Tag Archives: otel

Naksos Adası

Mikonos için tıklayınız…

Naksos Kiklad’ların en büyüğü. En büyüğü olduğu için de yapılacak çok şey var. Tarihi yerlerini gezebilir, dağ köylerine çıkabilirsiniz bizim gibi ya da eğer seviyorsanız rüzgar sörfü ve kite surf için harika sahilleri var. Yapmasanız da gidip izleyebilirsiniz. Naksos, Yunan Adaları içinde kendi kendine yetebilen nadir adalardan. Su kaynakları var bu yüzden tarım ve hayvancılık mevcut. Ve yine bu sebepten güzel peynirleri var.

Burada vapurdan iner inmez ben bir köşede valizlerin başını bekledim eşim de gidip araç kiraladı. Nissan Micra ve 50 euro 🙂 Burada da merkezden 6 km uzaktaki Aya Anna isimli köye geçtik. Kalacak yer araştırması yaparken genç bir arkadaşın blogunda bahsettiği küçük ve temiz bir otel vardı, Artemis Hotel. Blogun ismini ne yazık ki şu an hatırlayamıyorum. Fiyatı da çok uygun olduğu için ,gecelik 45 euro, orayı tercih ettik. Hotel denize 2 dakika mesafede. Burada da deniz çok güzel ama fazla kalabalıktı. Sığ ve dibi kum ama tertemiz. Çocuklu bir aileyseniz rahat edersiniz.Daha çok Alman turistleri gördük diyebilirim.

portara
portara

O akşam üstü güneşi batırmak için Portara denen antik yapının oraya gittik. Portara kapı demek, bu antik mekandan geriye bu kapı çerçevesi kaldığı için böyle isimlendirmişler.

portara
portara Naksos

Mekan M.Ö 530 civarında tapınak olarak inşa edilmeye başlanmış fakat savaşlar yüzünden hiç bitirilememiş. Biz de çoğunluk gibi burada kayalara oturup romantizmin doruklarında güneşi batırdık.

portara naksos
portara naksos

O gece yemeğimizi adanın içine doğru bir meydandaki Fotis Greek Cuisine isimli yerde yedik. Hiç bilmeden girdiğimiz bu yerde yemekler fena değildi. Sonrasında da geceyi her yaz gecesinde olması gerektiği gibi dondurma ile sonlandırdık.

kitron
kitron

Ertesi gün hava kapalıydı biraz. Biz de dağ köylerini gezelim istedik.

naksos
naksos

İlk durağımız Halki köyü oldu. Sadece burada üretilen Kitron isimli likörü ile ünlü. Tahminimizin aksine likör, ağacın kavun büyüklüğündeki meyvelerinden değil de yapraklarından yapılıyor. Ağaçkavunu deniyormuş bu meyveye Türkçede. Minik üretim tesisini gezdik ve ekşi limon lezzetli bu içkinin tadına baktık. Daha ufak şişelerde satılsaydı mesela 10 cl gibi hediyelik olarak götürecektim.

kitron damıtım tesisi
kitron damıtım tesisi

Burada sokaklarda dolaşıp meydana limonata ile ferahladıktan sonra yolumuza Filoti köyüne doğru devam ettik. Filoti’nin en güzel özelliği köy meydanındaki muhteşem büyüklükteki ağaçlar ve onların altında oturma keyfi. Sıcak havada çok iyi geliyor.

Naksos'un tepeleri
Naksos’un tepeleri

Bir sonraki durağımız ise bir yamaca kurulu olan Apiranthos köyü oldu. Daracık sokakları ve mermer yolları ile insanı geçmişe götürüyor.

Apiranthos meydanı
Apiranthos meydanı
Apiranthos meydanı
Apiranthos meydanı

Açlığımızı Yunanca “horta” denen karışık ot haşlaması ve Naksos’a has peynirler ile bastırıyoruz. Yediğimiz mekanın adı Amorginos. Manzarası güzel özellikle balkonda oturursanız. Ana yemekleri tatmadığımız için fazla yorum yapamayacağım.

IMG_7867
Apiranthos manzara
horta denen yeşillikler
horta denen yeşillikler
Naksos peynileri
Naksos peynileri

Sonrasında balıkçı köyü Moutsouna’ya devam ettik ama karnımız tok olduğu için orada sadece denize girdik. Ne yazık ki oranın fotoğrafını çekmemişim.

uzaktan moutsuna
uzaktan moutsuna

O gece yemeğimizi labirent gibi sokakların arasında yer alan Vasilis isimli mekanda yedik. Ben Ahtapot stifado yani güveç yedim. Eşim tavuklu bir şey yedi ama sanırım çok beğenmemişti, tuzlu gelmişti. Ahtapot da idare ederdi.

IMG_7909
grek salata
IMG_7910
ahtapot güveç
IMG_7911
tavuklu bişi 🙂

Ertesi gün daha çok Aya Prokopis’te takıldık. Burası da sığ ve dalgasız bir kumsal. Aya Anna’dan çok bir farkı yoktu. Adanın bu tarafa bakan plajları hep bu şekilde.

naksos plajları
naksos plajları

 

axiotissa
axiotissa

Akşam dönüşte resepsiyonda çalışan kızın tavsiye ettiği Axiotissa isimli restorana gittik. Sanırım akşam 7 civarı gittiğimiz için şanslıydık çünkü hep kalabalık olan bir yermiş. 9’a kadar yiyip kalkmak şartıyla oturabilirsiniz dediler. Bu restoranda birçok şey organikmiş.

börek
börek

Ortaya patlıcanlı börek söyledik, eşim tas kebabı gibi bir şey söyledi bense fırında keçi sipariş ettim.

IMG_7954

Girit tatilimizde bir iyi keçi yemeği vardı, bir de kötü demeyelim ama kokulu keçi yemeği vardı 🙂

keçiiii
keçiiii

Bu yüzden biraz risk almıştım diyebilirim ama yemek çok harika çıktı. Etler tel tel kemiğin üzerinden dökülüyordu ve koyun keçi yemeklerindeki o bildiğiniz koku yoktu. Bayıla bayıla yedik. Türkiye’de böyle keçi pişiren yer varsa lütfen paylaşın yorumlarda. Yanında da bir Yunan birası içtim. Tinos  adasında üretilen Nissos birası. Bol şerbetçi otlu tadıyla keçinin yağlı tadını çok güzel kesti ve her yudumda damağımı temizledi. Bulabilirseniz tadına bakın mutlaka.

nisos bira
nisos bira

Bu adada Portara dışındaki tarihi yerlere pek uğramadık ama benim aklımın kaldığı bir şey var. İkisi Melanes’te ve biri de Apollonas’ta olmak üzere iki köyün yakınlarında devasa üç heykel varmış. Kouros deniyormuş bunlara. M.Ö 6. Yüzyıla dayanan bir geçmişleri var ve tanrı Dionysos’u simgeledikleri düşünülüyormuş.

naksos
naksos

Ertesi sabah diğer adaya geçmeden önce arabayı teslim edip valizleri de kiralama şirketine emanet edip eski şehrin içinde gezintiye çıktık.

naksos
naksos

Şehrin labirent gibi bir yapısı var. Bunun sebebi eskiden sürekli gerçekleşen korsan saldırılarından kaleyi korumak istemeleri.

naksos
naksos

Bir şekilde biz de kendimizi nasıl olduğunu bilmeden kalenin içinde bir yerde bulduk. Ayrılmadan önce liman ve Portara manzarasının fotoğraflarını çektik.

