmuş, bu yüzden buradan yemeden gitmeyelim dedik.

spain111
Valencia Sahil

Yine araştırmalarım sonucunda L’Estimat’ın iyi olduğunu öğrendim. Kısa bir arayıştan sonra restoranı bulduk, biraz üst sınıf bir balık lokantasına benziyordu. Paella neredeyse her yerde 2 kişilik hazırlanıyor. Tek kişilik yok ne yazık ki.  Biz bir deniz ürünlü, bir de tavuklu-tavşanlı olandan sipariş ettik.

spain113

Yarım saat sonra tabaklara servis edilmiş olarak geldi. Ama o da ne tavuklu tavşanlının içinde salyangozlar var! Efendim paella eskiden gariban yemeğiymiş, elde yenecek et ne varsa konuyormuş, salyangozlar da bundan nasibini almış. Paellayı yedik ama salyangozu yiyemedik… Paella’yı çok büyük beklentilerle söyledik ama bizim için hayal kırıklığı oldu. Hatta deniz ürünlü olanı daha çok beğeneceğimi düşünüyordum ama tavuklu olan daha güzeldi. Yanlış mekan seçimim hepimizi yormuştu.

spain112
Doyduk ama beğenmedik

Dönüşümüz gece 12’yi geçtiği için tramvaya binemedik o yüzden taksi çevirdik. 4 kişi 12 euro verdik. Taksimetre sistemi bizdekinden değişik. 6 euro’dan açıldı ama belli bir mesafe gidene kadar tutar değişmedi, bir yerden sonra artmaya başladı. 🙂 Taksici 12-14 civarı tutar dedi binmeden önce, dürüst adammış 13 euro gibi bir şey tuttu.

spain114
Valencia Market

Ertesi sabah erken kalkıp markete (Mercado Central) gittik. Peynir ekmek meyve aldık. Burada da inanılmaz bir deniz ürünü, sebze, meyve ve peynir çeşitliliği vardı.

spain115
Valencia Market

Zaragoza’da karşılaştığımız çiftle burada da karşılaştık. Beyefendinin adı Aykutmuş, telefonlarımızı verdik. 🙂 Onlar da bizim gibi Madrid’te San Miguel markete bayılmışlar. Ayrıca yol paralarından şikayet ettiler bizim gibi. 🙂 Eğer burayı okursanız yorum yapın Aykut Bey.

spain116
Karides gören masum köylü

Marketten çıkmadan önce İspanya’da meşhur olan horchata (horçata diye okunuyor)’dan içtik. Tadı kek hamurunu anımsattı bize, soğuk servis edildiğinden ferahlatıcı, ağızda tozlumsu pürtüklü bir his bırakıyor. Eğer anneniz kek yaparken çanağı yaladıysanız tam size göre.

spain118
Horchata

Valensiya gezide en az gezebildiğimiz yer oldu, kısıtlı zamanda çok şey görmeye çalışmanın ve arabayı çektirmenin yan etkisi de böyle oluyor.

spain117
Mmm peynirler…

Saat 11.30 civarı Barselona’ya dönmek için hareket ettik.

Barcelona için tıklayınız…