IMG_7980

IMG_7974

naksos
naksos

Folegandros için tıklayınız…

Paros ve Anti Paros Adaları

Santorini için tıklayınız…

Burada sahilin dibinde bir pansiyonda kaldık. Adı Stella Hotel ama bence pansiyon 🙂 Folegandros ve Santorini’den sonra biraz gariban hissetmedik değil hani. Pansiyon sahilin dibinde ama bizim oda arkaya bakıyor. Yatak odası biraz küçük, eşyalar eski ama temiz diyebiliriz. Kısıtlı alanda her şeyi yapmaya çalışmışlar. Klima var, su ısıtıcısı var, saç kurutma makinesi bile vardı. Ufak bir sepette sallama çay ve kahve de vardı. Sahibi Stella Hanım araba kiralamak için de yardımcı olmak istedi ama ellerinde araba kalmamış. Sonrasında biz başka bir yerden bulduk.

paros'ta gün batımı
paros’ta gün batımı

İlk gün adanın güneyindeki birkaç koyda denize girdik ama ne yazık ki o koyların ismini not almayı atlamışım. Yanlış hatırlamıyorsam Aliki plajına gitmiştik. Bir de kuzeydeki garip kaya formasyonlarının olduğu Kolimbitres’e de uğradık orası da ilginç tavsiye ederim.

noussa
naoussa

Paros’un meşhur balıkçı kasabası Naoussa’ya da gittik. Tüm seyahatimiz boyunca ilk kez deniz ürünü niyetiyle oturmuştuk ancak hayal kırıklığı ile kalktık. Eşim balık bakmaya içeri girdi sonra beş karış suratla döndü. Bir balığın gözü yok öbürlerinin de kafası yok dedi. Birçok kişi balığın tazeliğinin gözünden ve solungaç renginden anlaşıldığını bilir. Bunun üzerine ızgara ahtapot ve grek salata yiyip kalktık. Sanırım balığa bakmadan sipariş vermiştik yoksa kalkıp giderdik. Burada iki çift laf edelim, tüm Yunanistan gezilerimiz sırasında açık bir şekilde kazıklanmaya çalıştığımız tek yer burası oldu. Evet Santorini de margarinli yemeğe denk gelmiştik ama bayat balık kakalamaya çalışmak ondan daha aşağılık bir şey.

levantis
levantis

O gece Levantis isimli Restoran’da yemek yedik. Modern Yunan mutfağı diyebileceğim bir tarzları vardı. Ama ilginç bir şekilde bizim mutfaktan da bir şeyler almışlar. Menüde mantı ve patatesli gözleme de vardı. Mesela gördüğünüz şey daha sulu yoğurttan yapılmış cacık ama içinde nane ve dolmalık fıstık var.

levantis tavşan
levantis tavşan

Ben ana yemek olarak tavşan istedim, biraz kuruydu. Emre’nin yemeğiise fırında kuzuydu. O beğendi. Başlangıçlar da güzeldi.

levantis salata
levantis salata üzeri asma yaprağına sarılı hellim peyniri
IMG_8490
asma yaprağına sarılı kuzu eti

Paros’ta Apollon Garden restoranına giden ara sokakta gençlerden oluşan bir müzik grubu çok güzel bir şarkı çalıyorlardı. İki gece üst üste oraya gidip aynı şarkıyı dinledik. Tahmin edersiniz ki bizim için bu tatilin şarkısı o oldu, yani Beirut’tan Postcards from Italy.

 

 

 

Apollon Garden Restoran tripadvisor’da yüksek puanlı yerler arasında ama bence çok da hak etmiyor. Biraz kalite fiyat dengesi iyi değil.

apollon garden restoran
apollon garden restoran
karides saganaki çok küçük porsiyon geldi
karides saganaki çok küçük porsiyon geldi
sucukakia yani sulu izmir köfte
sucukakia yani sulu izmir köfte

Son gün Mikonos’a dönüş gemisi akşam altıdaydı ama biz kiralık arabamızı geri vermiştik. O gün için Paros’un hemen alt köşesinde kalan Antiparos adasına geçmeye karar verdik. Limandan tekneye bindik yarım saat sonra Antiparos’taydık. Ben ATV kiralayalım diye çok ısrar etsem de eşim sıkı pazarlık sonucu atv parasına araba kiralamayı başardı.

IMG_8589

Vathis Volos
Vathis Volos

Bastık gaza adanın diğer tarafında Vathis Volos isimli ufak ıssız bir koy bulduk oranın tadını çıkardık. Bizim Mikonos’tan aldığımız şemsiye ve hasırlar orada Hakk’ın rahmetine kavuştu.

IMG_8536

paros mağara
paros mağara

Sonrasında da dağın tepesine çıkıp Aya Ioannis mağarasına girdik. 17 Ağustos depreminden beri bu tip kapalı yerlere girmekten hazzetmem ama bu sefer korkmadım ve mağaraya girmeyi başardım. Çok etkileyici olduğunu söylemeliyim. Giderseniz mutlaka mağaraya uğrayın. Biz mağaraya girerken Türk birkaç aile de gelmişti. Bayram dolayısıyla Türklerin sayısı artmıştı.

Mağara dağın tepesinde olduğu için muhteşem bir manzarası var.

antiparos
antiparos

Feribota binmeden önce Little Green Rocket’ta yemek yedik. Güzeldi tavsiye ederim ama çok kalabalık oluyor.

Dönüş

28 temmuzda Mikonos’a geri döndük. uçağımız ertesi gündü  yani bayramın sondan bir önceki günü. Girit seyahatinden dilimiz yandığı için (okumak için buraya) dönüşü son güne bırakmadık. Havaalanında tuhaf bir durumla karşılaştık. Biz Atlasjetle gelmiştik fakat Mikonos’a Bora Jet de uçuyor. Bora Jet uçağın kalkış saatini öne almış fakat yolcularının bir kısmına sms göndermiş bir kısmına göndermemiş. Böyle olunca bazı yolcular açıkta kaldı. Telefonda kavgalar gürültüler bilmem neler… Bir sürü tantana. Sonunda o yolcular da bir şekilde bizim uçakla döndüler ama tatillerinin sonu tatsız oldu tabii.

Biraz maceralı olsa da çok keyif aldığımız bir tatil oldu diyebilirim.

Santorini Adası

Folegandros için tıklayınız…

Yine yavaş gemiyle Santorini’ye geçtik.  Pek çoğunuz bu adanın ismini duymuştur. Denize bakan muhteşem sonsuzluk havuzu fotoğrafları ile aklımda yer eden bir ada oldu burası. Benim takıntım sonsuzluk havuzları, gerçekten çok seviyorum ama yüksek sezonda böyle havuzlu yerde kalmak bütçemizi inanılmaz aşıyordu ama bir şekilde havuz olmasa da harika manzaralı bir yerde kalmayı başardık.

verandamızdan gün batımı
verandamızdan gün batımı

Kaldığımız yerin adı Villa Lukas. Manzara muhteşem, yan odayla paylaşımlı olsa da harika bir verandası var. Odanın içi temiz, ufak bir mutfağımsı köşesi var. İçi verdiğiniz fiyata değmiyor ama manzara değiyor.

verandamız
verandamız sis altında

Burada kaldığımız her gün yan odada farklı bir Uzak doğulu kaldı. Sanırım çoğu Çinliydi. Otel sahibiyle konuştuğumuzda Çinlilerin  her gün farklı bir otelde kaldığını ve buna anlam veremediğini söyledi. Yani Santorini içinde bile her gün farklı bir yerde kalıyorlarmış. Bu arada otel sahibi bir daha gelecek olursanız beni arayın booking.com’dan daha ucuz fiyat veririm diye bize söyledi. Belki kaldığımız yeri beğenen olur sizin aklınızda olsun.

verandamızdan gün batımı
verandamızdan gün batımı

Santorini de üç büyük köy var Fira, İmerovigli ve Oia. Santorini bir volkanın kraterinin çöküp içine su dolması ile oluştuğu için bu üç köy de kraterin iç tarafına yani caldera dedikleri yere bakıyor ve yine bu nedenle 3’ü de denize tepeden bakıyor.

lüks oteller
lüks oteller

Fira’nın aşağısında Cruise gemilerinin yanaştığı yer var. Oradan eşeklerle veya merdivenden kendiniz veya teleferikle  yukarı  Fira’ya çıkabilirsiniz.

verandamızdan manzara
verandamızdan manzara

Fira’dan sonra İmerovigli var. Bizim kaldığımız yer bu köydeydi. Burada ve Fira’da güneş denize batmıyor. Güneşin denize batışını görmeniz için Oia köyünün en sonuna yel değirmeninin oraya gitmeniz gerek. Biz gün batımını hep verandadan seyrettik. Oia dediğimiz yeri mavi kubbeli kiliselerin ve boy boy kilise çanlarının fotoğraflarından belki hatırlarsınız.

red beach
red beach

Santorini deniz açısından bizi memnun etmedi. Red Beach denilen yere gittik dalgalar çok büyüktü o yüzden denize giremedik. Başka plaj da aramadık çünkü ben biraz hasta gibiydim o gün. Akşam kaldığımız yerin dibindeki Avocado isimli mekanda yedik orta karardı diyebilirim.

oia, santorini
oia, santorini

Ertesi sabah Oia (iya diye okunuyor) gidelim dedik. Erkenden gitmemize rağmen temmuz sıcağında rüzgar girmeyen dar sokaklarda bana fenalıklar geldi. Saat 11.30 civarı cruise gemileriyle turistler de gelmeye başlayınca iyice çekilmez oldu. Kendimizi pansiyona zor attık.

yellow donkey bira
yellow donkey bira
anogi kalamar
anogi kalamar

Öğlen yemek için Anogi’ye gittik. İdare ederdi diyebilirim. Yemekteki en keyifli şey Yellow Donkey birasıydı. Ekmeksi malt aromasıyla çok doygun ve orta karar şebetçi otuyla güzel dengeli bir biraydı. Ne yazık ki Red Donkey’i Yellow kadar beğenmedim. Bira yorumları için başka bir sayfa açacağım galiba sitede 🙂

grek salata ve peynir saganaki
grek salata ve peynir saganaki

O gece akşam yemeği için Fira’daki Naoussa’ya gittik. Buradaki yemekleri pek beğenmedik. Salata filan idare ederdi ancak margarinle yapılmış patates püresi üzerinde tas kebabı gelince biraz midem bulandı. Burası biraz manzara satan bir yer tavsiye etmiyoruz.

fira, santorini
fira, santorini
fira, santorini'den gün batımı
fira, santorini’den gün batımı

Paros’a geçişimizin başı da biraz işkence gibi oldu çünkü feribot kalkış yeri inanılmaz sıcak. Ya güneşin altında bekleyeceksiniz ya da hınca hınç dolmuş kafelerde yer açılsın da oturayım diye bekleyeceksiniz. Üstüne bir de feribot geldiğinde güneşin alnında sıraya girip binmek için 30 dakika bekleyeceksiniz. Off anlatırken bile bayılacak gibi oldum.

denizden fira
denizden fira

Velhasıl Santorini manzarasıyla bizi büyüledi ama deniziyle etkileyemedi. Bir daha gitmeyiz diyeceğimiz adalardan biri oldu burası.

Paros için tıklayınız…

Folegandros Adası

Naksos için tıklayınız…

Bu küçücük ve dağlık adaya akşam sekiz civarı vardık. Otel sahibi bizi arabayla aldı. Burada 3 gece konaklayacaktık ilk gece uygun fiyatlı bir yerde 2 gece de benim ilk görüşte aşık olduğum otelde. Ada o kadar küçük ki, 3 tane köyü var. Biri limanın olduğu yer Karavostasi, diğeri Hora yani merkez, diğeri de Ano Meria. Bunun dışında her yer dağ tepe. Hora bir uçurumun kenarına kurulmuş muhteşem bir manzaraya sahip.

folegandros
folegandros

Adaya su dışarıdan geliyor bu yüzden tasarruflu kullanın dediler. Ada dağlık olduğu için çok eski yıllarda ekim dikim yapabilmek için taraçalandırma yapmışlar. Hala o eski taraçaları görebiliyorsunuz. Rüzgar Çeşme’nin rüzgarı gibi kuzeyden deli deli esiyor.

IMG_8023

İlk gecemizde küçük meydandaki Melissa Restoranda yedik.

IMG_8025

Matsata ismi verilen aslında tavşanla yapılan erişteli bir yemekleri var çok meşhur. Zamanla varyasyonlarını da yapmışlar. Etli, tavşanlı tavuklu vb. Biz dana etli olanını tercih ettik. Lezzetliydi tavsiye ederiz.

IMG_8027
karpuzenia
IMG_8026
bir yunan klasiği musakka

Bir de karpuzania denilen karpuz tatlısı yedik. Fena değildi ama bir daha tadını arayacağımız gibi de değildi. O gece pansiyona gitmeden önce eşime dedim ki gel şu kalacağımız diğer otele uğrayalım odamızı soralım. Neden dedi, dedim belki rezervasyonda bir sıkıntı vardır. Boşver dedi yarın sabah görürüz durumumuzu. Gördük durumumuzu. 🙂

Olayı başa sarayım şimdi. Folegandros’ta çok güzel butik bir otel var adı Anemomilos Apartments. Anemo rüzgar milos ise değirmen demek. Buraya biz aşık olduk. İnternet sitesine girdim nereden rezervasyon yapıldığını bulamadım. Sonra google’a anemomilos reservation filan yazdım bir site çıktı ordan rezervasyon yaptım. Burası dışındaki tüm rezervasyonlar booking.com ile yapıldı. Şimdi otele giriş anımıza dönelim.

Biz elimizde rezervasyon mailimizle otele gittik. Adımızı söyledik. Kadın Türkçe konuşmaya başladı birden 🙂 ama dediği şey şuydu rezervasyonunuz yok. Nasıl yok ama elimizde kağıtlar var. İşte buyrun. Kadın yani Cornelia biz internetten rezervasyon almıyoruz telefonla alıyoruz dedi. Birisi sizi dolandırmış olabilir dedi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü ağlamaya başladım.

Eşim bankayı aradı aksi gibi tam otelin tutarı kadar bir para bloke edilmiş kartımızda. Ama şöyle bir durum da var, Santorini’deki otel ile burada kalışımızın tutarları aynı. Booking.com’u aradık, Cornelia Santorini’yi aradı bize yardımcı olabilmek için oradaki otelle konuştu.

Bu sırada da Cornelia bize kendisinden bahsetti. Burgazada’da yaşıyorlarmış eskiden. Annesini çağırdı, anane çok güzel türkçe konuşuyor ama benim beynim yanmış vaziyette ananeye ne cevap vereceğimi bilemiyorum. Anane bizi kovdular dedi en çok o lafı içime oturdu. Kafam o kadar allak bullaktı ki neden kovdular diye bile soramadım.

Bu sırada resepsiyondaki kadının kızı sanırım adı Diana’ydı, telefonda bağıra çağıra yanımıza geldi, birileriyle deli gibi kavga ediyordu. Sonra olaylar birden çözüldü. Bizim bloke Santorini’deki otele aitti. Rezervasyon yaptığımız site ise gerçekten otele aitmiş ama daha yapım aşamasındaymış, otel sahipleri internete açmayın dediği halde açmışlar ve ben de onu bulup rezervasyon yapmayı başarmışım 🙂

Daha da güzeli şansımıza otelde yerleri varmış. Bu hengameden sonra odamıza yerleştik ve keyfini çıkardık. Hatta deli gibi fotoğraf çektik.

folegandros
folegandros

Biz havuz başında otururken Türk bir bey geldi. İsmini şimdi hatırlayamıyorum ama Emir veya Ersin diyesim geliyor. E ile başladığına emin gibiyim. 80’lerden beri bu adaya gelip tek başına trekking yaparmış. Artık bu ada bile bilinir oldu popülerleşmeye başladı dedi. Sanırım bozulmasından korkuyor. Haklı olabilir ama ulaşım olanakları sınırlı olduğu için bozulma yavaş olacaktır. Diğer adalardaki gibi havaalanı burada yok çünkü çok dağlık. Bu arada adada bizden başka bir de bebekli bir türk aile gördük. İyi cesaret dedim kendi içimden, küçük çocukla sağlık hizmetleri kısıtlı yere gelmek diye.

folegandros
kendi özel terasımızdan manzara
folegandros kilise
folegandros kilise

Adanın bence alameti farikası en yüksek yerine konuçlanmış olan Panagia kilisesi, yılankavi yolu ve bembeyaz duvarları ile her fotoğrafçının defalarca fotoğraflamak isteyeceği bir güzelliğe sahip.

tepeden hora
kilise yolundan hora

Ben diğer sabah eşim istirahat ederken önce köyün içini dolaştım sonra da kiliseye giden yolu tırmandım ve manzarayı fotoğrafladım.

 

 

folegandros meydan
folegandros meydan
folegandros
folegandros
ilerideki körfez karlovassi
ilerideki körfez karovostasi

Akşam To Spitiko isimli mekanında yedik ama çok etkilenmedik. Ertesi sabah denize girmek için otobüse binip Agali plajına gittik. Agali Yunanca sarılmak demek yanılmıyorsam, bu isim de koyun şeklinden ötürü verilmiş. Bu adada araba kiralamak gereksiz çünkü gidilecek yerlere arabayla gidilmiyor bir şekilde yürümeniz gerek veya ufak deniz motorları ile gidiliyor. Belki ATV kiralarsanız olabilir.

odamızdan gün batımı
odamızdan gün batımı

Plajda gölgede oturduğumuz halde eşimi sıcak çarptı günümüz zehir oldu. Araba da olmadığı için bir sonraki otobüsü zor bekledik. Aslında hayalim Ersin Bey gibi trekking ile ufak küçük koylara gitmekti. Adada trekking için bir sürü patika yol var, bunları keşfetmek çok keyifli olacaktır. Sonra eşimle anlaştık vakit olunca bir daha geleceğiz bu adaya ve bol bol yürüyeceğiz.

odamızdan manzara
odamızdan manzara

Ertesi sabah nefis manzara karşısındaki nefis kahvaltıdan sonra Santorini’ye gitmek için limana hareket ettik.

otelden manzara
otelden manzara

Diana ve Cornelia’ya çok teşekkür ederim o kadar karışıklık oldu ama bize çok yardımcı oldular. Vaktiniz ve imkanınız varsa gidin kalın, özellikle değişik bir balayı oteli arıyorsanız tavsiye ederim. Bu tatilden bir yıl sonra Amerika’ya gittik ve orada tanıştığım Rum asılı ev sahibimizle konuşurken tatilimizi anlattım, çok küçük bir adada çok güzel bir otelde kaldık dedim meğer onlar eşiyle balayına bu otele gelmişler. Dünya küçük…

kiliseden manzara
kiliseden manzara

Otel için tıklayınız…

Santorini için tıklayınız…

Marsilya ve Toulon

Pegasus Havayolları’nın Barcelona’ya hat açmasını dört gözle bekliyordum. İspanya’ya direkt uçan tek havayolu THY olduğu için biletler pahalıydı bu yüzden Pegasus çok iyi bir fırsat oldu. Ancak İspanya’ya çift olarak gitmek istiyorduk, bu nedenle eşim Emre’nin, çok yakın bir arkadaşı olan Saygın’a planımızı aktardık, izin alma süreçleri falan derken gidiş biletleri biraz pahalılandı. Biz de planda ufak değişiklik yapıp daha uygun fiyata uçabileceğimiz Marsilya’yı tercih ettik. Aslında ilk plan Marsilya, Cannes ve Nice’i gezdikten sonra arabayla sahilden Barcelona‘ya geçmekti, ancak hem kiralık araba ile ülke değiştirme maliyetleri hem vakit kaybı, hem de yorucu olacağı için Barcelona’ya uçakla geçmeyi düşündük. Araştırmamız sonucunda easyjet‘te çok uygun fiyata (kişi başı 45 euro civarı) Nice-Barcelona uçuşu bulunca üzerine atladık.

IMG_4203
Les Miserables

İlk durağımız Marsilya oldu. 26 Haziran 2013 gece 23.30 uçağıyla havalanıp, saat 1 gibi oraya vardık. İlk gece için otel ayarlamadık, bunun sebebi hem otele geç varacağımız için yarım kaldığımız bir geceye 80-90 euro para vermemek, hem sabah araba kiralayacağımız için havalimanına geri dönmek zorunda kalmamak hem de Marsilya hakkında okuduğum “çok tehlikeli, güvensiz, sabah 10’da adam öldürüyorlar” yorumları oldu. Açıkçası gece Marsilya’ya inip otel aramak istemedim. Bu nedenle havalimanında bir gece yatmayı tercih ettik.

Eşim ve kankası Saygın, üniversiteye başlamadan önce Akdeniz sahillerinde gezerken parklarda yattığından bu fikri ortaya atan kişiler oldular. Yukarıda saydığım sebeplerle de duruma itiraz etmedim. Uçağımız indikten sonra çok kısa bir pasaport kontrolünden geçtik. Easyjet ve Ryanair gibi low-cost havayollarının hizmet verdiği terminalden çıkış yaptık. Ben öncesinde lonelyplanet forumunda havalimanında kalabilir miyiz kalırsak ne olur gibi sorular sormuştum, onlara dayanarak mevcut terminalden çıkıp sağa doğru ilerledik ve ana terminale vardık. Üst katta yerler halıfleksle kaplıydı, plaj havlularımızı serdik, yanımızda getirdiğimiz çarşaflarımızı da üstümüze örttük. Eşimin içi rahat etmedi sanırım bu nedenle gece biz uyurken o oturup kitap okudu. Sabah hoparlörlerden yayılan müzik sesi ve valiz çekme sesleri ile uyandık. Kahvaltımızı başka yer bulamadığımız için starbucks’ta ettik.

IMG_4217
Marsilya

 

IMG_4213
Marsilya Yat Limanı

Sonrasında Europcar’a giderek kiraladığımız arabayı teslim aldık. Kiralık arabaları önceden ayarlamak çok önemli çünkü hem uygun fiyat alıyorsunuz hem de arabasız kalma gibi bir ihtimaliniz olmuyor. İtalya seyahatinde bunun sıkıntısını çekmiştik hatırlarsanız. 4 kişi, 2 büyük valiz, birer de el bagajımız olduğundan sığabilmek için büyük araba kiraladık. Şansımıza Toyota Coralla Verso denk geldi. Ama ona bile bagaj üstü kapağında tümsek yaratmadan sığmamız çok zor oldu. Araba kiralarken valizlerinizin büyüklüğüne dikkat edin derim. İyi ki Golf vb. kiralamamışız dedik. Arabayı aldıktan sonra ilk durağımız Marsilya’nın içi oldu.

IMG_4247
Nefis ama pahalı…

 

Bu seyahatimizde de İtalya’daki gibi Navfree isimli yazılımı kullandık ancak bu sefer iki harita yüklü olduğundan mıdır nedir, güzergahları bulmakta sıkıntı çekti alet. Birçok kez Saygın’ın elindeki SonyEricsson telefonun GPS’inden faydalandık ki , o da internete ihtiyaç duyuyor. Marsilya’nın içinde yat limanı bulunuyor, gezerken gördüğüm kartpostallarda gece görünüşü çok muhteşem ancak gündüz pek bir numarası yok gibi. Sahil boyunca yürüdük, tepede meşhur bir kilise varmış, gece tam dinlenemediğimiz için tepeye kadar çıkmak istemedik. Fransa’da ve İtalya’da birçok yerde şehir içi oyuncak tren tadından gezdiren trenler var biz fiyatlarını gereksiz pahalı bulduk ancak belki siz seversiniz. Yat limanının önündeki bir kafede bir şeyler içtikten sonra şehrin ara sokaklarında biraz turladık. İyi bir süpermarkete rastlayınca da ekmek, hindi salamı, peynir, içme suyu ve portakal suyu alarak kalacağımız otele arabayla hareket ettik.

 

IMG_4244
Marsilya

 

Aklımdan geçen planda ilk gün Marsilya ve Toulon arasındaki köylerde denize girmek vardı, ancak yorgunluk hepimizi vurunca otele gitmeye karar verdik. 3-4 civarı otele vardık, aldıklarımızla kendimize sandviç aldıktan sonra herkes dinlenmeye çekildi. Akşam 6 gibi hazırlanıp dışarı çıktık. Resepsiyondaki amcaya yemek yiyebileceğimiz yer sorduk, sahildeki bir pizzacıyı tarif etti ve kartını verdi.

IMG_4267
Ateş, su, hava, tahta

 

Biz de şehrin içinde dolana dolana yat limanının oraya indik. Pizzacıyı bulduk ancak çok hoşumuza gitmedi. Limanın sonuna doğru bir barda oturup birer bira parlatalım dedik. Eşim ve Saygın Edelweiss buğday birası isterken biz de birer Amstel aldık. Biralarımız geldikten birkaç dakika sonra elinde minik bir karatahtaya Fransızca yemekler yazılı bir adam çıkıp geldi tahtayı masamıza bıraktı ve gitti. Ne yapacağımızı bilemedik, güldük, tahtanın fotoğrafını çektik. 5 dakika sonra adam geri dönüp ne sipariş edeceğimizi sordu, biz de ona yemek yemeyeceğimizi söyleyince şoka girdi tahtayı alıp gitti. 1 dakika sonra ise siparişimizi almış olan kız yanımıza gelip, üstünde servis olan masalara oturmanın “ben yemek yiyeceğim” demek olduğunu bize söyledi. Biz de bunun üzerine böyle bir şeyden haberdar olmadığımızı söyledik. Kız da bizden başka bir masaya geçmemizi istedi, paşa paşa geçtik. Ancak olay burada bitmedi. 6 Euro olan biraları bize 10 euro yazdılar, hesaba itiraz ettiğimizde de zaten öyleydi dediler. Menüyü göster desek adama, yalan söylediği ortaya çıkacak ama bilmediğimiz memlekette kavga gürültü etmek istemediğimiz için 3-5 euronun peşine düşmedik, bahşiş de bırakmadık ama. Mekanın ismi La Lampa. Haram olsun verdiğimiz para. Size tavsiyem Toulon’a giderseniz bu mekanın yanından bile geçmeyin.

Pizzacıyı gözümüz tutmayınca interneti açtık ve iş tripadvisor’a düştü, 2 tane çok güzel lokantaya yönlendirdi bizi ilki La Promesse idi kapısına geldiğimizde Michelin yıldızlı olduğunu gördük, fiyatlar da hayli yüksekti tabii. Bu nedenle bir sokak aşağıdaki başka bir restorana yöneldik, orası da fazla kalabalıktı. Bir üçüncü restoranı ararken küçük bir meydanda bir pizzacı gördük, Fransız kaynıyordu. Yerliler yiyorsa çok da kötü olamaz diyerek restoran arayışımızı sonlandırdık.

IMG_4279

IMG_4280

IMG_4281

 

Dördümüz de birer pizza söyledik, benimkinde patlıcan ve enginar kalbi vardı gerçekten çok lezzetliydi. Saygın adında Pakistan geçen bir pizza istedi, tonbalıklı sarımsaklı falandı ancak Pakistan ile ton balığını bağdaştıramadık 🙂 Eşim ise köz biberli, mantarlı bir pizza söyledi, bir de mekanın kendi şarabından içtik o da gayet düzgündü. Buraya yolunuz düşerse kafa rahat bir yemek için tavsiye ederim, fiyatlar da aşırı yüksek değil, bir pizza 14 euro civarıydı. Mekanın ismi Chez Gaetano Pizzeria.

 

IMG_4297
Bir takım eğlenceler…
IMG_4306
Toulon Meydan’da çılgınlıklar

Yemekten sonra dinlenmek için otelimize döndük. Burada Hotel De La Gare’da kaldık. Garın tam karşısında orta hallice fiyatlı bir otel, çarşaflar falan temizdi ama ekstra konfor beklememek gerekiyor. Arabamızı gara 15 metre mesafede yerin altındaki otoparka bıraktık, normalde günlüğü 15 euro ancak otel müşterisi olunca 8 euroya geldi. Bu arada ilerleyen yazılarda da göreceğiniz üzere otoparka verdiğimiz paranın haddi hesabı yok.

 

IMG_4317
Cassis

 

Ertesi sabah kahvaltıyı yine marketten yapılan alışverişle hallettik. Dandik kruvasan, çilek reçeli ve kahve içeren Fransız otel kahvaltısına 8-10 euro vermektense bu taktikle kişi başı 3-4 euroya karnımızı çok güzel doyurduk.

IMG_4319
Cassis

Sonrasında ise önceki gün gidemediğimiz koylara gitmek amacıyla geriye doğru yola koyulduk.

IMG_4314
Cassis

İnternette yaptığım araştırmalara göre, Marsilya ile Toulon arasında Calanques adı verilen koylar varmış, bu koylar milli park statüsünde olduğundan arabayla erişim sadece bir noktaya kadar sağlanıyormuş. Bu muhteşem turkuaz rengi denize girmek amacıyla Cassis isimli küçük bir balıkçı köyüne gittik. Köy küçük ama köye olan ilgi büyük olunca araba park edecek yer bulmak hayli vaktimizi aldı.

 

IMG_4319
Cassis

 

Turizm ofisinden güzel koylara gidebilmemiz için arabayı bıraktıktan sonra 1,5 saat daha yürümemiz gerektiğini söylediklerinden turkuaz rengi koy hayalimiz de suya düştü.

 

IMG_4324
Deniz güzel gibi ama hava kötü.

 

O sırada dünden beri peşimizi bırakmayan serin hava devam ediyordu. Zaten bu havada da denize girilmez diyerek kendimizi teselli edip Cannes’a doğru yola çıktık.

 

IMG_4327
Cannes yollarında…

İkinci bölüm için tıklayınız…

Cannes, Nice ve Monaco

İlk bölüm için tıklayınız…

Cannes’a varmadan önce yolumuzun üzerindeki St. Tropez’ye uğramadan geçmek istemedik. Lüks yatları, romantik küçük sokakları ile St. Tropez sevimli bir yer ama yemek açısından pahalı doğal olarak. Sahildeki restoranlara yaklaşmadık bile. Eşim elinde sandviç gördüğü bir adamı takip ederek sandviçin kaynağına ulaşmayı başardı. Sandviçlerin içinde ne olduğunu anlama mücadelemiz sırasında sahibi keçi peynirli sandviçi beeeeleyerek anlatmayı başardı. 🙂 Kişi başı 6-7 euroya sandviç yiyip St. Tropez sokaklarından aylak aylak gezdik.

 

IMG_4371
Panini manini

 

Ben şahsen ünlülerin burada ne bulduğunu anlayamadım ya da biz çok yanlış gelmişiz dedim kendime.

IMG_4374
St Tropez Sokakları

 

spain020
Birer krep lüplettik

spain021

 

Merkezinde küçük bir plajımsı yer bulduk onda da sanki yan tarafından denize wc akıyormuş gibi geldi açıkçası içim elvermedi girmeye.

 

spain022
St. Tropez

 

spain023
St. Tropez şekercisi

Akşam üzeri Cannes’deki İbis Budget isimli otelimize vardık. Geceliği iki kişilik 50 euroydu. (aslında bizim odalarda altta 2 kişilik üstte de ranza stili bir kişilik yatak vardı, yani 3 kişi 50 euroya da kalınabilir) Odalar mikro seviyede düzenlenmiş. Lavabo küçücük ve odanın köşesinde, duşakabin ise odadan direkt kendi cam kapısı ile ayrılıyor, duvara gömmüşler yani anlayacağınız.

spain048
Saygın’ın ranza üstü qeyfi 😛

İnternet bedava, kahvaltı ise 6 euro. Otelimize yerleştikten sonra merkeze doğru sallandık. Yolda nereli olduğumuzu soran bir amca cevabımızı duyunca Gezi olayları üzerine bizimle sohbet etti ve eğer birliğe katılmak istiyorsanız ondan kurtulmalısınız dedi.

spain024
Tokuştur Guinness’leri…

Ben daha uzun kalacağımız için daha çok İspanya’daki yeme-içme olaylarına konsantre olmuştum. Bu nedenle Cannes’da bir restoran bilmiyordum. Açlık da başa vurunca sıra sıra dizilmiş restoranların önündeki menülerine bakarak geçtik. Bir yerin önünde durup 3 kişilik deniz ürünleri tabağının 93 euro olduğunu görünce koşarak kaçalım buradan demişliğim oldu. Sonradan öğrendiğim kadarıyla Cannes’ın en meşhur balıkçısı orasıymış. 🙂

spain027

 

spain026
Byron Burger

Sonrasında Guinness içme arzusuyla Byron isimli mekana oturduk, biramızın sonlarında mekandan kalkmak zor geldiğinden yemeğimizi de orada yedik. Üçümüz Byron burger aldık, Saygın ise deniz ürünlü noodle tercih etti. Yemekler güzeldi ama çılgıncasına tavsiye edilecek kadar da başarılı değildi.

spain033
Grasse

Ertesi sabah yine marketten aldıklarımızla kahvaltı ettikten sonra parfümleri ile ünlü Grasse şehrini görmeye karar verdik. Asıl planımız Grasse’e uğradıktan sonra denize girmekti ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Grasse; Patrick Süskind’in Das Parfüm kitabında baş kahramanın yaşadığı yer. Daracık sokakları ile bir tepenin üzerine konuşlanmış.

spain032
Grasse

Evlerin çoğu sanki çoooook eskilerden kalmış gibi. Bazılarının dış duvarlarından rutubet sızıyor, bazılarının ise boyaları akmış…

 

spain031
Grasse

 

spain030
Grasse

Şehrin merkezinde Fragonard’ın mini parfüm müzesini bedavaya gezdik ve dükkandan biraz alışveriş yaptık.

spain028
Müge Çiçeği

 

spain029
Fragonard Dükkan

2013’ü Müge çiçeği yılı ilan etmişler o yüzden müge çiçeğinin parfümleri, sabunları ve oda kokuları vardı. Ben deliye döndüm tabii. Hepsinden aldım :). Burada başka bir sürü parfüm dükkanı daha var. Saygın’ın eşi Sümeyra da başka bir dükkandan çok güzel bir parfüm aldı. Seçim yapmakta çok zorlandık diyebilirim.

Fotoğraflarda da göreceğiniz üzere haziranın sonunda uzun kollularla gezdiğimiz için o gün de denize girmeyi erteledik ve Monaco’ya gitmeye karar verdik.

spain034
Monaco

Fransa’da araba kiralayıp gezecekseniz aklınızda tutmanız gereken bir şey var. Otoyollar çok pahalı! 15-20 km’de bir gişelere girip her birinde 3-5 euro ödemekten iflahımız söküldü! Monaco’ya da bu yollardan geçerek vardık.

spain042
Monaco ve biz
spain040
Monaco

 

spain041
Monaco

Seyahatimizin Fransa kısmında bizi en çok etkileyen yer Monaco oldu. Küçücük bir alanda sıkışmış gökdelenler, şehrin ortasında kaydıraklı bir havuz, en pahalı arabalar (Lamborgini, Bentley… ) marinada muhteşem yatlar…

spain035
Monaco polisi
spain037
Monaco’da yatlar
spain038
Monaco’da gökdelenler

Şansımıza Longines’in sponsor olduğu atla atlama şampiyonası vardı. Monte-Carlo’ya doğru yürürken önünden geçtik ve aklımdan şimdi burayı kapatırlar istesek de izleyemeyiz diye geçti fakat dönüşte durumun öyle olmadığını gördük.

spain036

 

spain039

 

Biz seyrederken Türkiye’yi temsilen Ömer Karaevli yarıştı. Şaşırdık tabii. Yarışmanın sonunu görmeden Monaco’dan ayrıldık o nedenle kaçıncı oldu bilemiyorum.

spain043
Cassio Rivetti yarışıyor

 

spain044
Ömer Karaevli
spain045
Ömer Karaevli yarışıyor
spain046
Geir Gulliksen yarışıyor

O gece Fransa’da son gecemiz olduğundan güzel bir restoranda yemek yiyelim dedik. Saygıncım internetten Ciro Restoran‘ı buldu. Cannes’da sahile inmeden bir ara sokakta yer alıyor. Yemek seçerken garsonumuz çok yardımcı oldu. Veal nedir diye sorduğumuzda bize şirin bir şekilde baby cow dedi 🙂

spain049

 

Başlangıç olarak  bu soğukların olduğu tabağı aldık. bizim için domuz eti yerine fume dana eti koydular. Minicik ama inanılmaz lezzetli midyeler (sanırım şarap sosunda pişmişti), mozarella, çiğ midye ve karides, kurutulmuş domates ve patlıcandan oluşan bu tabak çok hoşumuza gitti.

spain050
cotaletta milanese

Saygıncım cotaletta milanese istedi yani et şinitzel diyebiliriz. Lezzeti gayet yerindeydi.

spain052

Ben deniz ürünlü tagliatelle istedim gerçekten mükemmeldi bitiremediğim için o kadar üzüldüm ki anlatamam. Emre ve Sümeyra’da başka makarnalardan istediler onlar da çok memnun kaldı.

 

spain051

 

spain053

Şarap olarak Ciro’nun house wine’ını tercih ettik, italyan restoranı olduğu için şarap da İtalya’dan gelmişti ve başarılıydı. Tam rakamı hatırlamasam da 100 euro civarı hesap verdiğimizi söyleyebilirim.

Cannes’da son günümüzde hava sıcacık olunca denize girme fırsatını yakaldık. Fransa’nın İtalya sınırındaki Menton isimli kasabasına gittik. Deniz uzaktan turkuaz rengi gözükse de yakınına gittiğinizde bizim denizimiz gibi berrak değil. Öğleden sonraya kadar güneşin tadını çıkardık sonrasında ise akşam 8’deki uçağımıza binmek için Nice’e doğru yola çıktık.

Nice-Barcelona uçuşumuzu easyjet’le gerçekleştirdik. Biletimizi önceden aldığımız için kişi başı 45 euro civarında bir para ödedik. Easyjet low-cost denen havayolu tipinde, ikramlar paralı ve en önemlisi kabin bagajı dışında aşağıya verdiğiniz bagaj için ek ödeme yapıyorsunuz. Dikkat edilmesi gereken diğer nokta ise ek bagaj kilosu bileti aldığınızda daha ucuz, sonrasından internetten alayım deseniz bile kilo başına 10 euro civarı fiyat çakıyorlar. Hele ki havaalanında bagaj öderseniz işte o zaman çok yüksek ücretler 🙂 Kabin bagajında ise ağırlık sınırı yok ama ebat sınırı var.

Bir saatlik uçuşun ardından akşam 9 civarı Barcelona’ya iniş yaptık. Burada küçük bir not düşmek isterim ki; öleyazıyorduk!! Tam uçak Barcelona üstünde, denizden karaya doğru alçalmaya başlıyor, Saygıncım ile Sümeyra birbirine sarılmış uyuyor işte o saniyede uçak birden 15-20 derece sağa yattı, bildiğin teknenin sağa yatması gibi sağa doğru gittik sonra hemen düzeldik. Saygın ve Sümeyra yerlerinden fırladılar resmen, ben çığlık attığımı hatırlıyorum

spain054
Barcelona

Ertesi sabah önceden kiraladığımız aracı havalimanından alacağımızdan Frontair Congress Aeropuerto isimli oteli tercih ettik. Gecelik sadece 53 euro ödedik üstelik havaalanında gidiş – geliş shuttle bedava. Otelin oda kalitesi iyiydi üstelik devasa bir alışveriş merkezinin yanında. Şehre çok uzak olduğunu belirtmek isterim. Akşam yemeğinde ise otelin restoranında yeme gafletinde bulunduk, ama rezaletti, o anları hatırlamak dahi istemiyorum 🙂 Siz kalırsanız gidin McDonalds yiyin,o fersah fersah daha iyi.

Sabah erkenden arabamızı almak için havaalanına döndük.

3. bölüm için tıklayınız.

Zaragoza, Madrid ve Valencia

İkinci bölüm için tıklayınız.

İspanya’daki kiralık arabamız Bmw X1 oldu. Fransa’daki Toyota Corolla Verso’dan sonra bize çok küçük geldi. İki büyük valiz iki de sırt çantasını bagaja zor sıkıştırdık. Diğer iki sırt çantasını da arkaya yanımıza alınca arka koltukta biraz sıkıştık. Planımız Barselona’dan başlayıp öğlen Zaragoza’da mola verip akşamına ise Madrid’e varmaktı. Kahvaltımızı benzin istasyonunun marketinden aldıklarımızla istasyonun bahçesinde yaptık.

spain055

Fransa’da yaşadığımız fahiş ücretli otoyollarla burada da karşılaştık. 150 km için 25 euro yol parası verdik!!!!

spain056
Dağın başında bir boğa!

11.30 civarı Zaragoza’ya vardık. Etkileyici bir meydanda turist infoyu bulup restoran sorduk. Kız bize tapas yemek istiyorsak Tubo’ya gitmemiz gerektiğini söyledi. Tubo’yu bulmak için çokça dolandık, sorduğumuz insanların çoğu dil bilmediğinden biraz sıkıntı çektik.

spain058
Bodegas Almau

En sonunda tabelasında tubo yazan bir mekanın bulunduğu bir sokağın başına geldik. Biraz ilerledik ve yine bir mekanda tubo yazdığını gördük. Kendi aramızda muhabbet edip duruma anlam vermeye çalışırken arkadan, “Pardon, Türk müsünüz?” diyen bir ses geldi. Türk çiftle sohbetimiz sonunda Tubo’nun bir restoran olmadığını bir sokak adı olduğunu (Asmalımescit gibi) öğrendik.

spain057
Tapaslarımız

Tahminim gece bu sokak çok keyifli oluyordur. Bir tapasçıdan diğerine yiye yiye gezmek harika olurdu. Tanıştığımız çift önceden hazırlanmış ve nerelerde hangi tapası yiyeceklerini bile belirlemişlerdi. Ben daha çok Madrid ve Barselona’ya hazırlıklıydım diyebilirim. Onların yönlendirmesi ile Bodegas Almau isimli tapasçıya girdik.

spain059
Hamsili? zeytin

İspanya’da işaret dili ile konuşmaya hazır olun, birçok mekanda ingilizce konuşan birileri olmuyor. Göstererek istemekten utanmayın, sayıları da bir süre sonra çözünce hesapta da sorun olmuyor. Çift bu mekanın kaz ciğeri konusunda iyi olduğunu  söyleyince Saygıncım vak vak sesleri çıkarıp karnını göstererek kaz ciğerini tarif etti ama sanırım o gün kalmamıştı. 🙂 Fotoğrafta göreceğiniz üzere Ambar isimli fıçı birayı tercih ettik. Kırmızılı ekmek acılı ton balığı ezmesi gibi bir şey bayağı başarılıydı. Beyaz olanlar peynir üzeri domates reçeli gibi bir şey, tuzlanmış balık üzeri çikolata ve ekmek üstü peynir aldık. Genel olarak hoşumuza gitti ama en beğenilen ton balığı oldu. Biraz daha etrafta takıldıktan sonra Madrid’e doğru yola koyulduk.

spain060
Zaragoza

 

spain061
Zaragoza
spain062
Zaragoza ve Goya

Bence Zaragoza’da daha gezilecek çok yer var bir gün rahatlıkla ayrılabilir. Dediğim gibi El Tubo’yu gece gezmeyi isterdim doğrusu. Ana meydanda müthiş etkileyici bir katedral var. Vatikan’dakinden sonra hepsi biraz küçük gelse de bu katedrali de beğendik.

Akşam saat 6.30 civarı navigasyonun yardımı ile Madrid’te kalacağımız evi bulduk. Bu tatilimizde ilk defa airbnb’yi kullandık. Her iki yerden de memnun kaldık büyük ihtimalle airbnb’yi sonraki dönemlerde de kullanacağız.

spain063
Plaza Mayor

Evin önünden ev sahibini aradık, bize içeri girip 1. kata çıkmamızı bizi birinin karşılayacağını söyledi. Sahiden de Paquita isimli bir hanım bizi karşıladı ancak kendisi ingilizce bilmiyordu 🙂 Fakat ne tuhaftır ki işaret dili ile birçok şeyi anlatmayı başarıyordu.

spain065

Sonunda Madrid’e geldiğimize göre hazırladığım yapılacaklar listemizi ortaya çıkardım. O akşamki ilk yemek durağımız  kalamarlı sandviç yapılan La Ideal’di. İlk önce evimize 15 dk olan Plaza Mayor’a yürüdük orada takıldıktan sonra Ideal’i aramaya başladık, bayağı bir dolandık polise bile sorduk polis bize kendi favori tapas restoranını tarif etti. Hadi adama ayıp olmasın gösterdiği yönde yürüyelim derken Sümeyra işte burası diye gösterdi. Plaza Mayor’un burnunun dibindeymiş meğerse. Ancak mekan kapalıydı. İtalya’daki kapalı restoran laneti burada da peşimi bırakmıyor mu acaba diye düşündüm.

spain066
La Campana

Açlık düzeyi gittikçe arttığı için Ideal’in hemen yanındaki La Campana’ya girdik. Sanırım Kızılkayalar yerine Bambi’ye girmek gibi bir şey bu 🙂 (Adres: Calle de Botoneras, 6)

spain067
Kalamar ve Mahau birası

Emre bakkaldan, seyahatin ileriki zamanlarda Maho ağanın birası olarak tanımlayacağımız Mahou isimli biradan kapıp geldi, biz de sandviçleri aldık Plaza Mayor’un ortasında lüplettik. Açıkçası tadı güzeldi ancak ekmek ve kalamar bizi bayağı bir tıkadı. Acaba iyi ki de tıkamış mı diye kendime sormadan edemiyorum yoksa sonrasında uğradığımız San Miguel marketten tüm kredi kartlarının limitini doldurup çıkabilirdik.

Plaza Mayor'da bebek taklidi yapan adam. Korkunç bir ses çıkarıyordu.
Plaza Mayor’da bebek taklidi yapan adam. Korkunç bir ses çıkarıyordu.

Madrid için ikinci olmazsa olmaz hedefim karides yapan bir mekandı. o mekanı bulsak mı acaba diyerek gezerken yolumuz San Miguel marketin önüne düştü. Gençlere “Barcelona’da bunun Allah’ını görücez ama buna da bir bakalım neler varmış.” dedim.

spain071
San Miguel Market

 

İçeriği girdiğimizde müthiş bir festival havası bizi bekliyordu, üstelik hafta içi akşam olmasına rağmen! Burası devasa bir restoran gibiydi. Renkli renkli tezgahlarda her şey vardı.

spain076
Zeytinci

 

spain075
Deniz ürünleri

Burgercisi, hemen orada istediğinizi pişiren balıkçısı, hazır italyan yemekçisi, paellacısı, wafflecısı, kahvecisi ve aklıma gelmeyen başka bir sürü tezgah…

spain074

 

Fotoğraflarda yüzümüzdeki gevşek gülümsemelerden ne kadar mutlu olduğumuzu anlayabilirsiniz.

 

spain073

 

Burada ilk defa istiridyenin tadına baktık. Daniel Sorlut’tu tezgahın adı. 6 tanesi 9,80 euro. Biz birer taneyi zor yutarken Saygıncım 3 tane birden yedi ve çok beğendi.

 

spain078
İstiridye tabağı
spain079
Deneme bir ki

Ben şahsen çok sevmedim, evet deniz gibi kokuyordu ama ağzımda bıraktığı o yumuşak yıvışık his beni tiksindirdi. Gerçekten kaliteli bir yerde mi yedik bilmiyorum ama sonunda tadına bakmış olmak bile bir şans.

spain081
Soldaki eleman Tarık

Bu arada istiridyecide çalışan elmanın adı Tarık’tı. Ortadoğuluymuş ama hangi memleketten olduğunu hatırlamıyorum. Biraz sohbet ettik Tayyip muhabbeti yaptık.

spain072

İstirdyecinin hemen sağında bar tezgahı tarzında yapılmış yerden birkaç kez cava (köpüklü beyaz şarap) ve beyaz şarap aldık. Sıcak havada ferahlatıcı geliyor bence o yüzden tapasların yanında bol bol cava içiliyor. Marketin bir başka güzelliği de bir tezgahtan aldığınız şeyle etrafta rahat rahat gezebilmeniz. Biz elimizde şarapla tüm marketi gezdik.

spain070
Sucukcu. Kağıt külahta alıp elde yiyorsunuz.

 

Bir ara içeride oturacak yer bulamayınca dışarıdaki merdivenlerde içkimiz elimizde oturup sohbet ettik meğerse burada içkiyi dışarı çıkarmak yasakmış, amcanın biri geldi bizi İspanyolca uyardı. Ne dediğini anlamadık tabii ama ben 5 dakika önce kapıdaki uyarı yazısını fark etmiş olduğum için amcanın bize ne demek istediğini tahmin ettik. 🙂

spain082
Toledo

Ertesi sabah Toledo’ya doğru yolu çıktık. Toledo Unesco Dünya mirası listesinde yer alan bir şehir.

spain091
Toledo

Etrafından kıvrılarak bir nehir geçen bir tepenin üzerine kurulmuş. Sokaklarında gezerken Ortaçağ havasını hissedebiliyorsunuz. Grasse’da da o eskilik vardı ama ara sokakları rutubet ve küf kokuyordu.

spain083
Toledo

Yaklaşık 1 saatlik bir yolculukla ulaşabiliyorsunuz. Biz kahvaltı etmeden yola çıktığımız için Toledo’nun girişindeki Lidl’a (Avrupa’nın BİM’i) uğrayıp aldıklarımızla kendimize sandviç hazırladık.

 

 

spain085
Kılıçlar ve Yüzüklerin Efendisi’ndeki yazı
spain087
Toledo

Burası kılıçları ve badem ezmesi ile meşhur. Geç kahvaltı ettiğimizden orada yemek yemedik ama badem ezmelerinin tadına baktık, başarılı bulduk.

spain088
Badem ezmelerine bakan ciğerci kedileri 🙂

Sokaklarda kaybola kaybola şehri gezdik. Hava çok sıcak olduğu için bol bol mola verdik.

spain094
Toledo

Akşam 6 gibi Madrid’e dönmek için yollara düştük.

 

spain093
Toledo’da bir restoranın içi

 

spain095
Don Kişot ve Sancho Panza

Gece 8 buçuk gibi karidesçiye gitme amacıyla dışarı çıktık. Mekanın adı La Casa del Abuelo ( Calle de la Victoria, 12). Mekanın bulunduğu sokaktan birkaç dükkan önce kapalı bir dükkanın üstünde kocaman el abuelo yazdığını görünce yine yüreğime indi ancak Saygıncım adrese göre daha ileride olması lazım diyip üstüne de mekanı bulunca sevinçten havalar uçtum 🙂

spain101

Burada yediğim karideslerin lezzetini nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum. Şimdiye kadar yediğiniz karidesleri bir kenara bırakın, hele Türkiye’dekileri saymayın bile! Bu mekan ispanyol iç savaşından önce diğer tapasçılar gibi sandviç servis ediyormuş ama savaşla birlikte ekmek için un azalınca karidesi menülerine eklemişler. Çok da iyi etmişler.

spain100
Çatallı tabakta ızgara karides var

İlki ızgara karides; bizim grupta yediklerimiz arasında 3. sıraya konulsa da inanılmaz lezzetliydi. Izgara karides ve sadece deniz tuzu!

spain099
croquetas de gambas

İkincisi; karides kroket gibi olan “croquetas de gambas” Dışı inanılmaz çıtır içi ise yumuşacık, gram yağ çekmemiş mükemmel bir lezzet.

spain098
Karidesler fokurduyor
spain096
Üstad karides güveci hazırlarken

Üçüncüsü ve küçük grubumuzun favorisi ise karides güveç oldu. Saf zeytinyağı içinde acı kırmızı biber ve özel sarımsak sosu karışımı.

spain097
Madrid

4 kişi 2 kroket, 2 güveç, 1 de ızgara karides yedik. Birer bardak da beyaz house wine içtik. O gece çok doymuştuk ama şimdi keşke diğer çeşitlerden de deneseydik diyorum. Hepsi 65 euro tuttu. Türkiye’de bir güveç içinde pul biber ve azcık sarımsakla yakılmış 2 kaşık çimçim karidese 25 tl fiyat çakarlarken bu fiyata böyle lezzetli karides yemek kolay rastlanılan bir şey değil.

spain104

 

Yemek zevkinden sarhoş bir şekilde birçok tapasçının bulunduğu sokağın yolunu tuttuk. (Calle de Cava Baja) Burada da not kağıtlarımı çıkarıp sırayla yazanlara uğradık. Bazıları çok kalabalıktı bazıları hem kalabalık hem de bize göre fazla elitti.

spain103

En başta soldaki tapasçıya girdik. Dişi John Lennon olarak tabir ettiğimiz şirin bir garson ilgilendi bizimle. Portakallı kurutulmuş ördek ve birkaç şey daha yedik ama isimlerini not almayı atlamışım. Genel olarak güzeldi ama karidesleri tabii ki geçemedi.

spain104

spain105

 

Ertesi sabah 10 gibi yola çıkmaya karar verip uyuduk. Ancak sabah kalktığımızda bizi çok kötü bir sürpriz bekliyordu. Arabamız park ettiğimiz yerden çekilmişti! Buraya aşağıdaki videoyu koymak ve şöyle demek istiyorum:

Emrecim araba komple yok!

 

Sümeyra ile ben evde oturduk eşlerimiz ise arabanın peşine düştü. Saat 11 gibi Paquita geldi ve ona google translate’e yazdığım şeyleri okuyarak durumumuzu anlattım. Sağolsun eşlerimiz gelene kadar evde beklememizde bir sıkıntı olmadığını söyledi. Emreler saat 12.30 gibi arabayı alarak dönebildiler. Arabayı bulabilmek için Madrid’i bir baştan bir başa dolanmışlar, bulduklarında da 150 euro vermek durumunda kalmışlar. Siz siz olun park konusunda çok dikkatli olun adamların acıması yok valla. 🙂

spain106
Valencia’nın marketi, azıcık yamuk çekmişiz

Valensiya’ya varmamız 3 saatten fazla sürdü. Kaldığımız yer şehir merkezindeydi ama ara sokaklar dar olduğu ve bazı yerlere araba girişi olmadığı için mekanı bulmakta zorlandık. Blue Moon pansiyon (Portal del Valldigna, 8, valencia) bizdeki apart oteller gibi. 4 kişi 2 odalı bir evde gecelik 72 euroya kaldık. Evde her imkan vardı ama ne yazık ki biraz kapalı kalınca tuvaletten koku geliyordu. Bir gece kaldığımızdan çok sorun etmedik.

spain107
Valencia

Vardıktan sonra karnımızı açık markette doyururuz diye düşündük ama vardığımızda kapalı olduğunu gördük.  Polise sorduğumuzda sadece öğlen 12’ye kadar açık olduğunu söyledi. Biz de marketin karşısındaki bir pastanede sandviç yiyip portakal suyu içtik. Valensiya portakalıyla meşhur muhakkak portakal suyu için derim. Yemek sonrasında odamıza dönüp dinlendik.

spain108
Valencia

Gece paella yemek amacıyla dışarı çıktık. Tramvaya binip sahile indik.

spain109
Valencia
spain110
Valencia

İnanılmaz uzun ve geniş bir kumsalı var buranın. Deniz nasıl bilmiyorum, girme fırsatımız olmadı :(( Paella Valencia’da doğmuş, bu yüzden buradan yemeden gitmeyelim dedik.

spain111
Valencia Sahil

Yine araştırmalarım sonucunda L’Estimat’ın iyi olduğunu öğrendim. Kısa bir arayıştan sonra restoranı bulduk, biraz üst sınıf bir balık lokantasına benziyordu. Paella neredeyse her yerde 2 kişilik hazırlanıyor. Tek kişilik yok ne yazık ki.  Biz bir deniz ürünlü, bir de tavuklu-tavşanlı olandan sipariş ettik.

spain113

Yarım saat sonra tabaklara servis edilmiş olarak geldi. Ama o da ne tavuklu tavşanlının içinde salyangozlar var! Efendim paella eskiden gariban yemeğiymiş, elde yenecek et ne varsa konuyormuş, salyangozlar da bundan nasibini almış. Paellayı yedik ama salyangozu yiyemedik… Paella’yı çok büyük beklentilerle söyledik ama bizim için hayal kırıklığı oldu. Hatta deniz ürünlü olanı daha çok beğeneceğimi düşünüyordum ama tavuklu olan daha güzeldi. Yanlış mekan seçimim hepimizi yormuştu.

spain112
Doyduk ama beğenmedik

Dönüşümüz gece 12’yi geçtiği için tramvaya binemedik o yüzden taksi çevirdik. 4 kişi 12 euro verdik. Taksimetre sistemi bizdekinden değişik. 6 euro’dan açıldı ama belli bir mesafe gidene kadar tutar değişmedi, bir yerden sonra artmaya başladı. 🙂 Taksici 12-14 civarı tutar dedi binmeden önce, dürüst adammış 13 euro gibi bir şey tuttu.

spain114
Valencia Market

Ertesi sabah erken kalkıp markete (Mercado Central) gittik. Peynir ekmek meyve aldık. Burada da inanılmaz bir deniz ürünü, sebze, meyve ve peynir çeşitliliği vardı.

spain115
Valencia Market

Zaragoza’da karşılaştığımız çiftle burada da karşılaştık. Beyefendinin adı Aykutmuş, telefonlarımızı verdik. 🙂 Onlar da bizim gibi Madrid’te San Miguel markete bayılmışlar. Ayrıca yol paralarından şikayet ettiler bizim gibi. 🙂 Eğer burayı okursanız yorum yapın Aykut Bey.

spain116
Karides gören masum köylü

Marketten çıkmadan önce İspanya’da meşhur olan horchata (horçata diye okunuyor)’dan içtik. Tadı kek hamurunu anımsattı bize, soğuk servis edildiğinden ferahlatıcı, ağızda tozlumsu pürtüklü bir his bırakıyor. Eğer anneniz kek yaparken çanağı yaladıysanız tam size göre.

spain118
Horchata

Valensiya gezide en az gezebildiğimiz yer oldu, kısıtlı zamanda çok şey görmeye çalışmanın ve arabayı çektirmenin yan etkisi de böyle oluyor.

spain117
Mmm peynirler…

Saat 11.30 civarı Barselona’ya dönmek için hareket ettik.

Barcelona için tıklayınız…